tersine çelikleştirsin.
Kolay yaşanılan yaşam, yaşanmaya değmez.” Abdullah ÖCALAN
Ezenlerle ezilenler arasındaki kavga derinleşerek devam ediyor. Modernist barbarlar, atalarının ayak izlerini akıttıkları kanlara basarak izliyorlar. Atalarının ağzını açıkta bırakacak kadar kurnaz, hain, sinsi ve kalleşler. Hem gülüyor ve tokalaşıyor hem de öldürüyorlar. Mertlik ve yiğitlik onlar için kar getirmeyen ezilenlerin onurlarıdır. Ve mutlaka yok edilmelidir. Kurnazca hareket ediyor ve kurdukları “barış” masalarının altına gizledikleri ve henüz namlusu soğumamış silahlarıyla, ezilenleri kandırmaya ve oyalamaya çalışıyorlar. Bir yandan konuşuyor diğer taraftan katlediyorlar. Adalet ve barış sözlerini en çok onların ağzından duyuyoruz. Utanmıyorlar. Ama ne yapsalar da güler yüzlerinin ve konforlu yaşamlarının arkasındaki vahşi yüzlerini gizleyemiyorlar. “Silahları bırakın” diye yırtınan yalakacılar, şimdi amaçlarına ulaşamamış olmanın verdiği kızgınlıkla yeni tuzakları planlıyorlar.
İşte bu güruh Kürt Sorunu’nu kendilerinin çözeceğini bağıra çağıra söylüyor ve karşı çıkanları da savaş yanlısı olarak suçluyorlar. “Kürt sorun’unu biz çözeceğiz” derken doğru söylüyorlar. “AKP Kürt sorunu’nu çözme konusunda net değil, projesi yoktur” diyenler yanılıyorlar. AKP bu sorunu çözmede net, samimi, kararlı ve proje sahibidir. AKP’nin Kürt Sorunu’nu çözme projesi, Kürtleri çözme projesidir. Bunu zindanların doldurulmasından, gerillaya yönelik saldırılarından anlamayanlara, Paris suikasti ile çok daha net göstermiştir. AKP’nin bu sorunu çözme projesi, ekonomik, sosyal, siyasal, askeri, suikast vd güçsüz düşürme, yıldırma, umutsuz bırakma ve tasfiye saldırılarıyla Kürtleri çözme projesidir. Görüldüğü gibi AKP kendi cephesinden samimi, inançlı ve proje sahibi olan bir partidir. Bu projesinin adını da kendileri açık olarak “entegre strateji” adıyla açıklamışlardır. Esas olarak bunu hayata geçirirken, burada sağladığı başarı oranında Öcalan ile görüşmelerinde elinin güçleneceğini hesaplayarak bunları yapmaktadır. Öcalan görüşmeleri bu stratejinin diğer ayağıdır ve kesinlikle tasfiye amacına yöneliktir.
Bilinmektedir ki, Suriye’de ki Kürtlerin başarısının yenilgiye uğratılamamasıyla, Kürdistan’ın Türkiye parçasının statüsü de gündeme gelecektir. Bu ise Misak-i Milli sınırlarının tehlikeye girmesi demektir. Yine bu savaşın derinleşmesiyle içine Türkiye kadar İran ve Irak’ı da çekerek bölgesel bir savaşı gündeme getirecektir. Böyle bir savaştan Türkiye’nin güçlenerek çıkmayacağına ilişkin veriler az değildir. İşte AKP’nin oyalamaya ve zaman kazanmaya dayalı sahte barış görüşmelerinin temelinde ki stratejik plan budur.
Bu itibarla, kurulmakta olan tuzaklara düşmek istemeyen Kürt Özgürlük Hareketi’nin, taktik açıdan taraflarla çatışmaya girmemeyi ve halkların demokratik devrimi için taktik ilişki ve diyaloglardan yararlanmayı esas alması doğru ve kazandırıcı bir tutumdur. Bu nedenle, her şeye rağmen AKP’nin daha da teşhir edilmesi için görüşmelerin mücadeleyle desteklenerek sürdürülmesinin daha kazandırıcı olacağı ve büyük avantajlar yaratacağı açıktır.
Elbette ki, nihai başarıya doğru gidişin sağlam temellere oturması gerekmektedir. Bunun için stratejik duruşun dayanacağı esaslar önemlidir: Yürütülen mücadelenin özgürlük ve demokrasi mücadelesi çizgisinden taviz vermemek demek, bu bağımsız ve doğru olduğu kadar ezen güçlerden her hangi birine dayanmamak demektir. Diğer taraftan, bu temelde kurulacak olan ittifaklar ve geliştirilecek ilişkilerinde önemi tartışmasızdır. Bu sağlam duruştan taviz verilmedikten sonra, ister ABD ve Rusya arasındaki pazarlıkların sonucuna bağlı olarak gerçekleşecek olan düşük yoğunluklu savaş içerisinde diplomatik siyasal çalışmalar yoluyla, isterse de bölgesel savaş yoluyla bir çözüme gidilsin, Kürtler kendilerini ve kazanımlarını koruyabileceklerdir. İşte bu durumu görmüş olan AKP, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı ideolojik, siyasal, ekonomik, askeri ve diğer tüm cephelerden saldırmakta ve “entegre politikası”nı başarıya ulaştırmaya çalışmaktadır.
İşte Paris Suikasti böyle bir arka plana sahiptir. Bu nedenle yapılması gerekenler üzerinde oldukça yoğun tartışmak ve tedbirler geliştirmek zorunlu olmaktadır. Bunun da esas adımını üç canın hakka yürüdüğü koşulların oluşmasındaki zaafları ortaya çıkartmak, tedbirlerini geliştirilmek, örgütlenmenin derinleştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını pratikleştirmek olmaktadır. Yine sadece karşı tarafı suçlamak ama kendini görmemek Kürtlere kazandırmaz. Karşı taraf Kürtleri düşman olarak görüyor ve ona göre savaşıyorsa, Kürtlerde, “burası Avrupa’dır bize bir şey olmaz, biz yasal olarak Avrupa’nın koruması altındayız, derneklerimiz her kese açıktır...” saflığıyla hareket etmeyi bırakarak, kendini korumanın tedbirlerini esas almalıdır. Bunun da en etkili yolu örgütlenmemiş Kürt bırakmamaktır. Önder Apo’nun şu uyarısı bu bağlamda son derece etkilidir: “Sahte hayallere, güvene, ilişkilere ve kişiliklere dayanmayın, özgücünüze dayanmayı ve çare olmayı bilin. Çare sizsiniz. Kabuslu yaşamı bırakın, kendinize güvenin ve bütün yeteneklerinizi biraz ayaklandırın…”
Paris suikasti esas olarak bir irade kırma, telaşlandırma, hata yaptırma, korku verme ve sindirme saldırısıdır. Sizi her yerde vururuz mesajıdır. Çünkü, iradeli insan iktidar ve devlet açısından kabul görmeyen insandır. Çünkü irade sağlam kişiliği temsil eder. İradeli kişi eşyanın gerçek doğasını anlar. Olabilecek olanı olmayacak olandan ayırır, kendini toplumsal gerçeklik içinde tanımlar ve temsil eder, özgürlüğüne sahip çıkarak sürü olmayı; egemenlik altına alınmayı, başkaları tarafından güdülen köle kişilik sahibi olmayı reddeder. İradeli kişi, örgüt ve ya halkın kendisinde de somutlaştığı kişidir. Bu özellikleri nedeniyledir ki, devlet ve diğer otoriter-baskıcı mekanizmaların hedefi haline gelir.
İrade sahibi bireye saldırı, onun öznesi olduğu örgüt veya toplumun iradesine saldırıdır. İrade kırmanın değişik yöntemleri vardır. Kimi zaman bir kariyer, makam veya değişik rüşvetle kırılmak istenir. Olmuyorsa tehdit ve korkuyla, o da olmuyorsa yalan-iftira, tehdit ve küçük düşürmeyle sonuç alınmak istenir. Bu da olmuyorsa basın-yayın yoluyla yıpratma yolu seçilir. Ve elbetteki toplum üzerinde etkili olan bireylerin fiziki imhası yoluyla korku ve can derdine düşürülmek istenen toplum, halk ve örgütü pasifize edilmek istenir. Evi yıkılır, mal varlıklarına zarar verilir, umutsuz ve çaresiz bırakılır, yerinden yurdundan edilir, ekonomik tehdit altında tutulur, zindanlara atılır, kurumları kapatılır, yasaklar konur, içerden yıkmak için işbirlikçi döneklerle kafaları karıştırılır... Kısacası bireyin, örgütün ve o örgütün dayandığı toplumun iradesizleştirilmesi için her yol denenir. Her tür ahlaksızlık, ikiyüzlülük, vicdansızlık yapılır ve en acımasız silahlarla imha yoluna başvurularak teslim alınmak istenir.
İşte Kürt halkına, önderine ve onun pratikleşmiş hali olan partisine böyle bir iradesizleştirerek teslim alma dayatılmaktadır. Paris suikasti bunun gerçekleştirilmiş halidir. Ama başarı sağlanamamıştır. Aksine dostlarını çoğaltmış, zaaflarını ve yetmezliklerini göstermiş, herkesin kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini acı vererek hatırlatmış ve de ayrımsız herkesi özeleştiri vermeye çağırmıştır. Üç şehit yoldaşın Kürtlerden istediği budur. Ciddi bir özeleştiri temelinde tedbirli olmayı, daha sıkı örgütlenmeyi, genişlemeyi, güven vermeyi, uzak duran, oturmuş olan ve de itilmiş olanlardan gidilmesi gerekenlere giderek elinden tutup getirmeyi görev kılmıştır. Kürt halkının bunlara sırtını dönme lüksü de kalmamıştır.
AKP’nin Kürt sorununu çözme planı ve Paris suikasti