Akil insanları ise Tayyip Erdoğan devletin aklına ortak etme amacı güdüyor. Bu çok büyük bir siyaset hatasıdır. Çünkü 2012 gerilla direnişi, halk direnişi, zindan direnişi ve Öcalan’ın tarihi kişiliği ile cereyan eden gerçekliği hatırlatmak zorundayız. AKP süreci basitleştirerek süreci ilerletemez ama Türkiye’nin çöküşünün zeminini hızlandırır. Çünkü Kürt meselesi böyle bir basit hesapla ele alınamaz. Abdullah Öcalan, PKK, gerillalar ve Kürt toplumunun bu süreç tanımı AKP’nin gördüğü ve gösterdiği gibi değildir. Sürecin çözümü konusunda AKP, gerçekten, akil, adil ve ahlaki olmak durumundadır.
Çünkü bu sürece herkes kendi cephesinden bakıyor ve kendisine göre de yanıtlar veriyor. İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihi bir rol üstlenerek bütün tarafların ezberini bozan çıkışının bir özelliği de bu. Bölgesel bir hareketin lideri olarak attığı her adım, yaptığı her çağrının bir yanından bakılarak zaten meseleyi anlamak da gerçekten yüzeysellik olur. Ancak sürecin temel taraflarının yaklaşımında gelinen noktayı şöyle özetleyebiliriz. Kürt tarafı, bu sürecin başarı ile demokratikleşmeye ve özgürlüğe evriltmek için hem somut adımlar atıyor hem de herkesi bu sürece katmaya çalışıyor.
Cemil Bayık’ın son açıklamalarındaki “Önderliğimizin bu tarihi çıkışı bölge halklarını özgürleştirecektir. Bu sürecin büyük bir başarı getireceği kesindir. Herkes bütün gücü ile bu sürece katılmalıdır” uyarısını bu ölçüde okumakta fayda var. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu süreçteki bütün aktörleri ve kurumlarının bütünlüklü ve birbirini tamamlayan yaklaşımları Kürt tarafının netliğini ortaya koyuyor. Kürtlerin dostları da Özgürlük Hareketi ile aynı düşüncede. Geçen Gün sosyalist hareketin önemli isimlerinden Ertuğrul Kürkçü ve Teslim Töre ile Nuçe Tv’de bu konuyu konuştuk. Öcalan’ın tarihi çağrısının devrimsel gelişme olduğu yönünde tespitleri oldukça net. Yine Alevi temsilcileri bütün anti-propaganda girişimlerine rağmen bu süreçte Öcalan’dan yana. Ancak sadece Kürt tarafının ve dostlarının bu süreçte net olması yetmiyor.
Devletin özellikle bu konuda sorumluluk alan AKP iktidarının da aynı netlikte olması gerekiyor. Ancak Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları, danışmanlarının yorumları ve ürettikleri pratik politikalar bu konuda sürecin “arızalı ve güven meselesini derinleştiren özelliğe sahip olduğunu” belirtmekte fayda var. Birincisi, “Silahlarını bırakıp gitsinler, silahla çekilirlerse askerimiz göz yummaz” söylemi, “Meclise gerek yok, ben güvence veriyorum” yaklaşımı Kürt tarafı tarafından hiç hoş karşılanmıyor. İkincisi, BDP ve DTK üye ve yöneticilerine lokal yapılan gözaltı operasyonları, askeri alanda özellikle Gever-Şemzînan ve Zap hattının Türk ordusu tarafından rutin bir şekilde bombalanması, Diyarbakır askeri havaalanından Türk savaş uçaklarının hareketliliğinin sürmesi ve en önemlisi de lağvedilmesi gereken koruculara ilişkin AKP’nin yeni kadrolar açması ve köylüleri silahlandırması hiç akla yatkın gelmiyor. Üçüncüsü, geçen gün Samanyolu Tv internet sitesinde 19 Avrupa ülkesinde PKK’ye karşı baskıların yeniden arttıralacağı yönünde haberlerin dolaşması da hiç de hayra alamet değil.
Brüksel’deki bir Kürt diplomatın AKP’nin AB ülkelerindeki bazı temaslarının da pek de güven verici olmadığını somutlayarak anlatmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü AB Anti-Terör koordinatörlerden birinin şubat ayı içerisindeki bir toplantıda “AB’nin PKK’ye karşı daha sert tavır takınmasının tam zamanı. Türkiye PKK ile yoğun görüşmeler yürütüyor. Avrupalıların PKK’ye karşı katı tutumu PKK’ye bir çözümün ancak Türkiye ile görüşmelerde aranabileceğini gösterecektir’ sözlerini de bu bağlamda ele almak gerekiyor.
Dolayısıyla AKP’nin ruh halinin “Ateşkes ilan edildi. Artık ben istediğim gibi sürecin gündemini belirler, Kürtleri bu zeminde oyalar, istediğimi de yapabilirim” şeklinde. Ancak bunun tehlikeli bir “ruh hali” olduğunun altını çizmek gerekli. Eğer Öcalan’ın tarihi çağrısı AKP tarafından böyle yüzeysel okunup, “entegre strateji”nin tasfiye eğilimlerini içeren tarzda yürütüleceği sanılıyorsa, Türkiye tarihi bir çöküşün eşiğine gidebilir. Ve bunun sonuçlarını kestirmek gerçekten de zor değil.
AKP’nin aklı ile İmralı süreci nereye?
Son bir not olarak da bu süreçle ilgili temel bir gözlemimi paylaşmak isterim. AKP bu süreci kendi belirlediği kodlar içinde yürütmek istiyor. Medyada ve siyasette yarattığı bütün algılar bu yönlü. AKP kendisince “galip” gelmiş, gerillaları yenilen bir güç gibi gösterme gayreti içinde. Oysa kusura bakmasınlar ama durum hiç de öyle değil. Hiçbir koşulda diz çökmeyen, dik duran ve direnen bir Kürt gerilla gerçeği ap açık ortadadır. Yasal güvence ve Meclisi sürece ortak etmek istemeyişi ise hiç anlaşılır değil.