
Suruç Katliamı’ndan sonra AKP’nin Suriye ve Rojava politikaları daha fazla sorgulanmaya başlandı. AKP’nin IŞİD’le her türlü siyasi, askeri ve ekonomik ilişkisi gözler önüne serilmeye başlandı. AKP’nin dış politikası, IŞİD ve benzeri faşist çete örgütlenmelerle ilişkisi o kadar çok işlendi ki, Erdoğan, Davutoğlu ve kurmayları paniğe girdiler. Davutoğlu, devekuşunun kafasını kuma gömüp kendisinin görülmediğini sanması gibi “IŞİD’e ilk biz terörist demeye başladık” dedi. ‘Özrü kabahatinden büyük’ deyimi tam da Davutoğlu’nun bu açıklamasını ifade etmektedir. Hem IŞİD’le en sıkı ilişki içinde ol, hem de dünyayı kandırmak için IŞİD’e sözde terörist de! Bu, Türkiye’yi daha da fazla suçlu konuma düşürmektedir.
Şimdi Türkiye’nin IŞİD’le ilişkisi olmadığı kamuoyuna kabul ettirilmek için büyük bir çaba var. Neredeyse AKP temize çıkarılmaya çalışılıyor. Bazıları da “AKP yanlış yapmış olabilir, artık bu yanlışını görmeye başladı, Türkiye’nin menfaati için artık IŞİD’le AKP’yi bir göstermeyelim” diyorlar. AKP de şimdi bu tür kesimlere dayanarak bu tür söylemlerde bulunanları çoğaltarak IŞİD’le ilişkisini unutturmaya ve gizlemeye çalışıyor. AKP-IŞİD ilişkisini gizlemenin Türkiye’ye faydası yoktur. AKP-IŞİD ilişkisi tamamıyla teşhir edilmeli ki bir daha hiçbir güç Türkiye’yi, Türkiye halklarını bu düzeyde zora ve çıkmaza sokan ilişkiler içine girmesin. Türkiye tarihinde halklara bu kadar zarar veren başka bir politika görülmemiştir. Kuşkusuz hiçbir hükümet halkların lehine bir dış politika izlememiştir; ancak AKP hükümeti sadece Türkiye’yi değil, tüm Ortadoğu’yu tarihin en kötü durumuna düşüren politikanın müsebbibi olmuştur. Türkiye ne yapsa da bu kirli dış politikayı temizleyemez. Sadece bu politikası nedeniyle Tayyip Erdoğan ve ekibinin iktidarda kalmaması lazım. Yüz binlerce insanın ölmesinden ve milyonlarcasının topraklarından göç etmesinden Tayyip Erdoğan en az IŞİD, El Nusra ve diğer çete örgütleri ve Suriye BAAS rejimi kadar sorumludur. Hatta Suriye’nin bu düzeyde çıkmaz içine girmesinden birinci dereceden sorumludur. Türkiye doğru politikalar izleseydi Suriye şimdi bu durumda olmaz, Baas rejimi de yıkılır, Suriye de demokratikleşirdi.
AKP Kürt düşmanlığı nedeniyle Suriye ve Rojava’da demokratik güçleri desteklemedi. Eğer kendi Kürt sorununun çözümü temelinde Rojava Devrimi’ni destekleseydi Suriye demokratikleşmek zorunda kalır, Türkiye Ortadoğu’da demokratik değerleriyle bir çekim merkezi haline gelirdi. Kürt düşmanlığı, içeride ve dışarıda hegemonya peşinde koşması Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetini içeride ve dışarıda suçlu konuma düşürmüştür. AKP o kadar suçlu konumdadır ki, Suruç Katliamı’ndan sonra dengesini kaybetmiştir. Bülent Arınç’ın iki gün önceki konuşması telaştan, korkudan ve panikten dolayı tam bir saçmalama olarak tarihe geçmiştir. Bülent Arınç’ın “HDP’liler neden orada değildi; HDP’liler neden ölmedi” sözleri tam bir saçmalama ve utanç duyulması gereken bir konuşma olarak tarihteki yerini alacaktır.
AKP bu eylemin baş suçlusu ya, bu suçunu örtmek için HDP’liler neden ölmedi diyor. Yani açıkça “katliamı HDP’liler yaptı, tüm HDP’liler olayı bildiğinden orada değildiler” diyor. İnsan ancak bu kadar utanmaz ve pişkin olur. İşte kirli siyasetin hiçbir değer bırakmadığına örnek, Bülent Arınç’ın bu konuşmasıdır. Öldüren bellidir. Amed HDP mitingine yönelik bombalı saldırıyı yapan da bu katilin arkadaşıdır. Ölenlerin hepsi de HDP’ye oy verenlerdir. Ölenler içinde HDP Parti Meclisinde yer alan bir kadın ve genç oğlu da vardır. Kaldı ki orada yapılan bir HDP etkinliği değildir; Türkiye’nin her tarafından gelmiş, orada toplanmış ve Kobanê’ye gidecek gençlerdir. Bu nedenle HDP yöneticilerinin orada işi yoktur; sadece bu gençleri karşılayan HDP’li gençler ve kurum temsilcileri vardır.
Bu gençlik kurumu her zaman dolup taşan bir yerdir. Suruçlular da vardır, dışarıdan gelenler de. O gün de o gençleri ağırlamıştır. Bu gençler Kobanê’ye destek oldukları için katledildiler. HDP siyasi bileşenlerinden oldukları için katledildiler. Tüm gerçek ortadayken kendi paçasını kurtarmak için bu kadar ucuz biçimde kimsenin inanmayacağı biçimde suçlama yapması, aslında kendini ele vermektedir. Ancak kendini kurtarmak isteyenler bu kadar yalan söyler. Bu, aslında daha ilk günden IŞİD diyemeyen, hatta PKK’nin yaptığını ileri sürmek kadar provokasyon, özel savaş basınının kalemşorlarının söylediklerinin Bülent Arınç tarafından dile getirilmesidir.
Düşünebiliyor musunuz, AKP parti yönetimi toplanıyor, kendini kurtarmak için bula bula bu saçmalığı buluyor. Bu bile AKP gerçeğini ve kalitesini ortaya koyuyor.
Arınç çözüm sürecinden söz etmiş ve HDP’nin seçim öncesi çözüm sürecinin gereklerini yerine getirmediğini söylemiş. Bu adamda yalan bol! Bir Türk atasözü var “El ağzı çuval ağzı değil ki büzesin!” Bülent Arınç da ağzına geleni söylüyor. Herkesin hafızasıyla alay ediyor. Daha Dolmabahçe mutabakatı ve buna karşı Erdoğan’ın “Taraf da yok, masa da yok, Kürt sorunu da yok” sözleri kulaklarda çınlıyor.
AKP çok sıkışmış; şimdi bazı manevralar yapıp çözümden söz ederek eskisi gibi oyalama ve zaman kazanma politikasını sürdürmek istiyor. Çözüm sürecine girme ve çözmeyi değil de çözüm sürecinin lafını edip ayları, yılları geçirmek, fırsatını bulduğunda da ezmek AKP’nin temel politikası oluyor. Hiç kimse kusura bakmasın, ne Kürt halkı, ne Kürt Özgürlük Hareketi bu duruma müsaade eder. Kürt sorunu varsa çözülecektir. Çözülmüyorsa bu Erdoğan’ın Kürt sorunu yoktur sözlerinin başka bir biçimidir.
Kürt sorunu derhal çözülmelidir; çözülmüyorsa, bu, aldatma ve soykırım devam ediyor demektir. Seçim sonuçları çözüm mesajı verdi; peki, siyasiler bu duruma doğru yaklaşıyor mu? Çözüm için adım atma iradesi ortaya koyuyor mu? Hala çözümsüzlük politikasında ısrar ediliyor. Çözüm politikası olmayanlar ya oyalama ve aldatmalar yaparlar ya da savaşla ezme politikası izlerler. Artık oyalama, aldatma ve zaman kazanmayı Kürt halkı kabul etmeyeceğine göre ortaya çıkacak ne olacaktır?
Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi kendini Türk devletinin ve AKP’nin insafına bırakamaz. Kendini AKP’nin ve devletin insafına bırakmak soykırım ve ölümdür. Türk devleti, özgürlük mücadelesinin var olmadığı ve tasfiye edildiği an Kürtler için neler yapmaz ki! Belki anlaşılması için toplumda kullanılan ağır bir kavram kullanabilirdim ama böyle de anlaşılacağını düşünüyorum.
Hiç kimse kendini kandırmasın, Türkiye demokratikleşmiş ve sorunları bu temelde çözecek karaktere kavuşmuş değildir. Bu nedenle Kürtler kurbanlık koyun gibi kafalarını uzatamazlar. Saldırılar karşısında misilleme hakkı doğar. Çünkü saldırganlar cezasız kaldıklarından daha fazla azgınlaşır ve Kürtlere saldırırlar. Türk devletinin polisi Kürtleri ve diğer halkları koruyamıyorsa, hatta katillere zemin hazırlıyorsa Kürt halkı da doğal olarak kendi özyönetimini kurar ve kendi öz savunmasını yapar.