AKP’nin hükümet olmaktan, iktidar olmaya ve ardından devlet olma sürecine bakıldığında, yanlış inşa edilmiş elitist cumhuriyetin ve “devlet ulusunu” oluşturmanın sonucunda ortaya çıkmış tüm toplumsal kriz alanlarını ve sistemin yapısal sorunlarını söylemleştirip çözüyormuş ya da çözecekmiş gibi görünerek istismar edip kendi çıkarları doğrultusunda bir gündem aracına dönüştürerek içinden çıkılmaz hale getirildiği görülecektir.

Geçmişi cumhuriyet öncesine dayanan, Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı temel ve doğal haklarının gasp edilmesi meselesini “çözmek” için bir “açılım” politikası yürüttü. Bu açılımın vardığı nokta haklarını iade etmek değil, hak talebinde bulunanları hem fiziki hem de siyasi imhaya tabi tutma noktasına vardı. İleri demokrasiden, Sri Lanka ‘modeli’ne kadar uzandı.
“Alevi açılımı” alenen aşağılama, “camii varken cemevi de ne oluyor” söylemi ve Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesi ve Sürgü’de olduğu gibi fiziki şiddet boyutuna ulaştı. Bir Roman açılımı vardı bir de. O ‘açılım’ da onların kendi mahallelerinden kovulmasıyla sonuçlandı. Dolayısıyla AKP’nin politikasına bakıldığında, stratejik-temel meseleyi kendi iktidarını büyüterek derinleştirmek ve kalıcılaştırmaktır. Söz konusu AKP’nin iktidarı olduğunda tüm toplumsal siyasal meseleler birer teferruattır. Neden böyledir?
AKP ideolojik olarak eklektik, siyasal alanda ise pragmatisttir. Dolayısıyla politikası ilkelere dayalı değil (zaten olması da beklenemez) günlük, dönemsel çıkarlara göredir. Bugün yeniden Sayın Öcalan’la yürüttüğü görüşmelere “çözüm süreci” adını vermesi gerçekten hak ve özgürlüklere dayalı bir çözüm projesi olduğundan değildir. Tam tersine, mevcut yaklaşımlarını sürdürürse bu “çözüm sürecini” son bir felaket sürecine dönüştürme ihtimali çok yüksektir. AKP’nin yaklaşımı kesinlikle taktikseldir. AKP şimdiye kadar tüm seçimlere istediği koşullarda girmiştir.
Her seçim öncesi çözüm yönünde bir şeyler söylemiş, ateşkes ortamı oluşmuş ve seçimden sonra AKP tam tersi yönde hareket etmiştir. 2014 seçimleri öncesinde, AKP bir kez daha, daha ileri söylemlerle, bu sefer ateşkes de değil koşulsuz teslimiyeti istiyor. Böyle bir şeyin hiçbir zaman olmayacağını çok iyi bildiği için çıtayı çok yukarıdan tutup azına razı olma mesajını veriyor. Oysa bunlar artık modası geçmiş yaklaşımlardır. Süreç ya gerçek bir çözüm süreci olur ya da Kürtler kendi çözümlerini kendilerinin üreteceği bir süreç.
AKP demagoji ile her şeyi muğlaklaştırıyor ve değersizleştiriyor. Her şeyi öylesine müphem bir konuma sokuyor ve toplumun algısını çarpıtıyor ki yanlışı doğru, doğruyu yanlış olarak yansıtıyor ve istediği zaman kendisinin bile düzeltemeyeceği bir facia oluşturuyor. Bu müphemlik tüm toplumsal kesimler hilafına AKP’ye kısa vadede yarıyor gibi görünebilir; ancak uzun vadede kendisini de tüketme potansiyelini barındırıyor. Pragmatizm her koşulda ve her şeye rağmen her zaman olmaz. Hele söz konusu tarihsel toplum meseleleri ise…
Kürt halkı için diyalog ve müzakere yöntemiyle hak ve özgürlüklerine kavuşma temel ve stratejik bir taleptir. Her zaman tercih edilen de bu olmuştur. Ancak AKP için diyalog ve müzakere dönemsel ihtiyaçlar uğruna denenen bir taktiktir. Kürt halkı barışın onurlu, hak ve özgürlükler temelinde gelişmesini isterken, AKP otuz yıldır tüm varlığı ile teslim alamadığı kesimlere koşulsuz teslimiyeti dayatarak bir ‘barışın’ olacağını iddia etmektedir. AKP her gün meydanlarda hakaret etmeyi bir hak görüyor ama Kürtlerin bir eleştirisine tahammül etmiyor ve tehdit etmekten de imtina etmiyor. Bu anlayıştan hakiki bir barış beklemek imkansıza yakın bir olgudur. Kötü niyetten hayır çıkmaz! Yine de barışa ulaşmayı diliyoruz...


Oltu T Tipi Cezaevi