Türkiye’nin tarihi kendini tekrar eden travmalar tarihidir, dersek çok abartmamış oluruz. Sürekli kendini tekrar eden akıl dışılık ve hamaset her defasında Türkiye’yi sadece coğrafi olarak değil, kültürel, ekonomik ve ahlaki olarak da küçültüyor.

Neredeyse otuz yıl sürmüş baskıcı Abdulhamit dönemi boyunca iktidar dışına itilmiş geniş halk yığınları sonrasında, nasıl bir Osmanlı sorusunu sormadan sadece Abdulhamit karşıtılığı üzerinden bir araya gelmişlerdi.

İttihatçılar toplumun geri kalanına mavi boncuk dağıtıyorlar; Ermenilerin kongrelerine gidiyorlar, Abdulhamit döneminde gerçekleşmiş katliamlardan dolayı Abdulhamit’i kınıyorlar, Ermenilerin kendilerinin kardeşi olduğunu söylüyorlardı. Bütün toplum büyük bir özgürlük umuduyla İttihatçıların etrafında toplanmıştı.

İnsanlar Abdulhamit gidecek ve ülke; Ermenisiyle, Rumuyla, Arnavutuyla, Alevisiyle, Sünnisiyle, Hıristiyanıyla, Musevisiyle kardeş olacak diye umut ediyorlardı. Abdulhamit iktidardan uzaklaştırılınca insanlar bunu büyük bir coşku ve sevinçle karşıladılar.

Fakat çok geçmeden toplumun bütün kesimleri İttihatçıların yoğun baskısı altında kaldılar, bütün bir ülke ittihatçılar eliyle Türkleştirmeye çalışıldı, 1909 yılında çıkarılan “Cemiyetler Kanunu” ile Türklük dışında diğer bütün kimliklerin kendilerini örgütlemeleri yasaklandı. Türklük dışında bütün kimlikler yeraltına itilmeye çalışıldı.

Nitekim bundan sadece altı yıl sonra bu topraklar tarihinin en kanlı katliamı ile yüz yüze geldi. Bu coğrafyanın en kadim halkı olan Ermeniler yok edildiler. Cemal Paşa’nın 3. Ordusu Suriye topraklarında muazzam bir Arap katliamına girişti. Özgürlük vaadiyle iktidara gelmiş İttihatçılık bütün ülkeyi kasıp kavuruyordu.

Küçülme korkusuna kapılmış İttihatçı elit; devletin sınırlarını korumak adına bütün ülkeyi cehenneme çevirmişti. Ülkenin bütün sosyo/kültürel birikimi bu kadro tarafından yok ediliyordu.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı’nın tasfiyesinden sonra iktidara gelen Kemalistler bu kötü mirastan dolayı kendilerinin İttihatçı geçmişlerini saklamaya çalışıyordu. Halbuki dönemin yönetici elitlerinin neredeyse tamamı Ermeni katliamında rol almış eski askerlerdi.

Daha sonra iktidara gelen aynı tekçi zihniyet hiç ara vermeden ittihatçıların eksik bıraktığını tamamlamaya çalıştı; “Ağrı, Zilan, Dersim” 1915 katliamının artçılarıdır. Uzun bir süre darbelerle ve soğuk savaş koşularında dışardan aldığı destekle iktidarda kalmış olan Kemalistler toplumun bütün kesimlerinde muazzam bir öfke birikmesine neden olmuşlardı; insanlar ne pahasına olursa olsun vesayetçi Kemalist düzenden kurtulmak istiyorlardı...

Türkiye toplumunu kilitleyen, boğan, hiç bir adım attırmayan; Kürt Sorunu, İnanç Sorunu, Kıbrıs Sorunu, AB gibi uluslararası kurumlarla entegrasyon sorunu gibi sorunların tamamı orta yerde duruyor ve her geçen gün daha da ağırlaşıyordu.

Mevcut rejim artık hem içerde hem de dışarıda herkes için bir yük haline gelmişti, AKP işte tam da bu koşulların ürünü olarak ortaya çıktı. AKP sözüm ona Türkiye’nin bütün sorunlarının çözümüne aday bir parti olarak ortaya çıktı. Kabul etmek gerekir ki başlangıçta toplumda büyük bir umut yarattı. Göz göre göre tarih tekerrür ediyordu.

Tıpkı İttihatçılar gibi daha bir kaç yıl önce Dersim’de katledilen insanların arkasından meclis kürsüsünde sahte gözyaşı döken Erdoğan “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereği yapılacaktır!” diyerek; Sur, Cizre, Nusaybin ve daha birçok Kürt kentinin içinde yaşayan insanlarla birlikte imha edilmesi talimatını vermiş oldu.

AKP içinden çıkan İttihatçılık İslami bir kimlik kazanmış açık katliamlara girişmişti. Erdoğan çokça eleştirdiği İttihatçıların basit bir tekrarına dönüştü. Aynı katliamcı gelenek Erdoğan eliyle devam ediyordu. Erdoğan da gidecek; fakat biz bu kez sadece Erdoğan’ın gidişine değil, sonrasında nasıl bir toplum kurmak istiyoruza da odaklanmalıyız.

Erdoğan sonrasında tarih bir kez daha toplumun mağdurlarının aleyhine tekrar etmemeli. Şimdiden toplumsal örgütlülüğümüz güçlendirmekli, öz savunmaya önem vermeliyiz; yoksa yeniden başka bir formatta güncellenmiş eski gericilikle bir kez daha yaşamak zorunda kalırız. Bu ülkede demokrasi ve özgürlük sorununun gerçek muhattapları bizleriz biziz, çözümünü de yine biz hayata geçireceğiz.