
Bu eylem, kendine başkomutan diyen Abdullah Gül’ün sınır birliklerini gezmesinden sonra gerçekleşti. Bu geziyi, yapacakları kara harekatından önce askerlere moral vermek için yaptıklarını ilan ettiler. Zaten aylardır kara operasyonu konuşuluyordu. Şimdi bu ortamda neden bu eylem oldu diye sormak savaştan habersiz olmaktır. Eğer bir güç saldırıya geçmek isterse diğer güç ondan önce hareket eder, onun hazırlıklarını bozar. Onu harekete geçmeden önce yıpratır. Gerilla da Türk ordusu harekete geçmeden önce bu eylemi yaparak kara operasyonunu daha baştan zayıf kılmıştır. Zaten HPG de sınır ötesi operasyon için hazırlanan güçlere eylem yaptığını açıklamıştır.
Bu, eylemin askeri yönüdür; ancak bu savaşın esas olarak siyasi zemini olduğu açıktır. Kürt sorununun çözümü için 29 Mart 2009 seçimlerinden sonra bir umut doğmuştu. Kürt hareketi çözüme fırsat vermek için seçimden sonra 13 Nisan’da tek taraflı ateşkes ilan etti. Bu ateşkes aslında demokratik çözüm için çok önemli bir fırsattı. Bu zemin değerlendirilseydi Kürt sorunu demokratik yollardan çözüm yoluna girebilirdi. Ancak bir gün sonra 14 Nisan’da siyasi soykırım operasyonları gerçekleşti. Bu tutuklamalar savaşın yeniden şiddetlenmesi için bir kışkırtmaydı. Ancak bu siyasi soykırım operasyonlarına rağmen Kürt hareketi sabırlı davranmış, demokratik siyasal yollardan çözüm aramış, ama AKP hükümeti bu fırsatları da doğru değerlendirmemiştir.
12 Haziran seçimleri de bir fırsattı. BDP 36 milletvekili almıştı. AKP hükümeti seçimden önceki sert söylem ve tutumunu yumuşatarak demokratik çözümün önünü açabilirdi. Bunu yapacağına milletvekillerini içeride tutarak gerilimi tırmandırmıştır. İmralı’nın ve Kürt hareketinin seçim sonrası çağrılarına da cevap vermemiştir. Halbuki ateşkesin sürdüğü ortamda gerilimli arttırmayarak ve çözüm doğrultusunda umut yaratacak mesajlar vererek seçim sonrası ortamı Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü için zemin haline getirebilirdi.
Çözüm politikası olmadığı için hiçbir adım atmamıştır. Kürtlerin Demokratik Özerklik ilan etmesinden sonra çözüm politikası olmadığı daha da netleşmiştir. Demokratik Özerklik ilanı sonrası yeni bir savaş konsepti uygulayacaklarını ilan etmişlerdir.
Askeri operasyonları ve polislerin saldırılarını dışta tutsak bile demokratik siyaset alanına yönelik saldırılar başlı başına savaşın şiddetlenmesinin nedenidir. 14 Nisan 2009 ve 14 Aralık 2009’da iki bine yakın siyasetçinin tutuklanması çatışmaların tırmanmasına esas zemin teşkil eden esas uygulamalardır. Şimdi bu operasyonların daha da tırmandırılması savaşın şiddetlendirilmesi değil de nedir? Demokratik siyaset yapma dışında başka faaliyetleri olmayanların tutuklanması Kürt halkına karşı savaş ilanıdır. Nasıl ki 1990’lı yıllarda Türk devleti savaşın şiddetlenmesini demokratik siyasetçileri öldürerek gerçekleştirmişse şimdi de bunu tutuklayarak yapmaktadır.
Bu kadar insan tutuklandıktan sonra savaş neden şiddetlendi demek, gerilla neden eylem yaptı demek insanları aptal yerine koymaktır. Kimse kusura bakmasın, bu tutuklamalar siyaset alanının ortadan kaldırılıp savaşın tek yol olarak bırakılmasıdır. AKP’nin yeni savaş konseptinin en önemli ayağı bu tutuklamalardır. Zaten yandaş basının birçok yazarı “KCK operasyonu oldu bu nedenle bu eylemlere yöneldiler” diyerek dolaylı olarak savaşı nasıl başlattıklarını itiraf etmişlerdir. Hatta bazıları “KCK operasyonları nedeniyle İmralı’daki tecride ve bu tutuklamalara karşı eylemler zayıf kalmıştır” diyerek bu operasyonların amacını açıkça ortaya koymuşlardır.
Bu kadar tutuklamalardan sonra Kürt hareketinin bu eylemleri yapması şaşırtıcı değildir. Hem ben bu operasyonlarla bu hareketin suyunu kurutup öldüreceğim deniliyor hem de bu eylemlerden şikayet ediliyor! Bu yaklaşım tek taraflı bir yaklaşımdır.
Bazıları da Kürt sorununda iyi şeyler oluyordu, ama bu eylemi yaptılar diyor. İyi şeyler her gün onlarca insanı tutuklamak mıdır? Botan ve Mardin alanında tüm belediye başkanları, meclis üyeleri, ilçe başkanları tutuklanıyor. İyi şeylerin olması böyle mi oluyor? Kürt demokratik hareketi çalışamaz hale getirilerek tüm bilinçli Kürtlerin tutuklanması hedef alınacak, ondan sonra da iyi şeyler oluyor denilecek! Bu Kürt halkıyla dalga geçmektir.
Taşları bağlayıp köpekleri salmak tam da buna denir. Bu ortamda hangi demokratik anayasa, hangi demokratik çözüm olur? Demokratik anayasalar böyle bir ortamda mı yapılır? Bu süreçte tam düşünce ve örgütlenme özgürlüğü olması gerekirken anayasanın yapılmasını zorunlu kılan Kürt sorunu ile ilgili tüm önemli aktörler tutuklanıyor. Kürt siyaseti bu tutuklamalar ve her türlü yöntemle baskı altında tutulacak ve zayıflatılacak, ama iyi şeyler olacak denilecek! Her kes ciddi olmalıdır; ne dediğinin farkında olmalıdır!
Bu vesileyle 15-20 gündür propagandası yapılan “Kavaklı zaferi”ne değinelim. Böyle bir kamp da böyle bir operasyon da yoktur. AKP yandaşı basın ordu ve polisin gerilla karşısındaki başarısızlığını örtmek için üretilmiş sanal bir zaferdir. Daha önce de belirttik, bu birinci İnönü zaferi gibi olmayan üçüncü İnönü zaferidir.
Böyle bir operasyonun olduğunu varsayalım. Söylenenlere göre yüzlerce gerilla kalıyormuş, ikinci Kandil’miş! Burası yok edilmiş. Yani yüzlerce gerilla öldürülmüş. Haydi onlarca öldürülmüş olsun diyelim; peki, böyle bir zaferden söz edenler ve buna inanlar neden bu kadar Kürt genci öldürüldü diyerek üzülmüyorlardı. Kürt analarının ağlamasını neden kendilerine dert edinmiyorlardı. Zaten gerillalar öldürüldüğünde ise sevinmektedirler. Demek ki dökülen gözyaşları insani nedenlerle ilgili değil. Hatta kendine liberal demokrat diyen Eser Karakaş sanal Kavaklı zaferiyle ilgili “neden önceden öldürülmemişler” diye devleti suçluyordu.
Bu eylemleri de çatışmaları da ortaya çıkaran Türk devletinin Kürt sorununu çözümsüz bırakan politikalarıdır. Çözüm düşünmediği için bastırma politikaları izlemektedir. Bu da yüz yıl olduğu gibi, kırk yıl olduğu gibi isyanları, savaşları, çatışmaları ve eylemleri doğurmaktadır. Dolayısıyla devlet gözüyle tek yanlı değil de olgulara iki taraftan bakılırsa o zaman bu çatışmaları yaratan neden anlaşılır ve Kürt sorununun çözümünde ciddi adım atılır.