KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Türk zindanlarındaki Kürt tutsakların AKP ve Türk devleti karşısındaki direnişini önemini şu cümleleler ifade etti: “Bugün halkımızın ve Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sürüyorsa, mücadelesi daha da büyük gelişmeler yaratacak bir potansiyele sahipse, böyle bir dinamiğe sahipse bunda birinci ve ikinci zindan direnişinin etkisi kadar Kürt demokratik siyasetçileri şahsında somutlaşan üçüncü zindan direnişinin de etkisi bulunmaktadır. Bu yönüyle üçüncü zindan direnişi de büyük bir duruş olarak, büyük bir mücadele gücü olarak Kürdistan tarihinde daha bugünden yerini almıştır.”
Mustafa Karasu, Türk zindanlarından halen devam eden direniş, 14 Temmuz direnişinin yarattığı mücadele hattı ve değerleri ışığında değerlendirerek, 14 Temmuz’da Amed’de yapılacak mitinge katılımın ne anlama geleceğini anlattı. Karasu ile söyleşimizin bugünkü bölümü şöyle:

14 Temmuz direnişini, hem Kürtler hem de devlet için tarihsel önemini vurgulayarak, İmralı sistemi ile karşılaştırdınız. Başta KCK tutsakları olmak üzere on bine aşkın Kürt zindanlarda. Onların direnişini, bu tarihsel bağlamda nereye oturtuyorsunuz? 

Kürt halkının özgürlük mücadelesinde birinci zindan direnişi 12 Eylül koşullarında 5 noluda gösterilen direnişti. Bu direniş 14 Temmuz ölüm orucunda somutlaşmıştı. Kemal Pir ve Hayri kişiliğinde birinci zindan direnişi hem PKK hem de Kürdistan tarihinde büyük bir rol oynamıştı.
İkinci zindan direnişi ise uluslararası komplo sonrası Kürt Halk Önderi’nin İmralı işkence sistemine karşı gösterdiği direniştir. Bu direniş de 14 yıla yakındır sürüyor ve çok önemli ideolojik, siyasi ve örgütsel sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Kürt toplumunun düşünce ve kültürel dünyası bu direnişle yeni boyutlar kazanmıştır, zenginleşmiştir.
Üçüncü zindan direnişiyse başta KCK davası altında tutuklanan tutsaklar olmak üzere bugün zindanlarda bulunan Kürt tutsakların gösterdiği direniştir. Çoğunluğu Kürt demokratik siyasetçisi olan bu tutsakların direnişi de zindan direniş tarihimizin üçüncü direniş halkasını oluşturmaktadır.
Birinci ve ikinci zindan direnişinin tecrübesiyle Kürt demokratik siyaseti yeni bir direniş mücadelesi ortaya çıkarış bulunmaktadır. Üçüncü zindan direnişi de birinci ve ikinci zindan direnişi gibi çok önemli tarihsel, toplumsal ve siyasal sonuçlar ortaya çıkaracak potansiyele sahiptir. Daha bugünden özgürlük tarihimizdeki yerini almıştır.

Türk özel savaş devleti, deneyimlerine rağmen bu son direnişe neden olan saldırısının hedefi neydi?

Türk devleti demokratik siyasetçileri içeri atarak halkı öncüsüz bırakıp bir taraftan mücadeleyi geriletip tasfiye etmek isterken, diğer taraftan da zindana attığı insanlar üzerinde baskı kurup, baskının yarattığı etkiyle demokratik siyaseti bölmeyi hedeflemiştir. Bu kadar tutuklama yapılmasının bir amacı da sadece mücadele önderlerini, demokratik siyasetçileri içeri atmak, mücadelede gerileme sağlatmak değildir, en az bunun kadar demokratik siyasetin bölünmesini hedeflemiştir. Bu baskı karşısında farklı düşüncelerin ortaya çıkacağını hesaplamışlardır. Çünkü baskı koşullarında eğer irade gösterilmezse, güçlü inanç sahibi olunmazsa bu durum her zaman bölünmelere zemin sunar, bölünmelerle sonuçlanır. İşte mücadelede şu eksikliği yaptık, şu hatayı yaptık, şunu yapmamalıydık, şunu yapmalıydık gibi yaklaşımlarla bölünmenin gerçekleştirilmesi durumları ortaya çıkar.

Türk devleti bunu başarabildi mi?

Hayır, inançlı ve iradeli duruş Türk devletinin amacını boşa çıkarmıştır. Kuşkusuz bütün mücadele döneminde eksiklikler ve yetersizlikler olabilir, bunlar her zaman değerlendirilen, tartışılan konulardır. Bu PKK tarihinde de her zaman tartışılır, demokratik siyaset tarihinde de her zaman tartışılır. Zaten mücadelenin büyütülmesi ve geliştirilmesi demek, her gün, her ay, her yıl yaşanan mücadelenin tecrübeleriyle donanmak, eksikleri görüp doğruların ne olduğunu bilince çıkarıp mücadeleyi daha da geliştirmektir. Mücadele diyalektiği her zaman böyledir. İşte devlet bu tutuklamalarla, baskılarla bu mücadele diyalektiğini baskı koşullarında bir bölünme, bir parçalanmaya uğratmaya çalışmıştır. Ama Kürt demokratik siyasetçileri zindandaki duruşlarıyla bırakalım Türk devletinin bu amaçlarının gerçekleşmesini, aksine duruşlarıyla halkımızın ve özgürlük mücadelemizin yeni moral değerleri olmuşlardır. Bugün halkımızın ve Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sürüyorsa, mücadelesi daha da büyük gelişmeler yaratacak bir potansiyele sahipse, böyle bir dinamiğe sahipse bunda birinci ve ikinci zindan direnişinin etkisi kadar Kürt demokratik siyasetçileri şahsında somutlaşan üçüncü zindan direnişinin de etkisi bulunmaktadır. Bu yönüyle üçüncü zindan direnişi de büyük bir duruş olarak, büyük bir mücadele gücü olarak Kürdistan tarihinde daha bugünden yerini almıştır. Eğer bugün Türk devletini en fazla teşhir eden olguların başında KCK tutuklamaları geliyorsa, KCK tutuklamaları şahsında AKP büyük bir teşhir olmayı yaşıyorsa bunda tabii ki iradeli ve inançlı duruşun etkisi büyük olmuştur.

Kürtçe savunma yapmaktaki ısrar ve bundan geri adım atmamanın bu direnişteki payı nedir?

KCK tutuklularının mahkemelerde Kürtçe savunma yapması, Kürtçe savunma yapmada ısrar yapması da Türk devletinin inkarcı politikasına çok önemli bir darbe vurmuştur. Anadilde eğitim Kürt sorununun en önemli boyutlarından biridir. Tabii ki sorun sadece anadilde eğitim sorunu değildir; bir halkın kendi kendini yönetmesi sorunudur; bir halkın özgürlük sorunudur. Ancak anadilde eğitim de Kürt gerçeği dikkate alındığında, Kürt halkının ulusal varlığını güvenceye alınmasında olmazsa olmaz kültürel değeridir. İşte KCK tutukluları Kürtçe savunma kararlılığıyla Kürt halkının özgürlük mücadelesindeki bu ulusal varlığı koruma, ulusal varlığında ısrarlı olma duruşunu en güçlü biçimde ortaya koymuştur. Artık anadilde eğitim gündemleşmiştir. Anadilde eğitimsiz Kürt halkının varlığı düşünülemez. Nasıl ki Kürt halkı kendi kendini yönetmeden anadilde eğitim anlamlı hale gelemezse anadilde eğitim olmadan da Kürt’ün kendi kendini yönetmesi, özgür bir toplum haline gelmesi mümkün değildir. Bu açıdan anadilde savunma duruşu Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini daha da anlamlı hale getirmiş, daha da güçlendirmiştir. Bu yönüyle KCK tutuklularının AKP’nin tasfiye politikasına çok büyük bir darbe vurduğu açıktır.

Bu tutuklamalar konusunda AKP önce ikircikli durdu, sonra resmen sahiplendi. Siz devletinin herhangi bir kanadının bu operasyonları yürütüğü iddiasını gerçekçi buluyor musunuz?

Bu tutuklamalar bizzat devlet ve somut olarak da AKP tarafından planlanmıştır. Bu konuda devlet içinde tam bütünlük vardır. AKP ile Fetullah Gülen Cemaati arasında bütünlük vardır. KCK tutuklamalarıyla Kürt halkının iradesi kırılacak ve bu temelde de Kürt halkına kendi politikaları kabul ettirilecektir. Yani yeni egemenlik ve kültürel soykırım sistemi Kürtlere kabul ettirilecek. Ama KCK tutukluları duruşlarıyla AKP’nin yeni koşullardaki bu siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikasını kabul etmeyeceklerini, buna karşı direneceklerini çok güçlü biçimde ortaya koymuşlardır. KCK tutuklularının bu direnişi, bu duruşu AKP’yi yenilgiye uğratmıştır. Bu duruş karşısında AKP’nin düşündüğü yeni koşullarda sömürgeciliği, siyasal egemenliği ve kültürel soykırım sistemi dayatması ve kabul ettirmesi mümkün değildir.

Üçüncü zindan direnişçilerine mesajınız var mı?

14 Temmuz vesilesiyle üçüncü zindan direnişinin temsilciliğini yapan KCK tutsaklarının tümünü saygıyla selamlıyoruz. Onların mücadelesinin de halkımızın mücadelesine büyük bir değer kattığını söylüyoruz. Bugün halkımızın mücadelesinin moral değerleri haline gelmişlerdir. Bu yönüyle duruşları anlamlıdır.
Belki KCK davalarından tutuklananların birçoğunun Türkiye’deki anayasa ve yasalara göre zindanlarda kalmasını gerektirecek hiçbir gerekçe yoktur. Zaten KCK tutsaklarının direnişinin esas gücü de buradan kaynaklanmaktadır.Türk devletinin anayasa ve yasalarına göre bile suç olmayacak gerekçelerle içerde tutulmaları onlar için büyük bir onurdur. Türk devletinin anayasa ve yasalarına göre bile suç olmayacak gerekçelerle zindanlarda tutuluyorlar, buna rağmen AKP’nin politikasına karşı bir direniş gösteriyorlar, AKP’ye minnetle yaklaşmıyorlar. Bu duruş çok değerlidir. KCK tutsakları bu yönüyle yaşamlarını anlamlandırmışlardır, siyasal kimliklerini anlamlandırmışladır. Kürdistan özgürlük mücadelesinde çok önemli bir yere sahip olmuşlardır. AKP hükümeti baskılarla irade kırma ve tasfiyeyi gerçekleştirmek isterken, hem AKP’nin politikaları boşa çıkarılmış hem de yaşamları daha da anlamlanan, iradeleri daha da güçlenen yeni bir siyasi Kürt topluluğu ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle tutumlarını anlamlı buluyoruz, direnişlerini saygıyla karşılıyoruz; bu direnişlerinin mutlaka başarılı olacağına inanıyoruz. Bu direnişleriyle Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin başarısını yakınlaştırdıklarını söylüyoruz. Bu temelde de duruşları Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Mücadelesi tarafından mücadeleyi yükseltmeyle anlamlandırılacak ve yükseltilen mücadeleyle de Kürt halkının ulusal varlığını koruyan ve özgürlüğünü sağlayan amaç mutlaka gerçekleşecektir. Bu açıdan KCK tutsaklarının direnişi halkımızın özgürlüğünü ve demokrasisini yakınlaştırmada önemli rol oynamıştır; rolünü de oynamaya devam edecektir. Bu duruşları sürdüğü takdirde kesinlikle sonuç alacalaktır. Kaybeden AKP hükümeti, kazanan direnişçi tutum olacaktır. 


Kürdistanlılar başta Amed olmak üzere 14 Temmuz’da büyük eylemler gerçekleştirecekler. Kürt halkı bu 14 Temmuz’u nasıl bir misyonla karşılamalı, neler yapabilmeli?
Kürdistan tarihi çok önemli bir dönemeçten geçmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi ile Türk devleti arasında kıyasıya bir mücadele yürümektedir. Türk devleti AKP şahsında yürüttüğü özel savaş ve psikolojik savaşla sonuç almak istemektedir. AKP Hükümeti’ne Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme rolü vermiştir. Nitekim AKP bu rolünü binlerce siyasetçiyi zindana atarak, avukatları, gazetecileri tutuklayarak, Kürt halkı üzerinde terör estirerek, Roboskî ve Urfa cezaevinde olduğu gibi katliamlar gerçekleştirerek amacına ulaşmak istemektedir. Bütün bunları da Kürt halkının iradesini kırmak, karşısında dayatmalara boyun eğecek bir halk duruşunu, daha doğrusu teslim olan bir halk gerçeğini yaratmak için yapmaktadır. Bu koşullarda Önder Apo İmralı’da direnmektedir. Demokratik siyasetçiler zindanda direnmektedir. AKP’nin politikalarına boyun eğmemektedir. Yine gerilla her türlü zulüm hareketlerine karşı fedaice bir direniş göstermektedir.
Kış boyu yürütülen imha harekatlarını halkımız bilmektedir. her gün televizyon ve gazeteler kış boyu yaptıkları operasyonlarla Kürt Özgürlük Hareketi’ni nasıl bitirdiklerinin propagandasını yapmışlardır; gerillanın yaza çıkamayacağını söylemişlerdir. Yani tümüyle ezme, tasfiye etme ve bu temelde de Kürtlerin iradesini kırıp siyasi egemenliği ve kültürel soykırımı yeni koşullarda sürdürmeyi hedeflemişlerdir. Hala bu politika sürmektedir. Bu açıdan 14 Temmuz eylemi anlamlıdır. Nasıl ki 1982 14 Temmuz’unda PKK önderleri, PKK kadroları büyük bir direnişle zulme karşı Kürt halkının onurunu korumuşlarsa, Kürt’ün onurlu halk gerçeğini dost-düşman herkese göstermişlerse, bugün de aslında bu zulme karşı bir onur savaşı yürütülmektedir. Eğer bu zulüm Kürtleri onursuzlaştırmak istiyorsa, iradelerini kırmak istiyorsa, buna karşı da bir irade savaşının, onur savaşının ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan 14 Temmuz’da Amed meydanlarını, sokaklarını doldurmak, Amed’i zulme karşı halk duruşunun gösterildiği yer haline getirmek tarihsel öneme sahiptir. Amed halkı tarihin her kritik döneminde onurlu duruşunu ortaya koymuştur. Amed halkının ruhu 14 Temmuz ruhudur. Amed halkının ruhu, 2006 Mart’ında şehitlerine sahip çıkarak ayağa kalkan halkın ruhudur. Amed bütün zulme, baskıya, faili meçhul cinayetlere rağmen Kürtlük iradesinin ortaya konulduğu bir yerdir. Amed halkı her koşulda baskılara direnmiş, Kürt halkının varlığı ve özgürlük davasından vazgeçmeyeceğini ortaya koymuştur. İşte şimdi de tarihin bu zor sürecinde kültürel soykırımcı Türk devletinin her türlü zulmü uyguladığı bir süreçte yeni bir onur duruşunun gösterilmesi gereken bir tarihtir. Bu açıdan 2012 14 Temmuz’daki Amed mitingi de tarihsel önemdedir.
Açıkça Kürt halkının iradesi sınanmak isteniyor. AKP yürüttüğü baskılar karşısında Kürt halkının iradesinin kırılacağını düşünüyor. Hatta yürüttüğü baskılarla sonuç aldığını düşünüyor. 1982 yılında 5 noluda da Türk devleti, 12 Eylülcüler sonuç aldıklarını düşünüyorlardı. Artık bir daha zindanda direnilemiyeceğini, zindanda bitirilen PKK’nin dışarıda da hiçbir varlık gösteremeyeceğini düşünüyorlardı. PKK’li tutsaklar şahsında PKK’yi de, Kürt halkının özgürlük umudunu da zindana gömdüklerini sanıyorlardı. Ancak 14 Temmuz direnişçiliği büyük ölüm orucuyla bütün bu hesapları altüst etmiştir. Bu zulüm karşısında büyük bir direniş göstermiştir. Bunun için 14 Temmuz gününü onur günü olarak anıyoruz. 14 Temmuz onur günüdür.
İşte şimdi de bu 14 Temmuz’da yeni bir onur duruşunu, irade duruşunu gösterme göreviyle karşı karşıyayız. Halkımız da hem Önder Apo’nun hem KCK tutsaklarının hem de gerilla direnişinin parçası olarak, bu direnişleri daha da anlamlandıran bir duruşla Türk devletine gereken cevabı vermelidir. Madem Türk devleti, AKP Kürt halkının iradesini kırmak istiyor, o zaman halkımız da Türk devleti ve AKP’nin iradesini kırmalıdır. Kürt halkının taleplerinden vazgeçmeyeceğini, özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini göstermeli ve Türk devletinin gerici iradesini kırmalıdır. Çözümsüzlük politikasını kırmalıdır. 14 Temmuz’da yapılacak mitingin böyle bir tarihsel anlamı vardır. Eğer güçlü bir duruş ortaya konulursa bu aslında AKP’nin çözümsüzlük politikalarını boşa çıkaracak, AKP’nin politikalarının başarılı olmayacağını gösterecek, bu da bugün olmasa da yarın Kürt sorununun demokratik çözümünü, Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlatan süreçte önemli bir dönüm noktası olacaktır. Bu nedenle halkımız bu mitingde oynayacağı tarihi rolü görmeli, 14 Temmuz Amed mitingini büyük bir irade günü, onur günü, baskılar karşısında direnme günü, özgürlükte ısrar günü haline getirmelidir. 


NURDOÐAN AYDOÐAN / HABER MERKEZİ