
‘KCK operasyonları’nın Ankara merkezli ve dört birim tarafından yürütüldüğünü söyleyen Avukat Özcan Kılıç, 33 meslektaşının tutuklanmasına ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Asrın Hukuk Bürosu’nuna yapılan baskın sırasında oradaydınız. Neler yaşandı?
Büro aramasında belirli isimler üzerinde duruldu. En yakın zamanda İbrahim Bilmez, Cengiz Kapmaz, Özgür Erol, Ömer Güneş gibi İmralı’ya son giden avukatlar üzerine özel bir durum yaratılmaya çalışıldığı hemen anlaşıldı. Sanki Asrın Hukuk Bürosu illegal örgütün bürosu, gizli iş yapan bir yer gibi lanse edilmeye çalışılıyor. Oysa her şey açık. Büroda arama yapıldığında hiçbir illegal evrak ya da herhangi bir şey bulunmadı. Bilgisayarlar incelendiğinde hiçbir örgütle ilişki veya herhangi illegal bir şey bulunmadı. Bilinen dava dosyaları, Öcalan’ın AİHM’e yaptığı başvuru dosyaları alındı, “inceleyip geri vereceğiz” dediler. Öcalan’ın kitaplarını aldılar, basılmış savunmaları, AİHM’e kitap halinde yaptığı savunmaları, bilgisayar kopyaları alındı. Dolayısıyla toplumda sanki bugüne kadar gizli şeyler yapılıyormuş ve devlet bunu yakalamış gibi bir hava yaratılıyor. Bu büyük bir yalan.
Asrın Hukuk Bürosu 12 yıldır faaliyette ve Öcalan ile sürekli görüşmeler yapıyor. Peki neden şimdi tutuklanıyor avukatlar?
Çünkü KCK adı altında basın, avukatlar, aydınlar, BDP dahil bütün Kürtler yok edilmeye çalışılıyor. 10 yıllık görüşmelerin hepsinin bant kayıtları devlet tarafından delil yapılıp, avukatlar hakkında 100’den fazla dava açıldı bugüne kadar. Yani, bugün bu uygulamanın yapılmasını gerektiren hiçbir gerekçe yok. Bugün de iddia edildiği gibi örgütle bağlantı kurdukları veya örgüte Öcalan’dan talimat götürdükleri iddialarından iki dosya hariç hepsinden beraat ettiler. Bu iddiayla 10 yıldır baskılarla iç içe yaşıyordu avukatlar. Öcalan’dan talimat aldıkları gibi iddialar tamamen gerçek dışı. Olsaydı bu arkadaşlarımız yıllardır yargılanırken, hapse girerlerdi, ceza alırlardı ve tutuklanırlardı. Bence bu operasyon başka amaç taşıyor.
Ne amacı taşıyor?
AKP Hükümeti’nin Kürtlere yönelik topyekun açtığı bir savaş var. Sadece avukatlar değil, BDP’den başlayarak, kadın derneğinden tutun, sivil toplum örgütlerine, gazetecilere, akademisyenlerden yazarlara, Alevi derneği başkanına kadar tutuklandı. KCK adı altında 2.5 yıldır yürütülen bu operasyonlarda gösterilmek istendiği gibi bir suça veya yasadışı işe dayanmıyor. Bu tamamen siyasi bir operasyon. Daha iki hafta önce Asrın Hukuk Bürosu’yla ilgili Habertürk gazetesinde bir şema yer aldı ve orada Asrın Hukuk Bürosu ve basın komitesi bölümleri hedef gösterilmişti. Biz zaten o günden itibaren Asrın Hukuk Bürosu’nun böyle bir uygulamaya tabi tutulacağını bekliyorduk. Nitekim bugün yaşadığımız olay 2010 Şubat ayından beri teknik takip, dinleme gibi uygulamalarla polis ve savcının birlikte hazırladığı bir dosyaydı. Ama bu arada Öcalan ile görüşüldü, avukatlara görüşmelerden ötürü davalar açıldı, beraat ettiler. Ne savcı, ne hakim, ne de polis ‘siz suç işliyorsunuz’ dedi. Çünkü ortada suç yoktu. Çünkü oradan faydalanılıyordu. Mesela kamuoyunda ateşkes süreci bekleniyordu ve avukatların İmralı adasına gitmesi için devlet hiçbir zorluk çıkartmıyordu. Bir de dönem dönem kayıt altına alıyordu görüşmeleri. Bütün bant kayıtları deşifre ediliyor, dava dosyalarına koyuluyordu ama bunlardan dolayı da kimse ceza almadı. Bugün ise avukatları da bir kenara bırakın, Öcalan’ın dış dünya ile bütün iletişimi kesilip yalnızlaştırılmak isteniyor ve devlet yalnızlaştırılmış bir Öcalan ile oturup görüşmek istiyor.
Bu yalnızlaştırma politikasından nasıl bir fayda sağlamayı planlıyorlar?
Kendi seçtikleri aktörlerle bu meseleyi çözmek istiyorlar. Bu bir nevi sindirme operasyonudur. Öcalan’ın siyasi konumunu, liderliğini ortadan kaldırırlarsa belki işte Kemal Burkay gibi veya ona benzer başka birilerini aktör gibi belirleme çabasındalar. Mesela Fethullah Gülen’in de Kürt meselesiyle ilgili son dönemde bu doğrultuda mesajlar verdiğini görüyoruz.
Kürtlere yönelik dozajı yükseltilen bu siyasi operasyonlar nasıl bir poreje kapsamında yürütülüyor?
Operasyon Hükümet, savcı, polis ve MİT ile dört birim halinde yürütülüyor. Benim daha önce aldığım bir bilgi bu. Ankara’dan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) merkezli, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Merkezli yürütülen bir operasyon bu. Yani İstanbul polisinin ‘A işte bir yerde suç işlendi hadi yakalayalım’ demesinin sonucu değil. Bu hükümetin özel bir projesi. Bu proje tamamen Kürtlerin örgütlü mücadelesini sona erdirmenin projesi. Operasyon BDP’den Göç-Der’e kadar yayılıyorsa Kürtlerin örgütlü olduğu her alan yok edilmeye çalışılıyor demektir. Asrın Hukuk Bürosu da bunlardan bir tanesi. Yarın bakalım neresi yok edilmeye çalışılacak? Avukatlar suç işliyorlarsa yıllardır neden Öcalan’la görüştürdünüz?
Öcalan, Kandil ve Avrupa’daki PKK temsilcileriyle görüşen aynı MİT değil miydi?
Şimdi AKP Hükümeti’nin hazmedemediği esas nokta seçimlerden BDP’nin 35 milletvekiliyle çıkması. Hiç beklenmedik bir anda, Kürtler blok halinde, sosyalistler de dahil 35 milletvekili çıkardı. Karşılarında yasal, demokratik, bir Kürt muhalefeti istemiyordu Hükümet. Onun yerine 1990’larda yapıldığı gibi, ‘dağda hesaplaşalım’ mantığını dayatmaya çalıştılar. Kürtleri Türkiye içersindeki mücadeleden soyutlayıp, soykırıma uğratıp dağla sınırlı bırakmak istedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül İngiltere’de terör ile mücadele edebiyatı yapıyor. Demokratik mücadelenin önünü açarlarsa eğer bir sürü gizli kalmış, ya da kamuoyundan gizlenmiş bir sürü şey ortaya çıkacak. 1990’lı yıllarda terör ile mücadele adı altına Kürtlere yönelik yürütülen kirli operasyonlar ortaya çıkıyor. Bu sadece failli meçhul cinayetler değil, para, pul, uyuşturucu işi, adam kaçırma, şantaj, devlet içindeki kirlilik terör ile mücadele adı altında gizlenebiliyor. Şimdi bugün bir uyuşturucu operasyonu yürütülüyor, diyelim ki yakalanan adamlardan bir tanesi Diyarbakırlı, hemen PKK bağlantısı deniliyor. Kürtleri sürekli illegal, yasadışı, terörist, silahlı, bombalı filan gösterme çabası ile Kürt mücadelesini marjinalize etme ve dünya çapında da Kürt meselesini bir terör meselesi, kriminal bir alan olarak lanse etme çabası bu. Bu operasyon da bunun bir parçası. Bugün avukatlar yarın, başka birileri…
Öcalan 4 aydır avukatlarıyla görüştürülmüyor...
Öcalan’ın çözüm gücü olduğu son zamanlarda netleşmişti. Ama gelin görün ki Öcalan’la görüşmenin engellenmesine rağmen, avukatlar ısrarla Öcalan’a sahip çıktı. 1 veya 5 avukat değil bu söz ettiğim, yüzlerce avukat. Bu da rahatsız etti artık. Çünkü devlet kendi istediği birilerinin görüşmesini istiyor kanaatimce. Kendi avukatlarının değil başka birilerini. Yarın bir mutabakat, başka bir anlaşma yapılacaksa, bunu kendi belirledikleri isimlerin yapmasını istiyorlar. Arkadaşlarımızı o nedenle tuttular böyle. Mesela 1.5 ay önce Adalet Bakanı ve Başbakan bu operasyonun sinyalini verdi: ‘Öcalan’ın avukatlarıyla ile ilgili bir düzenleme yapacağız’ dediler ve savcılar 2010 yılından beri biriktirdikleri dosyaları raflardan indirdi. 1.5 aydır birdenbire canlandırıldı olay. Burada Öcalan’ı tamamen avukatsız bırakmak, ailesiyle belki ayda ya da yılda bir gidip 10 dakika, 15 dakika görüştürüp bunun temelleri atılmıştı aslında. Bu, operasyonun kılıfı oluyor.
Peki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hala Öcalan’ın davaları sürmüyor mu?
Aslında benim aklıma kötü bir senaryo geliyor. AİHM ile görüşüldü gibime geliyor. Çünkü AİHM’de geçenlerde hükümetin bir toplantısı oldu. AİHM ve Türk devleti, önümüzdeki günlerde Türkiye’den AİHM‘e gidecek dosyalarla ile ilgili bir toplantı yaptı. Bu kamuoyunda pek yer almadı. O toplantılarda AİHM, Türkiye’ye artık bazı konulardaki davaların AİHM’e taşınmaması için bazı düzenlemeler yapmasını önerdi. Anayasa Mahkemesi’nde bir bölüm açtı Türk devleti geçen yıl. Onu önümüzdeki yıl, 6 ay içinde o daire açılacak artık Türkiye’den AİHM’e cezaevinden yapılan başvurular, haksız tutuklamalar, bu tip durumlar AİHM’e gitmeyecek. Bu devir kapatılıyor. Bu davalar Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi’ne gidecek. AİHM zaten Öcalan’ın bütün başvurularını yıllardır sürüncemede bırakıyordu. Onları sonuca vardırmıyor, ısrarla bekletiyor ve büyük ihtimalle AİHM’deki dava dosyalarının hepsi buraya iade edilecek. En kötü tablo bu olacak. Türkiye’de zaten sağlıklı gitmeyen bir yargılama sistemi var. Böyle olunca avukatların ve Öcalan’ın sanki bir hukuki durumu yokmuş gibi bir tablo çizilecek. AİHM’de bundan sonra sadece ifade özgürlüğü ve işkence ile ilgili dosyalar incelenecek.
Öcalan’a ev hapsinden söz ediliyordu, peki bu neydi?
O seçim öncesi toplumda yapılmış suni bir nabız yoklaması ve Kürtleri biraz yatıştırma manevrasıydı. Çünkü dikkat ederseniz Kürtlerin çok ciddi ayaklandığı bir dönemdi. Benim kanaatim Fethullah Gülen’in bu son çıkışlarından sonra kendilerinin istediği gibi bir çözümü dayatacaklar.
Bu son operasyonda karşısında kamuoyunun tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kamuoyu kimin elinde kaldı zaten. Basının yüzde 95’i iktidara yamandı. Örnek olarak Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı niye tutuklandı sanıyorsunuz? Normal demokratik bakış açısı olan köşe yazarlarını bile sus pus oldu, ‘aman biz de tutuklanırız’ diye. Kamuoyu bunlar zaten. Peki onlar biterse kim kalacak? Kürtlerin içinde kamuoyu yaratanların hemen hemen hepsini tutukladılar, onlar yetmedi şimdi de kamuoyu denilen köşe yazarları şu, bu susturuluyor. Hatırlarsınız Banu Güven sırf Vedat Türkali ile Kürt meselesi hakkında konuştuğu için işinden oldu. Gazeteciler artık araştırma bile yapmadan, sorgulamadan savcının veya polisin öne sürdüğü tüm iddiaları gerçekmiş gibi yansıtıyor. En somut örneği gazetelerde elinden silahla fotoğrafı yer alan İrfan Dündar’ın fotoğrafı savcıların öne sürdüğü gibi Kandil’de değil Hakkari’de bir piknikte çekildi. Bu bile yalanların nasıl da gerçek gibi lanse edildiği küçük bir örnek.
ANF/İSTANBUL