Serhat OVAYOLU

Son iki gündür önünüze İbrahim Kalın ile ilgili iki haber düştü, birinde yanlış Marx ve din yorumunu gördük diğerinde de müziğin yaşam biçimi olduğunu söylediğini. Açıkça anlaşılıyor ki bu haberler bir PR çalışmasının ürünü. Erdoğan’a nasıl bu kadar yakın olduğu konusunda en azından benim yeteri kadar bir bilgim yok. Daha önce olmayan birşey yapılarak cumhurbaşkanlığı sözcüsü olarak atanan İbrahim Kalın ara ara gündeme gelen bir isim. En son aklıma bir Arif Sağ hasta iken yaptığı ziyaret ve genelkurmay başkanı ile yaptığı meşhur helikopter ziyareti ile Abdullah Gül’e gidişi. İlk ziyarette Arif Sağ ikna edilip biat etmesi sağlanamamış olmalı ki kanser hastası olan bir insana yapılanlar ve MESAM dosyası ortada. Diğeri ise tam bir askeri cunta örneği.

Ama iki gündür İbrahim Kalın gündeme kendisine yönelik halkla ilişkiler (PR) çabaları ile gündeme geliyor. İlki Marx’ın din ile ilgili yaklaşımını kilise karşıtlığı olarak anlatıp burada kilise yok onun için buralarda karşılığı yok diyerek oluşturduğu çocuk aklının bile ret edeceği indirgeme ve müzik ile olan yakın bağı. Bir şekilde Arif Sağ müzik okulunun öğrencisi olmuş ve sürekli bir şekilde bunu ortaya koyuyor. Ama müzik ile olan ilişkisi de Kürde ölüm olan Efrîn işgaline yaptığı marş ve beste. AKP’nin Kürdü İbrahim Tatlıses söz yazdı bu iğrenç marşa İbrahim Kalın da besteledi. Ama benim söyleyeceklerim elbette Kalın’ın müzik kariyeri üzerine değil. Bu PR çalışmalarının nedeninin İbrahim Kalın’ı AKP’nin B planı olarak düşünmesi üzerine.

Bilindiği üzere Erdoğan’a başkanlık kapısını açması için planlanan anayasa değişiklikleri ile halktan gelen tepkiyi azaltmak için iki dönem şartı koydular. Erdoğan eğer 24 Haziran’da ya da ikinci turda seçilirse halk oyu ile ikinci defa seçildiği için bir sonraki dönem kanunen aday olamıyor, ancak sonra değiştiririm diyerek getirdikleri bu anayasa maddesi şimdilik meclis çoğunluğu ele geçirilemez ise büyük problem. Daha ayrıntılı anlatmak gerekir ise 24 Haziran’da HDP’nin barajı geçtiği ve meclis çoğunluğunun Millet İttifakı ve HDP’de olduğu bir meclis aritmetiği oluşursa ne olacak sorusu aslında kendimize sormamız gereken soru. Bu durumda Erdoğan başkan seçilse dahi meclis çoğunluğunu kaybettiği için ortaya çok değişik bir sonuç çıkmış olacak.

Aslında bu soruna karşı Erdoğan’ın kafasında ki çözüm Kandil yani Kürt Özgürlük Hareketine karşı bir savaş ve işgal girişimi ve PKK’nin buna karşılık vermesi. Kandil’i almak ya da Kürt Özgürlük Hareketine saldırmaktan çok Erdoğan faşizmi PKK’nin yoğun bir karşılık vermesi için provokasyon arayışında. Ancak hem ulusalcı hem de milliyetçi muhalefet Erdoğan’ın Kandil saldırısının seçime yönelik olarak ortaya döküldüğünü bu tuzağa düşmeyeceklerini o ve a bu şekilde beyan ettiler. HDP’nin ve demokratik siyaset cephesinin durumu belli; topyekün olacak ve olan her saldırı ve savaşa karşı kararlı ve onurlu duruşu devam ediyor. Ancak bunu şu anda yeterliliği olmadığı da çok açık görülüyor. Hem Kürt Özgürlük Hareketinin imkan ve kabiliyeti hem de siyasal ortam bunu seçimler öncesinde Erdoğan’ın yapamayacağını yapsa dahi sınırlı bir saldırı örgütleyebileceği şeklinde. Ama bu tehlike hala çok yakın. Kendi koltuğu için tüm Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmekten geri durmayacak bir bela ile karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır.

Tüm bunlar birleşince Erdoğan ya meclisin açılmasını engelleyerek son çıkardığı kanunla yani bakanlar kuruluna kanun çıkarma yetkisi veren kanunla görev süresi bitene kadar ülkeyi despotluğu ile yönetecek ki bunun da bugün ki ekonomik kırılganlık ile elinde kalan son şey olan meşruiyetin yok olması anlamına gelir ki en son bakanlarını gönderip Londra‘da yalvardığı finans baronları bunu kapılarını kapatmış görünüyor. Eğer Erdoğan Meclis çoğunluğunu alamaz ise ne olur sorusu ve cevabı burada bu bilgiler ışığında daha da kıymetli oluyor.

Erdoğan’ın kendi değiştirdiği anayasaya göre meclisin fesh edilmesi ile cumhurbaşkanı da istifa etmiş sayılıyor ve yeniden sandık kuruluyor ikisi içinde. Erdoğan iki kere halk oyu ile seçildiği için artık seçilme yeterliliği kalmıyor. İşte tam burada İbrahim Kalın ismi ortaya çıkıyor. Herkesin Erdoğan’ın en yakınında olduğu isim olarak söylediği benim ise Erdoğan’ın suç ortağı dediğim İbrahim Kalın hakkında yeni parlattıkları isim olarak açığa çıkıyor. Peki neden İbrahim Kalın ismi derseniz birincisi kronik bir paranoyak olan Erdoğan kolayca kimseye güvenmez ve en önemlisi AKP içinde toplumun içine en az çıkan kişi olarak İbrahim Kalın kendilerince en temiz kişi. Çünkü AKP kadrolarının içinde suça, hırsızlığa bulaşmayan bir kişiyi bulamazsınız. Sanılmasın ki İbrahim Kalın temizdir. Maddi çıkarlarının yanında Kürtlere karşı başlatılan savaşın arkasında kesinlikle o da vardır. Suçu küçük değildir yani.

Ama konumuza dönersek İbrahim Kalın güzellemelerinin arkasında ben Erdoğan’ın bir oyunu olduğunu düşünmeden edemiyorum. Klasik narsist bir kişilik olan Erdoğan etrafında kendinden çok öne çıkan biri olunca histerik bir hal alıyor ve o kişinin sonu geliyor. Ama kriz ve kaybetme korkusu o kadar büyüdü ki artık ne yapacak ne söyleyecek kimse bilmiyor. O bağlamda bu konu gündeme gelmiş olmalı.

Ama biz elbette Erdoğan ne yapacak, faşist cephe ne yapacak diye politika üretemeyiz. Bizim yapmamız gereken şey Erdoğan’ı bu dertten kurtarıp, hem başkanlığı hem de meclis çoğunluğunu alarak Erdoğan’ı yargılanması için kenara ayırmak. Bunun için de özellikle sandığa giderek sahip çıkmak daha da önemli…