AKP iktidarı 7 Haziran’da “parlamenter yoldan” devrildi. AKP çoğunluğu kaybetti. Erdoğan’ın “başkanlık rejimi” kurma siyaseti bozguna uğradı.

Bunlar oldu olmasına da, şimdi olan ne?

AKP ve Saray, 7 Haziran seçimlerinin sonucunu tanımadı.

Şimdi “silahlı yoldan” tekrar iktidar olmak üzere harekete geçti.

Cizre’de olan biten budur.

Şimdi Sur İlçesi’nde HDP’ye oy veren halka karşı silahlı saldırıyı başlattı.

Silvan’ın üç mahallesinde “sokağa çıkma” yasağı ilan etti. Bunun anlamı, üç mahallenin onbinlerce insanını ikinci bir emre kadar “evlerinde gözaltına almaktır.” Bu üç mahalle halkı da HDP’ye oy veren bir halktır.

AKP hükümeti ve Saray, halk oyuna karşı silah çekmiştir.

Bu silahın namlusu hiç kuşkusuz Kürdistan’daki HDP seçmenlerine çevrilmiştir.

Ama silahın dipçiği, Fırat’ın batısındaki muhalefetin sırtına iniyor.

“Türkiye Türklerindir” diyen bir gazete, AKP’li bir “vekilin” şefliğinde baskına uğruyor. Cemaat’e bağlı okullar, gazeteler, TV’ler basılıyor. AKP medyasında, o medyanın “tetikçilerini” bile şallak mallak eden “ölüm” tehditleri yayınlanıyor.

Bu öyle bir saldırganlıktır ki, merkezi Saray’dadır ve kendi tayin ettiği Başbakan’ı bile “kuşatmış, esir almıştır.”

AKP’nin kurucu dörtlüsünden biri “tekneyi” çok önce terketmiştir; Latif Şener unutulmuştur. Projenin asıl kurucusu Gül AKP kongresine Bülent Arınç’ın tabiriyle “kıytırık bir davetiye” ile gitmeyi onuruna yedirememiştir. Arınç tasfiye olmuştur. Onun tabiriyle “biz” iken, AKP “ben” olmuştur; Erdoğan artık “tek şeftir”.

“Tek şeftir” ama yalnızdır.

2001 yılında Amerika’da “Irak savaşına katılma sözü” karşılığında elde ettiği ABD desteğini kaybetmiştir. Türkiye’de medyayı neredeyse tümüyle susturdum derken, İngilizlerin, Almanların, Fransızların ve Amerikalıların medyasının hedef tahtasında merkeze oturmuştur. AB bir bütün halinde karşısındadır. Orduya Cemaat ve ABD ile kurduğu “kumpasın” altında kalmış, Askeri Akademi’de, tarihin görüp duyduğu en “sakil günah çıkarma” seansında, bacak kadar yeni yetme kurmay öğrencilerine “Beni aldattılar” demiştir. Herkes “Tayyip Ordu Başkomutanı oldu” derken, rütbesi sökülmüştür, şu anda Ordu’nun denetimi altındadır. Hem “Cemaatle ortaklığına” son vermek zorunda kalmış, hem de yine aynı merkezin emriyle “çözüm sürecini, ordu yapımı patlayıcılarla” havaya uçurmuştur. AKP sermaye partisidir, ama sermayeye savaş açmıştır; ülke ekonomik potansiyelinin yarısına karşı saldırıya geçmiştir. Ekonomik krizi kendi elleriyle tetiklemiştir. Son liberali de, son Kürdü de kaybetmiştir.

Sonunda bir “Osmanlı Ocağı”nın SA türü birliklerine, MİT’e ve polise dayanan tipik Ortadoğulu bir diktatöre dönüşmüştür.

Ve şimdi, aynı diktatörlerin yaptığını yapmaktadır. Düşürüldüğü iktidarı yeniden ele geçirmek için, onu iktidardan düşüren Cizre’ye, Silvan’a, Sur’a savaş ilan etmiştir.

Bu işin sonu ne olur?

İki ihtimal var:

Ya 1 Kasım seçimleri, bugünkü kanlı ortama hızla son verilerek, KCK’nin “çift taraflı ateşkes” önerisi hüküme

tarafından kabul edilip, durum normale döndürülerek yapılır ve böylece, AKP 1 Kasım’da 7 Haziran’dan da beter bir bozguna uğratılır, HDP barajı haydi haydi aşar, AKP ya parçalanıp, dağılır, yok olur ya da uğradığı yenilginin sebebini kafasını kayaya vurarak anlar; Saray’ın vesayetine son verir, Saray’ın “muhafızlarını” Akdoğanları, Bozdoğanları, Kerdoğanları ve benzerlerini fırlatıp atar. HDP’nin, kapısını usulüne uygun, nazik bir şekilde” çalar.

Ya da başka bir şey olur.

1 Kasım’da seçimler yapılamaz.

Yapılamayınca ne olur?

İşte bu anda bir tehlike “Aslanlı Kapı”dan başını çıkarır.

Washington Saray’a karşıdır.

Asker artık Saray’ı “kuşatmıştır”.

Her şey tek bir “düğmenin” basılmasına bağlı kalır. Ülke Saray’ın faşizminden askeri faşizme doğru sürüklenir.

O halde?

O halde KCK’nin çift taraflı ateşkes  çağrısına ve AKP’nin “askeri yoluna” karşı Cizre’nin, Silvan’ın, Sur’un “sivil” direnişine sahip çıkmak son çaredir.