AKP, 15 Temmuz gecesi yapılan başarısız darbesi girişimini kendi lehine büyük bir zafere dönüştürmek için yemin etti. O geceden bu yana, AKP’nin toplumsal alanda tüm gücüyle saldırdığı üç kesim var. Gülen cemaatiyle doğrudan veya dolaylı olarak ilişkisi olan her kes ve kurum; belediyesi ile, partisi ile, çalışanı ile bir bütün olarak Kürt siyasi hareketi; ve Eğitim-Sen’de örgütlü öğretmenler. İlk ikisine nasıl saldırdığı ve bu saldırıların sonuçları beklendiği üzere daha fazla tartışılıyor. Biz üçüncü kesim olan öğretmenlere yapılan, özellikle de Kürdistan’da çalışan Eğitim-Senli öğretmenlere saldırının arka planında yatan makro sürece bakmaya çalışalım. 

Türkiye eğitim tarihinde öğretmen yetiştirme alanında şimdiye kadar üç defa (yaklaşık her otuz yılda bir) köklü değişiklik yapıldığını görüyoruz. Birincisi, Türk devleti kurulduktan sonra Tevhidi Tedrisat Kanunu ile beraber eğitimin her alanında yapılan ve Kemalist ideolojiyi yerleştirmeyi hedefleyen, dolayısıyla öğretmen yetiştirmeye özel bir anlam atfeden Kemalist reformdur. İkincisi, Adnan Menderes’in iktidara geldikten sonra bu ideolojiye tepki olarak öğretmen yetiştirmede yaptığı kapsamlı muhafazakar dönüşümdür. Üçüncü değişim ise 12 Eylül askeri darbesi ile iktidarı ele geçiren cuntanın ilk iki reformun karışımından oluşturduğu, Türk-İslam-Kemalist sentezine dayalı yeni öğretmen yetiştirme sistemidir.

AKP, iktidara geldikten sonra, uzun vadeli toplumsal mühendislik projesi olan her güç gibi eğitim alanına yöneldi. Bu yönelimde, daha kolay ve hızlı yapılabildiği için önce öğrencilerde doğrudan etkisini gösterecek değişiklikler yaptı. 2004’ten sonra eğitim alanındaki reform ve değişikliklere bakıldığında, eğitim süresinden verilen derslere, ders materyallerinden, okul türlerine kadar birçok alanda öğrenciler üzerinde büyük etkisi olan müdahaleler görürüz. En son 4+4+4 reformuyla bu alanda belli bir doygunluğa ulaşıldığı görülüyor. Dolaylı olarak eş zamanlı bir şekilde öğretmen yetiştirme ve atamalarına da kendi meşrebince müdahalelerde bulunan AKP, gelinen noktada öğretmen yetiştirmede köklü bir reforma gitmenin zamanı geldiğini düşünüyor. AKP’nin daha önceki müdahalelerinden yola çıkarak nasıl bir öğretmen reformu yapmak istediğini anlamak çok zor değil. AKP, “kindar ve dindar” bir nesil yetiştirecek “Yeni Osmanlı Öğretmeni” projesini alenen hayata geçirmek istiyor. Bu yeni projenin öncekinden farkı, Kemalist ideolojiyi tamamen devre dışı bırakıp yerine “yeni-Osmanlı” perspektifini ikame etmesi.

Gerçekleştirmeyi başarabilirse, bu yeni reformla AKP, zaten kültürel ve dini farklılıklara karşı, Türk etnik kimliğine dayalı ve muhafazakar insan yetiştirme projesini olduğu gibi koruyup, Atatürk’e ve laikliğe yapılan atıflar yerine “hayali” bir Osmanlı cemaatine, bu “hayali cemaatin” üretilmiş sembollerine işaret edecek. Bu sene okullarda dağıtılan bazı kitapların başlangıç kısmına Atatürk yerine Erdoğan fotoğrafı yerleştirilmesi azımsanmaması gereken bir işaret. İleride Atatürk, Gazi, Kazım Karabekir, Ziya Gökalp, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi gibi öğretmen yetiştirme programlarının isimlerinde Fatih, Yavuz Sultan Selim, Abdulhamit, Kanuni, Ertuğrul Gazi gibi değişiklikler yapılması da kimseyi şaşırtmamalı. Güneş Dil ve Tarih Teorisi yerine “Hilal Dil ve Tarih Teorisi” veya benzeri başka bir yeniden tarih yazımına girişilmesi (aslında bu girişim bir süredir alttan alta yapılıyor) çok uzak değil. Kürtler açısından, Kemalist veya Osmanlı olması öz itibariyle çok şey değiştirmiyor. Zira her ikisi de Kürt varlığını, kimliğini, toprağını, dilini ve kültürünü yok sayıyor.

Tüm bu projenin Kürdistan’daki Eğitim-Senli öğretmenlere saldırıyla ilişkisi ise şu: Önceki dönemlerde öğretmen yetiştirme sisteminde yapılan reformlardan önce de öğretmenlere ve eğitim fakültelerine saldırılar olmuş ve tasfiye süreci yaşanmış. AKP’nin Kürdistan’da çalışan öğretmenlere yönelik sindirme, kendi hizasına çekme, cezalandırma ve nihayet tasfiye planı tutarsa, buna karşı yeterince güçlü ve geniş bir toplumsal muhalefet örgütlenemezse, sonraki adım Fırat’ın doğusundaki Eğitim-Senli Kürt ve demokrat öğretmenlere yönelim olacak. Nitekim hükümet kanadından gelen açıklamalar bu yönde. Sonrası ise Eğitim-Senli olmayan ama AKP çizgisinde de olmayan ve AKP’nin “Yeni Osmanlı Öğretmeni” projesinde rol biçilmeyen öğretmen ve eğitim emekçilerinin tasfiyesi olacak. Diğer bir ilişki de şöyle ki sömürgeci bir devlet olarak Türkiye’de iktidarı ele geçiren güçler, askeri, siyasi ve toplumsal projelerini ilkin sömürgeleştirdiği Kürdistan’da uygulayıp denemek istemiştir. Öğretmenlere yönelik saldırıların bu yaklaşımdan ayrı ele alınması eksik olur.

Elbette tüm bu planların gerçekleştirilmesi, ülkedeki ve dünyadaki diğer siyasi süreçlere bağlı. Siyaset ve savaş meydanında kaybeden veya en azından gerileyen bir AKP, sosyal alanda da planlarını gizlemek veya geciktirmek zorunda kalacaktır.

Bahsettiğimiz bu makro plan dışında, AKP’nin Kürdistan’da çalışan öğretmenlere yönelik saldırısının çeşitli ve önemli spesifik nedenleri de var elbette. Bunları da haftaya ele alalım.