AKP Hükümeti son gözaltı operasyonuyla, “Gelmeyecek; barışı gasp ettik ve bırakmayacağız, anlayın artık” mealinde, sesleniyor Kürtlere.
Kürt hareketine “barışı sabote etmekle” ithamda bulunan ve dünya siyasetinde ‘en pasifist tepki yöntemi’ olarak anılan boykot kavramını da pek vandal bir çıkışmış gibi yansıtanlar ise, bu operasyon dalgasına şimdi bir isim bulmakta zorlanıyor. Kendi üsluplarını taklit edecek olursak; “Tam da BDP Meclis’e girmişken, olacak iş mi?” diyebiliriz.
Siyasi-toplumsal güçlere uygulanan gözaltı operasyonlarını daima bir sindirme politikası olarak görürüz. Ayağı yere basan bir tahlil olduğuna kuşku yok. Fakat Türkiye devletinin Kürtlere yönelimlerini biraz daha güncel ve dönemsel değerlendirmek zorundayız.
AKP’nin asıl sebepleri
Kürtleri son aylarda en yoğun ‘tetikleyen’ gerekçelerin başında, Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit politikası geliyor. 9 Ekim’deki Gemlik yürüyüşü de bu vesileyle tek günlük bir eylemsellik görülmemeli. Bunları bilen AKP, yürüyüşün örgütlü bilinci tazeleyeceğinin de farkında ve sayı bakımından ‘abartarak’ gözaltı başlatması, bu anlama geliyor. Zaten zamanlamaya bakarak da bu niyeti okumak mümkün.
AKP Hükümeti, gerek diğer siyasal iktidarların gerekse de on yıllık kendi deneyiminden, Kürtlerin sindirilemeyeceğini fark etmiş olmalı. Referandumdaki boykot süreci ve genel seçimlerdeki artan oy oranları da, bu farkındalığını güçlendirdi. Bu nedenle, gözaltı operasyonunu bir sindirme politikası ve gözdağı gibi algılamak eksik kalır; zira, gözaltına alınan ve tutuklananların içinde belediye başkanlarının, aktif siyaset yürütücülerinin de mevcut olması, onun (AKP’nin) doğrudan legal siyaset alanlarını tüketme zihniyetine denk düşüyor. Yani sandığımızdan daha uzun vadeli bir kurguya şahidiz. Bu, Hükümetin, BDP’nin Meclis’e katılmasından pek memnun kalmadığını da anlatıyor.
AKP’nin bir başka ürpertisi ise, Kürtlerin ve sosyalistlerin, giderek etkisi azalan CHP’nin yerine geçecek olması. Zira bu iki gücün, Kürtler ve sosyalistlerin, Kongre ile, çatı oluşumuyla ‘ana muhalefet’ konumuna yakınlaştıkları kabul ediliyor. AKP, Kürtleri dilediği kadar marjinal alana çekmeye çalışsa da, dostlarının sayısı artıyor ve ortak hareket alanları açılıyor. Fakat Kongre’nin salt halihazırdaki siyasetlerin ‘tekelinde’ olmadığını da gözleyen AKP, çeşitli halk güçlerinin katılımını da tehlikeli buluyor. Henüz siyasi çalışmalara yeni dahil olanlar da bu tür operasyon ve tutuklama dalgalarıyla ürkütülerek; pasifleştirilmek, uzaklaştırılmak isteniyor.
Siyaseti susturuyor, silahları konuşturuyor
AKP, tüm bu özetlemeye çalıştığımız kötü niyetlerine bir de sınırötesi operasyon macerasını ekleyerek; siyasetin de, barışın da önünü kapatıyor. Legal siyasetçileri ve seçilmişleri tutuklayarak, PKK’ye de -her ne kadar defalarca başarısız sonuç alsa da- operasyonlar başlatarak, yeni anayasa, demokratik çözüm gibi beklenti durumundaki süreçlerin çıtasını düşürüyor. Gelişmeler, PKK’nin eylemlerini artırma gerekçelerini de kabartıyor; böylece, kimsenin örgüte ateşkes talebinde bulunma hakkı da kalmıyor.
Kürt halkı için ivedi olansa, bu denli hukuksuz ve savaşçı bir güce teslim olmayacağını, 9 Ekim’deki yürüyüşte sergileyecek olması. Ayrıca artık halkın, tutuklama ve gözaltılara anında direniş sergilemesi de gerekmekte. Ortada bir hukuk süreci işlemediği aşikar; Kürtler de, gözaltılara ortak hareket etmekle önlem oluşturabilecek siyasal bilince sahip.
AKP de bilmeli ki; eğer kanlı bir soykırıma başvuramıyorsa, hiçbir egemen güç halkları yolundan alıkoyamıyor artık. Her mevsim, koşulları yeşerdiği an daha fazla beklemiyor; ‘Kürt Baharı’ da er geç açacaktır.
alibariskurt@yeniozgurpolitika.org