Dershanelerle başladı süreç ama gelinen aşamada adliyelerden emniyete, savcılardan polise, gazetecilerden tüccarlara hükümetle ters düşüp de "paralel” olmayan kalmadı. Hatta dünün makbulleri bugünün paralelleri olarak AKP’nin hışmından bolca nasiplenmeye devam ediyor.
Aslında, AKP’ye itaatte zaafa düşen tüm kurumlar, yeni düzenlemelerle hükümetin tahakkümü altına alınıyor. Ortada bir ‘paralel devlet örgütü’ soruşturması yok ama savcılar, polisler paralel yapı içinde olmakla suçlanarak hallaç pamuğu gibi oradan oraya savruluyorlar. Sadece bu mu? Yasakları ve muhalefete baskıyı genişleten yasalar hızla çıkarılıyor. Demokratik barışçıl gösterilerin fiili ya da idari kararlarla yasaklanıyor, internet yasağı yasası çıkartılıyor. Gazeteciler sadece tehdit edilmiyorlar, gazetelerde televizyonlarda hangi haberin yer alacağına dahi başta başbakan olmak üzere hükümet karar veriyor. Hükümet, bu söylemin arkasına sığınarak bu ülkede ne olacaksa ya ben yapacağım ya da bana itaat edilecek diyor ve bunun eksik ayaklarını tamamlıyor bir anlamda.
Bütün bunlar olurken, ipliği pazara çıkan ve hesap vermek, bedel ödemek istemeyen AKP’nin, suçu paralel devlet diye bir bilinmeze atıp kurtulma yönündeki ısrarlı çabalarını anlamak mümkün. Ancak onca bilinmeze ve belirsizliğe rağmen, muhalif kesimleri de zaman zaman aynı rotada görmek anlaşılması güç bir durum.
Örneğin, çözüm sürecinde hükümetin anlamlı adımlar atmamasının nedeninin paralel devlet olduğu söyleniyor pek çok yerde. Bunun gerçek olmaması bir yana, ‘Cemaat/ paralel devlet çözüme karşı, bu nedenle AKP’nin zayıflamasını istiyor’ propagandası yapan AKP’nin eli güçlendiriliyor bu söylemle. AKP’li olmaktan pek de memnun olmayan Kürt seçmenin tercihini, gönül rahatlığı ile AKP’de sabitlemesine neden olunuyor, bilerek ya da bilmeyerek…
Oysa Hükümet, bilinen tavrında ısrar etmeye devam ediyor. Gezi İsyanıyla ilgili her çeşit eleştiriye faiz lobisi, internet yasakları ile ilgili sorulara porno lobisi, şimdi de hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk sorularına paralel devlet diyerek cevap veriyor. İddiaları muhatap alıp verdiği bir tek ciddi cevap yok. “Hırsızmışım, rüşvetçiymişim, katilmişim kime ne” diye kafa tutuyor bir anlamda.
Olan bitenler bir kabusun bilmem kaçıncı kez tekrarı gibi. Her biri hükümet düşürecek, devlet batıracak olaylar yaşıyoruz ama hiçbir şey olmuyor. Geceden sabaha değişen yasalarla hayatımız yasaklar ülkesine çevriliyor. Bu olayları değerlendirirken, tavır alırken düştüğümüz yanılgılarımız için söylenecek pek çok şey var aslında. İtirazlarımızsa, dilde söz olmanın ötesine geçip başka bir anlam kazanabilmeyi bekliyor halen.
AKP’nin günahlarını kim ödeyecek?
Yeni kaosumuzun, hükümet tarafından yasakların genişletilmesinin, her türlü muhalefetin hain ilan edilmesinin son gerekçesi; paralel devlet. Peki, nemenem bir şey bu paralel devlet? Nerede? Kim? AKP’den farkı ne? Bu konularda net bir bilgiye sahip olan, icraatları nedir bunu bilen yok ama günah keçisi olarak çoktan yerini aldı dillerde.