Kendisini dünyanın sayılı liderleri arasında gören Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti; İmralı’da 13 yıldan bu yana tecritte tutulan Abdullah Öcalan’ın konuşmasından, nefes almasından ve insanlara selam göndermesinden korkuyor. Onunla konuşmaktan da korkuyor. Erdoğan, AKP iktidarı, ordusu ve polis gücü 15 genç kadın gerilladan da korkuyor. Erdoğan, AKP iktidarı, ordusu, polis gücü, mahkemeleri ve cemaat, tutuklanan Kürt çocuklarından korkuyor. Onlarca gazetesi, yüzlerce televizyonu, on binlerce internet sitesi olduğu halde “küçük tirajlı” Kürt gazetelerinden, mütevazi haber ajanslarından da korkuyor. Gazetecilerden, avukatlardan, akademisyenlerden yeni Kürt olan, Kürde dost olan herkesten ve herşeyden korkuyor! Yüzde 50’nin üzerinde AKP’nin oyu var, onun siyasal lojistik gücü olan MHP ve CHP de eklendiğinde yüzde 80’leri bulan oy oranı olduğu halde yüzde 6’lık BDP’den de korkuyor Recep Tayyip Erdoğan ve yönettiği Türk devleti...
Çünkü, Türk devletinin aklı konu Kürt meselesi olunca farklı işliyor. Düşünün ortada tarihse-toplumsal ve siyasal olarak tanımlanan bir sorun var. 40 yıldır memleketin temel gündemi. Yasalar bu meselenin alması gereken şekle göre çıkarılıyor. Mahkemeler sorunun devlet aklı ile çözülmesi için Sıkıyönetim mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ya da Özel Yetkili Mahkemeler olarak adlandırılıyor. Çünkü normal rutin hukuk ve verili yasalar ile Kürt meselesini devlet çözemiyor.
Devlet aklı ile Kürt sorununun idari çözümü de benzer özellikler taşıyor. Kürdistan bölgelerinin Ankara’dan idaresi diğer Türkiye illeri gibi yönetilmiyor. Sıkıyönetim ilanları, Olağanüstü Hal bölgesi ilanı ya da “güvenlik bölgeleri” olarak işaretleniyor. Valiler, kaymakamlar Kürt illerinde daha farklı yetkilerle donatılıyor. Ekonomik düzenlemelerde de benzer örnekler verilebilir. Eğitim, kültür sanat ve daha geniş bir biçimde siyaset alanı da anti-Kürt özelliklere göre şekilleniyor.
En önemlisi de dünyada devletlerin sahip olduğu ordular sıralamasında Türk ordusu ilk 10’a giriyor. NATO’nun da en güçlü 2. Ordusu olarak övünülüyor. Ama bu ordu 30 yılı aşkın bir süredir Kürt illerine yayılmış ve PKK gerillalarına karşı savaş yürütüyor. Polis gücü ve istihbarat kurumları için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
Türk devletinin diplomasi alanındaki çalışmasının yüzde 90’ı da yine Kürt meselesi merkezlidir. Uluslararası ilişkilerdeki ekonomik/siyasal bütün alıp-vermeler Kürt meselesi ve PKK eksenli olarak yürütülmektedir. Bu tabloya baktığımızda Türk devletinin büyük bir Kürt-PKK korkusu olduğunu görürüz. Türk devleti ANAP’ından CHP-DSP-DYP-MHP-RP ve AKP’sine kadar bütün siyasal iktidarlar devletin bu tarihi Kürt korkusuna yenilmiş durumdadır. Bütün siyasal stratejisini içerde ve dışarda Kürt korkusu üzerine kurmaktadırlar. Bunun siyasal ve sosyal psikolojide tanımı çok yönlü yapılabilir. Ama asıl tehlikeli olan ve giderek kronik hastalık halini alan durum bu korkuyu aşma yönündeki sakatlıktır.
Şöyle ki sorunu kendine göre çözmek isteyen Türk devleti; PKK’yi ve siyasal Kürt hareketinin toplamını muhatap alıyor. Gerillası ile savaşırken Türk ordusunu, polisini, istihbaratını onun karşısında örgütlüyor ve harekete geçiriyor. Yani savaşta gerillayı muhatap alıyor. Siyasal alanı engellemek çin Kürt siyasal örgütlenmelerini yok etmek ve sindirmek için muhatap alıyor. Diğer saydığımız alanlarda da devlet Kürtlerle kavga ettiği bütün alanlarda Kürtleri muhatap alıyor. Ama sorunun çözümü için, bu güçleri muhatap almıyor. Bu şaşılası akla biz şaşkınlıkla bakarken Fethullah Gülen cemaatinin ulakları, polisiye stratejistler ve tatlı su liberalleri ise Kürt sorununun çözümü konusunda daha fazla muhataplıklar ortaya koyuyorlar. Aşiretler, değişik örgütler, korucular vb vb. Bir sorunun tarihi-siyasi çözümü için gösterilecek çabalar tabii ki olabilir. Ama siz yok etmek için kavga alanında karşısınızda olanla sorunu çözemezseniz, bu kavganın diğer tarafını bırakıp başka adreslerde çözüm ararsanız, sorunu çözemezsiniz ki! Sadece korkularınıza dayanak yaratıp kavgayı ve çatışmayı daha fazla derinleştirebilirsiniz.
Ne garip değil mi korkularında muhatap aldığı Kürtleri, cesaretlenmek ve barışmak için muhatap almaması! Ama ne diyelim “korkunun ecele faydası yok” derler ya... Belki de AKP korkmakta haklıdır! Çünkü varlık gerekçesi zulüm ile tanımlanan gücün kendisi zulüm yenildiğinde ortadan kalkar...
AKP’nin Kürt korkusu ve muhatabı