AKP, artık AKP değil... AKP 2002’de kurulunca, Türkiye’deki klasik siyaset alt üst olmuştu. ANAP, DYP, MHP erimişti. CHP darma dağınıktı. Milli Görüş geleneğinin partisi Refah sonrasında Fazilet ve Saadet Partisi devlet ayarlaması ile parçalanmış, Tayyip Erdoğan ve ekibi AKP adıyla yeni parti kurmuştu. 

O dönemin yeni yetme siyasetçisi Yalçın Akdoğan, bu partiye "muhafazakar demokrat” olarak renklendirmiş, herkesi kapsayan bir siyasal oluşum olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Bu politikayla liberalleri, eski solcuları, ANAP’lıları, Fethullahçıları, DYP’lileri vb bütün eğilimleri içinde toplamıştı. Avrupa Birliği söylemi, demokratikleşme vb argümanlarla Türkiye’yi değiştireceklerini iddia ediyorlardı. 2002 Genel Seçimlerinde birinci parti oldular.

Abdullah Gül Başbakan olmuştu. Sonra Tayyip Erdoğan oldu. 2007, 2011 genel seçimlerinde de AKP birinci parti olmuştu. Ama bu süreç içinde AKP önce içindeki liberalleri, Avrupa Birliği taraftarlarını tasfiye etti. Cüneyt Zapsu vb kişiler de bu dönemde AKP’den uzaklaştırıldı. Sonra 2008’lerde Mehmet Mir Dengir Fırat vb isimler... AKP kendi içinde farklı bir oluşuma gidiyor, Tayyip Erdoğan kişiliği AKP’nin her yerine nüfuz ediyordu. 

Sonra AKP, Fethullahçılarla devlet içindeki iktidar kapışmasına girdi. AKP kendi içindeki Fethullahçıları tasfiye etmeye başladı. Tam bu noktada Fethullahçılarla "kavgalı olan” Ergenekoncularla dirsek temasına geçti. 2011 yılına denk geliyordu bu durum. Durum hızla şekil değiştirdi. Ama 2015 seçimlerinin 7 Haziran’daki kısmında AKP yenildi. Tek başına iktidar olamadı. Erdoğan saraya taşınmış ve Başkanlık için zemin oluşturmaya başlamıştı. Erdoğan, Ergenekoncularla bu noktada tam iş tutmaya başladı ve bu kez AKP’nin Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Sadullah Ergin vb kurucu üyelerini de partiden tasfiye etti. Erdoğan Kürtlere karşı savaş ilan edip, bu savaşın siyasi boyutunu oluşturmak için kendisini ortaya koyarken AKP’nin başına da Ahmet Davutoğlu’nu getirdi. Ama bu da Erdoğan için bir sorundu ve hala bir sorun olarak devam etmekte. 

Hal böyle olunca Tayyip Erdoğan Sarayında danışmanlarından oluşan paralel bir kabine kurdu. İşleri onlarla yürütmeye başladı. Davutoğlu ise kendisini başbakan sanarak AKP’nin başında politika yapmaya çalışıyor. Ama Davutoğlu’nun Salı günleri yaptığı grup toplantılarına karşı Tayyip Erdoğan aynı saatlere denk gelecek ya muhtarlar toplantısı ya da başka bir etkinlik organize ederek kendisini görünür kılıyor. Bu AKP içindeki yapısal bir çelişki. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın kişilik ve karakteri buna yatkın. Tekçi olduğu için kendisinden başkasının görünür olmasını istemiyor. Böyle olunca AKP medyası tuhaf ilişkilerle kendi içindeki çelişkileri sürekli farklı biçimlerde dışa vuruyor.

İşte şimdi AKP içindeki çelişki ve çatışmaların yeni bir durumu söz konusu. AKP ne 2002’deki, 2007’deki ne 2011 ne de 2015’teki AKP’dir. AKP her dönem farklılaşarak savaş politikaları içinde kendine yer tutarak farklılaştı. AKP içindeki herkes korkuyor. Korkularının nedenlerinden biri Kürt direnişinin yarattığı sonuç. İkincisi devletin içinde bulunduğu durum. Devlet hiç bir dönem olmadığı kadar kaotik durumda. Kırılgan ve parçalanma potansiyeline yakın. Üçüncüsü bölgesel konjonktür. Türk devletinin resmi politikalarının artık bir geçerliliği yok. Dördüncüsü AKP hem adli olarak suçlu hem de Türkiye’yi dünyaya maskara yapmış durumda. Yani aslında artık AKP diye bir şey yok. Sadece Tayyip Erdoğan ve onun yakınındakiler var. Bu sarayda da böyle AKP içinde de böyle. 

Böyle olunca da AKP içinde büyük bir korku sarmalı var. Bazısı yargılanacağı, bazıları öldürüleceği, bazıları tasfiye olacağı korkusu yaşıyor. Nerede kimin yanında saf tutacaklarını kestiremiyorlar. Erdoğancı olsalar bir dert, Davutoğlu yanında yer alsalar ayrı bir dert. Abdullah Gül ve Arınç’ın yanında da saf tutsalalar ayrı bir sorun. Başka yere gitseler ayrı bir korku ve dert yaşıyorlar. Öyle devletin imkanlarını artık kullanamayacaklarını da Ergenekon davasındaki kararla gördüler. 

Bakın kısaca özetlersek, Kürt direnişi AKP içinde büyük bir korku ve panik yaratmış durumda. AKP birkaç parça olmuş durumda. Devlet şimdilik AKP’ye ve Erdoğan’a ihtiyaç duyduğu için biraz daha ayakta tutmaya çalışıyor. Ama bu da zor. Çünkü Kürt direnişi devleti de stratejik olarak zorluyor. Öyle olunca da gemideki fareler sağa sola kaçışmaya başlıyor. Ama AKP gemisi Sarayın burnundan su almaya başlamış, Erdoğan bağırıp çağırıyor. Duyan yok. AKP içinde kaçmak isteyenler ise fırsat kolluyor...