Bir devlet kendi egemenliği altındaki bir coğrafyayı havadan uçaklarla, karadan tanklarla ve toplarla vurmaya, köylerini ve ormanlarını yakmaya başlamışsa bu artık açık bir savaş ilanıdır.

Nitekim bu savaşı, Türkiye’nin yeni diktatörü Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinden önce ilan etmiş, seçimlerden sonra da bu savaşın kıyamete kadar süreceğini belirtmiştir.

Türk devletinin sözde devlet başkanı tarafından ilan edilen bu savaşın, artık "düşman taraflar arasında" süren bir savaşa dönüştüğü; bu savaşla birlikte, Erdoğan ve AKP yönetiminin Kürt halkıyla birlikte yaşama niyetinin olmadığı ilan edilmiştir.

Diktatör Erdoğan, dün verdiği demecinde yine o bayat ve kokuşmuş sloganı tekrarlamış, "tek millet, tek bayrak, tek devlet" diyerek Kürt halkını tanımadığını bir kez daha ilan etmiştir.

Türkiye siyasetinde, Tayyip Erdoğan’ın diktatör olduğu ve Türkiye’yi bir diktatörlük rejimine doğru sürüklediği konusunda geniş bir fikir birliği oluşmuştur. 

Sorun, diktatör tanımlaması yapıldıktan sonra, "diktatör" ile "diktatöre karşı savaşanlar"ı aynı kefeye koyarak sözüm ona "tarafsızlık" görüntüsü vermeye çalışanlardadır.

Eğer bir yönetim tarzına diktatörlük, onun başındaki şahsa da diktatör diyorsanız, o halde diktatörlüğe karşı savaşın meşruiyetini de kabul etmiş oluyorsunuz.

Karşı karşıya gelen taraflardan birine despot veya diktatör diyorsanız eğer, ona karşı savaşmanın onurlu bir insanlık görevi olduğunu da peşinen kabul etmiş oluyorsunuz.

Sorun bu kabul edişin cesaretle ve yüksek sesle dile getirilememesinde.

Gezi ayaklanması sırasında, "PKK neden ateşkesi bitirmiyor?", "PKK neden AKP’ye karşı savaşmıyor?" diyerek serzenişte bulunan heyecanlı aydın ve yazar, bugün de akil insan postunda "PKK neden savaşıyor?", "PKK derhal silah bırakmalı" diyerek PKK ile "diktatörlük" adını verdiği yönetimi, "eşit derecede sorumlu taraf" durumuna getiriyor.

Bu kendini kandırma hali de, her kime verilmek isteniyorsa verilmek istenen mesaj da kötüdür.

PKK ile Tayyip ve AKP iki eşit ve benzer taraf değildir. 

PKK Kürt halkının temsilcisi ve sözcüsüdür. 

Savaşta da barışta da Türkiye, Suriye, Irak ve İran devletlerine karşı Kürdistan halklarının hak ve özgürlüklerini savunan özgürlük hareketidir.

PKK yönetici ve üyeleri, yaşamlarını Kürdistan’ın ve Kürdistan halklarının özgürlüğüne adamış insanlar topluluğudur.

PKK "kendimiz için hiçbir şey, herkes için her şey" ilkesi ile yaşayan insanlar topluluğudur.

Tayyip Erdoğan ise vatana ihanet suçu yanında, ailesi ile birlikte yolsuzluk, haksız yollarla mülk edinme, hırsızlık, halkın parasını zimmete geçirme gibi alenileşmiş ağır suçları ile ciddi bir yargılama objesi haline gelmiş bir despottur.

Ülkesi ve halkı için değil, ailesi ve yakınları için çalışan aç gözlü bir görgüsüzdür. 

Siyasete atıldığında ortalama bir devlet memuru konumunda olan Erdoğan, 13 yıllık iktidar sonunda, dünyanın en zengin devlet başkanları listesinde 7. sıraya yükselmiştir.

Bu nedenle Erdoğan ile PKK’yi aynılaştırmak; hırsızla namusluyu, halktan çalanla kendisin halka adayanı, saray sefası sürenle halk için cefa çekeni aynı kefeye koymak anlamına gelecektir.

Onun için "PKK derhal ve koşulsuz silah bıraksın", "PKK silah kullanmakla AKP’nin ekmeğine yağ sürdü", "PKK, HDP’nin gelişmesine engel oldu" değerlendirmeleri, Erdoğan despotizmini meşrulaştıran ama diktatörlüğe ve darbeye karşı savaşanları da mahkum eden bir zihniyetin ürünüdür.

12 Eylül Faşizmi döneminde de PKK, 1984 ayaklanması ile askeri darbeye karşı savaş açtığında Türkiye sol hareketinin önemli bir kesimi ile bazı Kürt örgütleri bu direnişi "macera" ve "provokasyon" olarak adlandırmışlardı.

Fakat hakikat kendi hükmünü icra etti. PKK, "bin yıl sürecek" denilen 12 Eylül faşizmini 10 yılda yenilgiye, Kenan Evren despotunu da mahkeme önüne çıkarttı.

PKK faşizme ve Ortadoğu despotizmine karşı en donanımlı ve deneyimli halk hareketidir. Bu nedenle AKP faşizminin de PKK eliyle yenilgiye uğratılması ve "bu savaş kıyamete kadar sürecek" diyen Erdoğan’ın adil bir mahkemede yargılanması, yakın ve büyük bir olasılıktır.

Dolayısıyla Erdoğan ve AKP faşizmine karşı savaşan PKK, Kürt halkının da Türkiye halklarının en büyük güvencesidir.