HDP, seçime parti olarak gireceğini açıkladı. Bu kararın elbette ki riskleri var. Kaldı ki Kürt siyaseti, bu kararın yol açacağı sonuçları bilecek tecrübeye ve birikime sahiptir. Buna diyecek yok.

Ancak öyle anlaşılıyor ki bu karar, AKP’yi çok rahatsız etmiş. Çünkü AKP, HDP’nin parti kimliğiyle seçime girme kararının yol açacağı sonuçlara hazır değil.   
AKP ne HDP’nin barajı aşmasına hazır ne de barajın altında kalmasına. Onun için, bu karar ciddi bir şekilde AKP’yi endişelendiriyor.
Endişelenmekte çok da haksız değiller çünkü her iki durumda da, Kürtlerin değil ama AKP’nin ve devletin kaybedeceği çok şey var. AKP’nin telaşı ve korkusunun nedeni bu.
Korkunun iki boyutu var: AKP’nin birinci korkusu HDP’nin barajı aşması; ikinci korkusu ise barajın altında kalması.
Nasıl mı?
Her iki olasılığa bakalım.
Diyelim ki HDP, barajı aştı. Bu durumda devletin ''Kürtleri barajlama'' siyaseti tümden çökmüş olacak. Ayrıca HDP, AKP’nin kendisinden çaldığı en az 20 koltuğu geri alacak. Böylece önümüzdeki yasama döneminde meclis aritmetiğinde kilit konuma gelecek.
Hatta HDP’nin Haziran seçimlerinde büyük bir çıkış yaparak koalisyon ortağı olarak hükümette yer alması bile olasılık dahilinde. Diyelim ki hükümet olmadı ve muhalefette kaldı. O zaman AKP, şu ana kadar görmediği kadar dişli bir muhalefetle karşılaşacaktır. İktidarın yakasına yapışarak uykularını kaçıracaklar.     
İkinci olasılık, yani HDP’nin baraj altında kalması ise AKP’nin ikinci korkusu. ''Hadi birincisini anladık da bu ikincisi ne oluyor'' diyenler için hemen söyleyeyim: O zaman Kürt siyaseti daha da radikalleşecektir. Kürt siyaseti ve Türkiye demokrasi güçleri, parlamenter sistemle bağlarını koparabilir.
Ne mi yaparlar?
Devletsiz çözüm alternatifleri gündeme gelir. Kürtler ''madem devletle olmuyor, devletsiz olsun'' diyebilirler. Bir alternatif olarak kendi yaşamını inşa yoluna gidebilirler örneğin. Mesela Kürdistan’da Demokratik Özerklik inşa edilebilir. Kürdistan’da bölge parlamentosu kurulabilir. Kendi yasama, yürütme ve yargı organları olabilir. Öz savunma sistemlerini kurabilirler.  
Özcesi, kuzeyde de 'de-fakto’ bir durum yaşanabilir. Ne de olsa Kürtler de-faktolara alışkınlar. Güney, 13 yıl böyle idare etmedi mi kendisini? Son örnek ise gözler önünde, Rojava! Peki, Kuzey'de neden böylesi gelişmeler olmasın ki? İşte AKP’yi birinci ihtimalden daha fazla korkutan olasılık, bu.   
Öyle anlaşılıyor ki HDP çatısı altında Kürtler ve Türkiye demokrasi güçleri iki ihtimale de hazırlar. Ancak AKP her iki ihtimale de hazır değil. Çünkü her iki ihtimalin de iktidarı için ''yıkım'' olacağını biliyor.  
HDP’nin bu radikal kararı, AKP’nin ''denge siyasetini'' altüst edebilir. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın, ''Önceki seçimlere nasıl girdilerse öyle girsinler'' sözü şunu gösteriyor: AKP, zayıf ama ''mecliste olan'' bir HDP istiyor.
HDP’nin meclis aritmetiğinde güçlenmesi kadar, meclis dışında kalması da, AKP için büyük tehlike oluşturuyor.  
İşte AKP’nin çifte kabusu bu.
Bu kabus, hükümet yetkililerinin uykularını kaçırmaya başlamış bile…