3-4 Temmuz günleri Kahire’de yaşanan olayların kuşkusuz dayanakları vardır. TV ekranlarında izleyenlerin tüylerini ürperten olayların gerisinde beş bin yıllık Firavun rejiminin olduğu tartışmasızdır. Bu olayları yaratan ve yaşatanın iktidarcı ve devletçi sistem olduğu ortadadır. Beş bin yıllık bu sistemin günümüzdeki kapitalist modernite versiyonunun buna yol açtığı açıktır.
Burdan bakınca Kahire’deki olayların perde gerisi daha da iyi aydınlanmaktadır. Olayların arkasında beş bin yıllık Firavun rejimi olduğu gibi, günümüzün kapitalist modernite sistemi ve onun efendilerinin olduğu da tartışmasız bir gerçektir. Nitekim ABD yönetiminin olaya ilişkin yaptığı ilk açıklamada “Darbe” sözcüğünü kullanmaktan özenle kaçındığı basına yansımıştır. Böylece darbenin yüzü de, rengi de iyice açığa çıkmış olmaktadır.
Mısır’da gerçekleşen askeri darbenin herhalde üzerinde ilk ve en çok durulması gereken yanlarından biri, “21. yüzyılda askeri darbe olmaz” görüşüne öldürücü darbe vurmuş olmasıdır. Bu konu yüzyılın başından beri neoliberalizm tarafından o kadar çok tekrarlandı ve o denli çok cilalandı ki, insanların büyük çoğunluğu bu liberal safsataya inanır hale geldi. Ezilenleri özgürlük ve demokrasi mücadelesinden uzaklaştırabilmek amacıyla neoliberalizmin uydurduğu “Demokrasi yüzyılı” yalanına neredeyse herkes inanır oldu.
Şimdi bu inanca sahip olanların derin bir kırılmayı yaşadıklarını insan rahatlıkla hissedebiliyor. Adeta neoliberalizm uykusundan uyanıp 20. yüzyıl darbeler karabasanı içinde her şeylerini kaybediyorlar. Halbuki devletçi ve iktidarcı sistem var oldukça askeri darbe de olur, faşist diktatörlük de. Çünkü faşist ve askeri diktatörlüklerin temelinde devletçi ve iktidarcı sistem vardır. Askeri darbeleri ve faşist diktatörlükleri ancak devletçi ve iktidarcı sistemin aşılması ve demokratik modernite sisteminin yaratılması ortadan kaldırabilir.
Bu gerçeğin herkes gibi Türkiye toplumuna ve AKP’ye de ders olması gerekir. Çünkü kendisini “21. yüzyıl demokrasisi”ne en çok kaptıran toplumlardan birisi de Türkiye toplumudur. Geçmişte “nasıl olsa sosyalizm gelecek” diye iman edenler, şimdi de “nasıl olsa demokrasi gelecek” diye kendini avutmaktadır. Bu avuntu askeri darbelerden çok korkan AKP iktidarı için de adeta bir ilaç rolü oynamaktadır. Şimdi Mısır’daki darbe ile AKP’nin ilacı zehire dönmüş durumdadır. Herhalde bu darbe en çok AKP’lileri şaşkına çevirmiştir.
AKP için Mısır’daki askeri darbeden çıkartılacak başka önemli dersler de vardır. Bunlardan bir tanesi, yapılmak istenen değişikliklerin hızla yapılması gerçeğidir. Tabi bunun için de güç gerekir, iç ve dış dayanak gerekir. Eğer Mursî yönetimi öngördüklerini yapabilseydi, kuşkusuz iktidarını sağlamlaştırır ve darbe zeminini yok ederdi. Ama bunu yapamadığı görülüyor.
Mısır’daki siyasal olaylardan çıkarılacak önemli bir ders de, kendi dışını dinlemek ve birleştirebilmektir. Kuşkusuz bu durum zihniyet ve politikada demokratik olmayı gerektirir. Ancak demokratik zihniyet ve politika kendi dışında olan herkesi dinleyebilir, onları katabilir, onlarla ittifak yapıp birleşebilir. Demokratik olmayan zihniyet ve politika faşizmin tekçiliğini esas alıp narsistçe kendine sevdalanarak ittifakları reddeder ve başka hiç kimseyi dinlemez.
Bu gerçek Mısır’da çok açık ve de acı bir biçimde yaşanmıştır. Eğer Mursî yönetimi aldığı oy oranına dayanarak “Müslüman Kardeşler Örgütü”nün tek başına diktatörlüğünü kurmaya yönelmese, muhalefeti de dinleyip onları da katsa, Mübarek diktatörlüğünün yerine demokrasiye açık bir sistem geçirmeye çalışsaydı, kuşkusuz bu durumlar yaşanmazdı. Ama bunların hiçbirini yapmadı. Ancak ordunun ültimatomunu yedikten sonra “Diyaloğa açık olduğunu” söyledi ki, bu da gidişatı değiştirmeye yetmedi.
AKP’nin özellikle işte bu konularda ders çıkarması gerekiyor. Ders çıkarabilmesi ülke için olduğundan daha fazla kendisi açısında önem taşıyor. “Orası Mısır, biz Türkiye’yiz” gibi, “Bizim demokrasimiz sağlam” gibi sözler hiçbir şeyi kurtarmaz. Kaldıki Türkiye ve Mısır yönetimleri birbirine benziyor ve birbirinin deneyiminden yararlanmaya çalışıyordu. Tayyip Erdoğan yönetimi devrik Mursî yönetimine ağabeylik yapma çabasındaydı.
Kuşkusuz askeri darbe savunulamaz. Ama darbeye zemin oluşturan rejimi de sorgulamak gerekir. Mursî yönetimine baktığımızda, AKP iktidarına ne kadar da çok benzemektedir. Mursî yönetimini devrilmeye götüren zamanında değişiklik yapamama ve muhalefeti dinlememe hastalığı en çok da AKP’de yaşanmaktadır. Darbe olur da demiyoruz, olsun da demiyoruz, ama AKP mevcut politikaları değiştirmezse ülkeyi bir çıkmaza ve uçuruma götüreceği açıktır.
Örneğin, yılbaşından beri bir “Çözüm süreci”nden söz edilmektedir. Bundan kastedilen Kürt sorununun çözümüdür. Bunun için de köklü demokratik reformlar yapmak gereklidir. Ülkenin savaştan barışa geçmesi ve demokratikleşmesi buna bağlıdır. Fakat yılın yarısı geçmiş olmasına rağmen, AKP iktidarı demokratik anayasa ve yasal düzenlemeler konusunda hiçbir adım atmış değildir. Tersine oyalamaya ve bu gerçekleri unutturmaya çalışmaktadır.
Bu durum Türkiye’ye yarar getirir mi? Hayır! AKP iktidarını sağlam kılar mı? Hayır! Daha şimdiden Türkiye’nin önünü tıkatmıştır ve eğer sürdürülürse yakın gelecekte daha ağır sorunlar ortaya çıkacaktır.
AKP’nin tekçiliği, kendini beğenmişliği ve başkalarını dıştalaması ise Mursî yönetimini kat kat aşacak durumdadır. Muhalefetle kavga ve laf dalaşını adeta geçer politika haline getirmiştir. “Politikada yeni üslûp” ve “Kucaklayıcılık” diye diye neredeyse Demirel-Ecevit çekişmesini mumla aratır bir durum ortaya çıkarmıştır. Bunun da AKP’ye ve Türkiye’ye zarardan başka bir şey vermeyeceği açıktır.
O halde AKP ne yapmalıdır? İlk önce Mısır olaylarından doğru dersler çıkarmayı bilmelidir. Eğer Mısır olaylarını bir korku vesilesi yapar ve bu temelde daha tutucu, tekçi ve teslimiyetçi bir tutuma yönelirse, o zaman kendisinin de toplumun da başına bela getirir. Oysa doğru ders çıkarma, demokratik değişimi hızla yapma ve kendi dışındaki güçlerle demokratik diyalog ve uzlaşmaya yönelmeyi gerektirir.
Bunun da en makul yolu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ve PKK’nin geliştirdiği yeni süreç temelinde BDP ile gecikmeden ortak çalışma içine girerek yeni demokratik anayasa yapma ve yasalarda demokratik değişiklikleri hızla gerçekleştirmektir. Eğer böyle yapmazsa, o zaman AKP’nin sonunun nasıl olacağı hiç belli değildir.
Elbette biz Mısır’daki gibi olur ve de olsun demiyoruz. 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerine nasıl karşı çıktığımız ortadadır. Askeri darbelere elbette karşıyız, fakat AKP diktatörlüğünden yana da asla olamayız. AKP aklını başına toplamak durumundadır. Sonu Mursî gibi olmaz, ama Gezi Parkı’ndan Lice’ye kadar yaşanan halk direnişleri AKP’nin sonunun nasıl olacağını açıkça göstermiştir.
AKP için dersler
Mısır’da 3 Temmuz’da gerçekleşen askeri darbenin tüm Ortadoğu ülkeleri üzerinde etkisi olacak. Elbette yeni gelişmelere vesile olacak diye askeri darbelerden yana olunamaz. Her darbenin benzerliği vardır ve demokratik siyaset açısından mutlaka reddedilmesi ve karşı çıkılması gerekir. Fakat bir devlet sistemini askeri darbelere götüren zihniyet ve politikaları da sorgulamak önemlidir. Çünkü hiçbir siyasi ve askeri olay, koşullardan kopuk ve kendi başına gerçekleşmez.