Özetlersek… İç Güvenlik Paketi’yle getirilmek istenen yeni düzenleme, Kürtlere ve toplumsal muhalefete karşı bir savaş ilanıdır.

Seçimlere 5 ay kala Erdoğan’ın fermanıyla çıkartılmak istenen yasayla Haziran’da yapılacak seçimler ipotek altına alınıyor.

Tasarı yasallaştıktan sonra özgür, şefaf ve tarafsız bir seçimden bahsedebilir miyiz?

AKP, bu yasayla birlikte savaş hazırlığını tamamlamış olacak. Bu paket ortada dururken bir çözüm süreci işletmek artık eskisi gibi kolay olmayacak. Çünkü ‘kanun’ Kürdistan’da savaş, Türkiye’de ise yükselen muhalefeti bastırmak için çıkartılıyor.

İç Güvenlik Tasarısı sıradan bir ’kanun’ değil, AKP’nin 132 maddeden oluşan yeni anayasasıdır, yeni bir yönetim modeli öneriyor. Bu model ile ‘Anadolu muhafazakarlığı’ faşist düzeninin ‘vurucu gücü’ haline getiriliyor.

365 günün 224’ünde gaz sıkılan Türkiye’de artık kalıcı ve sürekli bir sıkıyönetim haline geçiş yaşanacak. 

12 Eylül’de yetkileri elinde bulunduran sıkıyönetim komutanın yerini bu yasa ile vali alıyor. Artık süper valiler dönemi başlıyor. Vali belediyenin araç ve gereçlerine el koyabilecek. Belediye personeline gerektiğinde polis zorluyla görev verip zorla çalıştırabilecek. 

Uygulamayla, seçilmiş bir belediye başkanına atanmış bir vali doğrudan emir verebilecek. Valiliğin emrine uymayana da 1 yıl hapis cezası veriliyor.

Toplantı ve gösterilere katılanlara 4 yıla kadar, yüzünü kapatanlara 4,5 yıl hapis cezası getiriliyor. İktidar aleyhinde slogan atılması, pankart taşınması yasaklanıyor.

Yasaya göre eğer 10 bin kişinin katıldığı bir yürüyüşte bir kişi üzerinde sapan ya da demir bilye bulunması durumunda sadece o kişiye değil, bundan haberi olmayan ama sadece gösteriye katıldıkları gerekçesiyle 10 bin kişi hakkında dava açılabilecek. 

En tehlikeli düzenleme ise gösterilerde ‘dükkanların camı kırılıyor’ ya da ‘taş atılıyor’ gerekçesiyle polise infaz yetkisi veriliyor.

AKP’nin yeni anayasasına göre 10 gün boyunca nezarethanede polisten işkence görüp ‘biz bunu dün aldık’ denilerek savcıya teslim edilebilirsiniz.

Polisin kullanacağı kimyasal boya üç gün kişinin üzerinden çıkmayacak.

En ilginç işlerden biri de ‘Türkiye Teknik Direktörü’ gibi ‘Türkiye Arama Hakimi’ getiriliyor. Yani istihbari dinlemeler konusunda yetkiler Ankara’da belirlenecek tek bir hakimin tasarrufuna bırakılıyor.

Zaten bir süredir yürürlükte olan rejim değişikliğinin son rotüşları anlamına gelen İç Güvenlik Tasarısı ile ‘vatandaşlık’ kabulünde de yeni bir kriter getiriliyor. Buna göre kişi TC vatandaşı olmak için başvuru yaptığı zaman ‘genel ahlakı’na bakılacak. Bu durumda sadece Somali ve Suudi Arabistan’lılara vatandaşlık hakkı verilecek.

Peki ‘bu ahlakı kim belirliyor?’ Elbette ki ‘afferdesiniz etek giyiyor bunlar’ diyen Erdoğan iktidarı belirleyecek.

Araç kiralayan vatandaş anlık gözlenecek, her hareketi kontrol altında olacak. Göz retinası, damar izi, avuç ayası gibi bütün kişisel delilleri depolayan bir sistemin getiriliyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar büyük bir bilgi depolama uygulaması yok.

Yasayla ilgili ilk kez Avrupa Konseyi görüş bildirdi. Konsey genelde yasa çıktıktan sonra konuşurdu. Ama bu kez daha yasa çıkmadan ‘temel hakların ihlal edildiğini’ söyledi. 

‘Pakete karşı çıkanlar ya terörist ya vatan haini’ diyen Erdoğan kendi zevkine uygun bir saraydan sonra yeni bir faşist düzen kuruyor. Bu aynı zamanda iktidarın korkuları. 

Polise infaz, taciz, tecavüz gözaltında kaybettirme yetkisi veren bu yasa ile toplumsal yaşam sıkı denetim altına alınıyor. Kimsenin nefes alamayacağı faşist bir düzen hedefleniyor. 

Bize ise sonuna kadar direnmek kalıyor.