Gazete sayfaları, televizyon ekranları, sosyal medya ve internet ortamındaki her olanağı kullanarak Kürtlere hakaret etmektedirler. Bu baylar ve bayanlar; Kürtlerin bir halk olarak kendisini tanımlamasına karşıdırlar. Kürtlerin kendi öz örgütleri ve güçleri ile özgürlük savaşını “terörizm” olarak tanımalamaktadırlar. Öldürülen her Kürdün ölümüne alkış tutmaktadırlar. Yazdıkları yazılarda, söyledikleri her sözde bunu görebiliyoruz. Bunlara göre “Kürtler hala yoktur!” Kürtler kendi özgürlüklerini savunacak düzeyde olamazlar! Kürtler AKP’ye teslim olmak durumundadırlar. Kürtlerin sözlerinin geçerli olmadığını savunmaktadırlar.
İsmail Beşikçi “Devletlerarası Sömürge Kürdistan” adlı başyapıtında Türk resmi ideolojisini çözümlerken en çok bu kavramları sorguluyordu. Kürt aydınlarının kimlik sorunsalını çözümlerken, Türk aydınını da önemli bir analize tabii tutuyordu. Beşikçi o güzelim kitabında “İnsancıl, özgürlük düşkünü ve kültür aşığı “Türk Aydınları” da artık bir sömürgelerinin, hatta sömürge statüsünden bile çok aşağılarda duran bir egemenlik olduğunu herhalde bilmek durumundadırlar. Ve o sömürgede, Türk aydınları Türk halkı, Türk ulusu daha özgür olsun diye, Türk dili ve Türk kültürü daha gelişsin diye, hergün cinayetler işlenmektedir, Kürtler öldürülmektedir” bu cümleleri kuruyordu. Günümüzde bu cümlelerdeki tespitler pek değişmiş değil. Şimdi de AKP’yle Türkiye bölgesel ve küresel güç oluyormuş, ekonomik istikrar yakalanmış Kürtler de isyan ederek bu durumu bozuyormuş tespiti yapılıyor. Mısır’da, Tunus’ta, Suriye’de rejimlere isyan edip daha fazla özgürlük ve adalet isteyenler desteklenirken Kürtlerin her talebi tankla, topla, uçakla, gazla, copla ve medya ile yok edilmek isteniyor. Sömürgeciliğin karakteri bu olsa gerek.
Bu sömürgeci baylar ve bayanlara göre Kürtlerin oylarının bir değeri yoktur. Seçilseler de tutuklanmalılar. Gerilla olanların başlarına savaş uçakları ile tonluk bombalar, siyasi olanların kollarına kelepçe, bu harekete destek verenleri ise polis kurşunları ile öldürmeyi normal sayarlar. Bir koro biçiminde seslenirler. Kürtlere hakaret eden bu baylar ve bayanların ortak özellikleri egemen ve sömürgeci kültüre sahip olmalıdır. Bir başka ortak yönleri de vardır ki “kuyruk acısına” sahiptirler. Tatlı su demokratları “biz bile direnemedik bu Kürtler bu düzene nasıl direniyor?” diyorlar. Liberaller ise faydacı ve ilkesiz oldukları için “Ee AKP var, herşey tamam” diyor. Cemaat ulakları ise “Kürdün kendisi yok ki özgürlüğü olsun” durumundadırlar. Bunların Kürdili ortakları da vardır. Onlar da kendi halkına hakaret edenlerle aynı düzlemde yer almaktadırlar. Büyüklerimiz hep bu tipleri anlatırdı. Şeyh Said zamanlarında, Seyit Rıza ve Alişer dönemlerinde de vardılar. “Keklik soyundan” olanlar olarak tanımlanırdı. Bu Kürtlerin pek çoğu eskiden gazetelerin promosyon olarak verdiği tabak çanak değerinde görülmektedirler. Ama onlar bunun ne kadar farkında pek bilmiyoruz.
Kürtler, AKP’nin zulüm politikaları yanında yer alan, bu zulmü gizlemeye çalışan ve hakikate tecavüz ederek yok etmeye çalışanların maskesini düşürecektir. Kürtler kendilerine yapılan bu hakareti çok iyi anlıyor. Çünkü “Kürdisan sömürgedir” diyerek bu zulüm rejiminin tanımını yıllar önce yapan bu halkın mücadelesinin mayasında ne var biliyor musunuz? Bu hakaret karşısında ne dar ağaçlarında, ne sürgünlerde, ne her türlü işgal girişimlerinde, ne Amed zindanında, ne köyleri yakıldığında, gazeteleri bombalandığında boyun eğmediler. Eğmeyecekler de. Gidin PKK tarihini inceleyen nereden nereye gelmiş görürsünüz. PKK’liler “yaşamak direnmektir” demezler. Onlar “Direnmek Yaşamaktır” derler. “Yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” derler. Son nefesini verirken “mezar taşıma bu halka borçludur” yazın derler. İşte bu halk bütün bu boyun eğmeme tutumlarının toplamı olarak bugün ortadadır.