Lafı dolandırmadan yazımızın başlığındaki soruya bir yanıt aradığımızda son dönem gelişmelerinin ışığında böyle bir ihtimalin hiç de yabana atılmayacak kertede olduğunu söyleyebiliriz. Evet, AKP kısa sürede içinde çırpındıkça battığı ve kendisini olmadık çılgınlıklara zorlayan bir yönetememe durumu yaşamaktadır. Erdoğan ve AKP’si, kısa vadeyi kurtarma adına, gemi battığında güverteyi ilk terk edecek cin fikirli danışmanların maceraperest tekliflerine kanarak siyasi intiharı seçebilir.
AKP, yakın geçmişte de bir intihar denemesinde bulundu. Çok büyük umutlar bağladığı özel savaş konsepti birbuçuk yıl bile geçmeden tam bir hezimete dönüşünce zorunlu olarak müzakere yolunu seçip uçurumun kenarından döndü. Ancak bu yeni sürece hiçbir zaman inanmadı ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın esareti üzerinden süreci idare edebileceğini sanan son derece zayıf bir argüman üzerinden yürümeye kalktı ve umdu ki Öcalan’ın çağrıları Özgürlük Hareketi’nin bileşenleri tarafından cevapsız bırakılacak, böylelikle hem Öcalan ve hem de Kürt siyaseti halk nezdinde prestij ve güç kaybedecekti. Sürecin gerektirdiği reform adımlarında hiçbir ilerleme sağlamadan sırf Kürt Hareketini zaafa uğratma amaçlı bir oyalama durumunun, aslında özel savaşın kuzu postuna bürünmüş şekli olduğu çok açıktı ve tabi ki Kürtler bunu yutmadılar. Son derece etkili bir irade kullanımıyla çerçevesini zorunlu olarak kendilerinin belirlediği yol haritası gereği yürüyüşlerine devam ettiler. İktidar olduğundan bu yana gündem belirleyen olmakla övünen Erdoğan ve AKP, inisiyatifin tamamen ellerinden kayıp gittiği bu yeni durumu bir türlü içlerine sindiremediler. Söz verdikleri reformlara dair somut bir ilerleme olmaksızın bu süreci götürmenin imkansızlığını görüp bu sefer de süreci nasıl sabote edeceklerini düşünmeye başladılar.
İşte Rojava’daki son gelişmelerin AKP medyasındaki abartılı yansımaları ve giderek bir müdahale boyutunun tartışılmaya başlanmasının nedeni, seçimlere kadar bile oyalama taktikleriyle götüremeyeceklerini anladıkları çözüm sürecinden biran önce kurtulmanın ön hazırlıkları ve kamuoyu çalışmasıdır.
Bir yandan Gezi direnişinin yarattığı panikle iktidarı milliyetçi hatta ırkçı söylemlerle tahkim etme amaçlı politikaların hızla devreye sokulmuş olması, diğer yandan ‘akil insanlar’ oluşumunun hükümete sundukları sonuç raporlarından yansıyan verilerin ışığında Kürdistan dışında Karadeniz, Ege ve İç Anadolu’da milliyetçi ırkçı önyargı ve düşmanlıkların yoğun etkisinin AKP’ye ciddi oy kayıpları yaşatma endişeleri dolayısıyla başta yeni anayasa ve seçim barajı olmak üzere hiçbir reform adımının atılabilmesi olanaklı görünmüyor. AKP artık uzun vadeli projelerden günü kurtarma amaçlı politikalara yönelmiş olmanın da etkileriyle kendisine kısa süreli çare gibi görünen ama uzun erimde siyasi intihar anlamına gelebilecek riskli adımları atmanın da eşiğine gelmiş bulunuyor.
Rojava’ya bir müdahalenin imkanlarını zorlamasının, çözüm sürecinden de kurtulmasını sağlaması bir yana bir askeri müdahaleye dayandırdığı ama vize alamayıp çöken Suriye politikasının da bu yolla tekrar hayat bulmasını umuyor. Rojava’nın Ortadoğu halkları açısından alternatif bir model haline gelmesini bir tehlike olarak görme eğilimindeki müdahaleci emperyal güçlerin, daha önce vermedikleri vizeyi şimdi verme ihtimalleri Türkiye’yi umutlandırıyor. Böylelikle kan siyaseti üzerinden yeni bir kirli sayfa açmanın uğursuz hazırlıkları sürüyor.
Bu öngörülerin gerçekleşmesi halinde çözüm sürecinin de fiilen sona ereceğini rahatlıkla öngörebiliriz. Binbir yalan ve bilgi kirliliğiyle siyasal sorumluluğu Kürt Özgürlük Hareketi’nin üzerine atılmış yeni bir savaş konseptinin devreye sokulması ciddi bir seçenek olarak devrededir. Çözüm süreci ile birlikte hızlanan diplomasi trafiğinin kaçınılmazca sağladığı istihbarat avantajlarını Özgürlük Hareketi’nin önder kadrolarının tasfiyesini temel alacak sürpriz bir saldırı için kullanma çılgınlığı asla küçümsenmemesi gereken bir olasılıktır.
AKP aslında kendisinin de kazanacağı reformcu bir siyasal kimliği taşıyamayarak her cephede savaşmak zorunda olduğu bir güvenlik siyasetini esas almış bulunuyor ve kendisini bir süredir bu temelde tahkim ediyor. Süratle kötüleşen ekonomik göstergelerin yeni zam dalgalarını gerekli kıldığı ve emekçilerin yaşamlarını cehenneme çevirdiği bir ortamda çığ gibi büyüyecek sosyal patlamaları da yine bu güvenlik politikaları aracılığıyla bastırmayı umuyor.
Bir dönem artık ömrünü tamamladığı sinyallerini verirken hesapsız saldırganlığını da artırıyor. Bu kirli planları deşifre etmek, olabildiğince etkisiz kılmak ve ne pahasına olursa olsun barışın dilinde ısrar etmek de namuslu, kararlı, özgürlükçü kardeşlerimize bir görev olarak düşüyor.
cenap.oezek@hotmail.de
AKP intihar eder mi?