
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Türk devletinin BDP-HDP’nin seçimlerde başarılı çıkmamasıyla her türlü hile, hırsızlık ve oyuna başvurduğunu söyledi. Devletin şimdide BDP’nin kazandığı yerleri hile ile almak için çabaladığına dikkat çeken Ok, bu duruma karşı Kürt halkını tepkisini göstermeye ve kesintisiz serhildanı sürdürmeye çağırdı.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, yerel seçimler ve sonrasıyla ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı.
Genel seçim havasıyla geride bırakılan yerel seçimlerin galibi sizce kim?
Bu seçimlerden BDP ve AKP başarılı çıktı. Kaybeden ise MHP, CHP ve tüm ulusalcı kesimler oldu.
AKP’nin bu seçimlerden yüksek oyla çıkmasının sebepleri nedir?
12 yıllık iktidarının ve devletin tüm imkânlarını seferber etti. Halkın inanç değerlerini çok iyi kullandı, cevap olmaya çalıştı. Propaganda dilini de kendince daha objektif yaparak kitlelerde bir karşılık bulmaya çalıştı ve sonuç da aldı denebilir.
BDP’nin başarısı neye bağlı?
BDP büyük imkânsızlıklarla, eşit olmayan koşullarda seçimlere girdi. Buna rağmen kendi gündemini doğru belirlemesi tutumunu açık ortaya koyması, Önderliğin bu seçimlere referandum atfetmesiyle, “Özgür Kimlikle Özgür Geleceğe” şiarıyla çalışma yürütmesi seçimlerde güçlü çıkmasına yol açtı. Doğru bir politika izledi. Bütün inanç topluluklarını, bütün etnik toplulukları, aşiretleri kucaklamaya çalıştı. Ulusal birlik ve demokratik bir perspektifle hareket etti. Bu nedenle iyi bir sonuç aldı.
Seçim sonuçlarına bakınca HDP’nin durumunu nasıl görüyorsunuz?
HDP, çok yeni bir parti ve Türkiye’de ilk defa seçimlere girdi. HDP’yi değerlendirirken sadece seçim sonuçlarına göre değerlendirmek doğru bir yaklaşım olmaz. HDP Türkiye’nin her bölgesinden oy almıştır. Bu da gösteriyor ki her yerde özgürlük ve demokrasi mücadelesini toplumsallaştırma zemini vardır. Bu bile HDP’nin çizgisinin doğru olduğunu göstermektedir. Bu açıdan bu çizgide ısrar etmek Türkiye demokrasi güçleriyle, Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyasal demokratik bir zeminde birleştirmek doğrudur. Bunu daha büyük bir kararlılıkla sürdürmek gerekir.
CHP’yi başarısızlar kategorisine yerleştirdiniz, neden?
Yanlış olan bir ittifak ve strateji izlemiştir. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Alevi ve diğer inanç meselelerinin çözülmesi, Kürt sorununun çözülmesi konusunda CHP herhangi bir perspektife sahip değildi. Sadece Erdoğan’ı hedefleyerek bir propaganda geliştirdi ve sonuçları da ortadadır. Türkiye’de temel sorun CHP’dir. Çünkü CHP ne demokratik, devrimci muhalefetinin gelişmesinin önünü açıyor, ne de kendisi demokratik bir muhalefet rolünü oynayabiliyor. Yani CHP’nin sorunu çözülmeden, Türkiye’de gerçek bir demokratik muhalefetin gelişmesi zordur. CHP’nin aşılması gerekiyor. CHP’nin bir muhalefet gücü olmayacağı açıkça ortaya çıkmıştır. Gerçek demokratik muhalefet BDP ve HDP çizgisidir. Bu açıdan iktidar AKP ise gerçek muhalefet de BDP ve HDP çizgisidir.
2014’te belediye sayısını 102’ye çıkaran BDP’nin, bazı illerde de oy oranlarını arttırdığını görüyoruz. Bu sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?
BDP için şüphesiz daha büyük bir başarının koşulları vardı:
* Siyasi ve psikolojik hava, BDP’nin lehineydi. Özgürlük Hareketi çok büyük bir moral, destek ve güçtü.
* Önderliğin Türkiye gündemini belirleyen bir rolü vardı.
* Kuzey’in hemen yanı başında devrim gerçekleştiren bir Rojava Kürdistan’ı vardı.
* AKP gırtlağına kadar rüşvet, yolsuzluk ve pisliğe bulaşmış bir haldeydi. Antidemokratik, baskıcı yüzü toplum tarafından tepkiyle karşılanıyordu.
* CHP’nin doğru ve yeterli bir muhalefet olmayacağı görünüyordu.
Bütün bunlar, BDP ve HDP çizgisi için çok daha büyük bir başarıyı yakalama şansı yaratmıştı.
Bu durumda alınan sonucun iyi olmadığı anlamına mı gelir?
Hayır, gelmez. Çünkü Kürdistan’da BDP’ye karşı devlet seçime girdi. BDP devletle yarıştı, devletle mücadele etti. Devlet derken bunun içerisinde bütün sistem partileri, asker, polis, korucu da var. Hatta Yüksek Seçim Kurulu’nu da katıyoruz. Yani devletin bütün kurumları büyük bir ittifak içerisinde BDP’ye karşı yarıştılar. Bir strateji oluşturdular.
‘Çözüm süreci’ devam ederken devlet niye böyle bir strateji oluşturdu?
“BDP seçimlerde Kürdistan’da başarılı çıkarsa Demokratik Özerkliği inşa edecek” denildiğinden Türk devleti ürktü, korktu ve tahammülsüzleşti. “Ne yapıp edip BDP’nin yükselişini engellemek gerekir” dediler ve bunun için karar aldılar. Bu karar, devletin stratejik kararıdır. Sadece AKP’nin değil bütün sistem partilerinin onayladığı ve planladığı bir karardır.
Bütün buna rağmen BDP’nin aldığı sonuçlar başarılıdır.
Bazı yerlerde oylarındaki düşüşe rağmen mi?
Bazı yerlerde oyları kısmi düşmüş olsa bile Türkiye genelinde yüzde birlik oranda oy artışı vardır. Daha önceki seçimlerde 5,7 gibiydi şimdi 6,5 gibi bir sonuç elde etti. Genel bir oy düşüşü yok, artış vardır.
BDP’nin il ve ilçe sayısını artırmasının siyasal anlamı nedir?
Kürtlerin Kürdistan’da kendi kendini yönetme kararlığıdır. Seçimlerden bu sonuç ortaya çıkmıştır. Devletin de, AKP’nin de, herkesin de buna saygı göstermesi gerekiyor. Kürtlerin de bundan büyük bir heyecan ve coşku duyması gerekiyor. Bütün zorluklar ve eşit olmayan koşullar bir araya getirildiğinde BDP’nin aldığı bu seçim sonuçları büyük bir başarıdır. En önemlisi de gerçekten bir muhalefet partisi ve çizgisi olarak bu seçimlerden çıkmış olmasıdır.
AKP bunu kabullendi mi?
AKP’nin bu durumu kabullenmediği ve hazmetmediği zaten seçimlerden hemen sonra görüldü. Sadece AKP değil, biraz önce dediğim gibi devlet kabul etmiyor, hazmetmiyor. Dikkat edilirse, BDP’nin kazandığı birçok il ve ilçelerde AKP ve CHP birbiriyle yarışırcasına itirazlarda bulunuyorlar. Birinin itirazı kabul edilmese, öbürü hemen itiraz ediyor. Yani aynı strateji plan ve hedef doğrultusunda ortak hareket ediyorlar. Bunu sadece seçim sonuçlarına karşı gösterdikleri tepki ve hazmedememe durumu değil, seçim öncesindeki strateji, plan ve politikalarında da ortaya koydular. Birçok yerde de bazen gizli bazen açık BDP’ye karşı ortak hareket ettiler. Sırf BDP’nin gücü azalsın Kürtlerin iradesi kırılsın, psikolojileri bozulsun, moralleri bozulsun diye beraber hareket ettiler. Bunun açık örnekleri var. Son günlerde birçok il ve ilçede AKP’nin yaptığı saldırılar var. Resmen işgal etme var. Mesela Ceylanpınar’da AKP’nin yaptığı, aslında bir darbedir.
Başta Ağrı, Ceylanpınar ve Ahlat olmak üzere bir çok merkezde abluka var. BDP’nin itirazlarına hiç cevap vermeyen YSK, AKP’nin itirazlarını kabul ediyor. Ağrı en bariz örnek. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Kürtler ve Kürdistan konusunda hukuk anlamsızlaşıyor. Çünkü baştan beri Kürtlere ve Kürdistan’a ilişkin devletin uygulamış olduğu politika ve hukuk, bir sömürgecilik ilişkisidir; Türk devletinin hukuku, sömürge hukukudur. Ağrı’da eğer oylar 15 kez sayılıyorsa, ne yapıp edip hile, yalan ve oyunla Ağrı’yı BDP’nin elinden almak içindir.
Halkımızın gösterdiği büyük direniş vardır. Halk bu seçimlerde, oyunu bir onur, namus ve özgürlük sorunu olarak gördü. Sömürgeciliğe karşı boyun eğme ya da bir direniş ikilemi olarak gördü ve güçlü sahiplendi. Bu, çok değerli bir tutumdur. Bu açıdan tekrar kendi direnişlerini ve serhildanlarını kutluyoruz.
Kürtler ve BDP başka ne yapabilir?
Direnişe süreklilik kazandırmak gerekiyor. Kürtler ve BDP bence şunu bilmelidir: Büyük bedellerle çok temiz ve duru bir politikayla gerçekten sadece kendi emeği ve haklı mücadelesiyle kazandığı yerleri, AKP bin bir dolap, hile ve zorla BDP’den almak istiyor. O zaman Kürtler AKP’nin belediyelerini meşru görmemeli ve tanımamalıdır. Çünkü aksi durumda kendi emeklerine bir saygısızlık olur, Kürtlere ait yerleri zorla alıyorlarsa, Kürtler de buraları tanımaz.
Devlet zorla Ceylanpınar’ı gasp etti. Özellikle Ceylanpınar’ın önemi nedir?
Kürtlerin, Arapların içiçe yaşadıkları bir yer. Yine tel örgülerle ailelerin, kabilelerin, aşiretlerin zorla parçalanıp, bölündüğü bölüştürüldüğü bir yer. Bizim mücadelemizin de baştan beri köklü geliştiği bir yerdir. Fakat Rojava Devrimi’yle beraber, Ceylanpınar ayrı bir önem kazanmıştır. AKP Ceylanpınar’ı Rojava devrimine karşı üs olarak kullandı. El Nusra ve diğer çeteleri sürekli buralarda eğitti, lojistik destek sağladı. Buradan Kürt halkına karşı savaştırdı. Suriye’ye, Rojava’ya gönderdi. Halen de bu devam ediyor. AKP de buranın stratejik, coğrafik öneminin bilincindedir. Siyasi anlamının bilincindedir. Ne yapıp edip Ceylanpınar’ı bir karşı devrim üssü olarak kullanmak istiyor, kaybetmek istemiyor. Daha doğrusu BDP’ye vermek istemiyor.
Halkımız şimdiye kadar Ceylanpınar’da gerçekten büyük bir direniş ve duruş sergiledi, bu önemlidir.
AKP şunu bilmeli; Ceylanpınar, Rojava için bir karşı devrim üssü olmayacaktır. Kürt halkı buna izin vermeyecektir, vermemelidir. Bunun için ne kadar direniş ne kadar bedel gerekiyorsa ne lazımsa yapılmalıdır. Çünkü sorun sadece bir belediye başkanlığı sorunu değildir.
Sizce Ceylanpınar konusunda Kürtler biraz gecikmedi mi?
Bence de halkın isyanı gecikmeli olmuştur. Çünkü Ceylanpınar’da o çetelerin barındırılması, eğitilmesi, lojistik destek sağlanması, silahlandırılarak Rojava halkımıza karşı savaşması için tekrardan gönderilmesi birkaç yıldır devam ediyor. O günden itibaren halkımızın isyanı büyük olmalıydı. Eğer zamanında bu direniş geliştirilseydi, Kürt halkı Ceylanpınar’daki bu tehlikeyi görerek AKP’nin oyunlarını görerek yüklenseydi, AKP bugün bu kadar gözü kara olmayabilirdi.
Eğer AKP bu konuda geri adım atmazsa ne olur?
BDP’nin bu seçimleri aldığı resmileştirilmezse halkımız direnişini sürdürmeli. Yaygınlaştırmalıdır. Bu direniş kesintisiz olmalı. Ceylanpınar halkı şahsında Kozluk, Gevaş, Kağızman ve BDP’nin seçimlerde kazandığı ve AKP’nin zorla ele geçirmek istediği yerlerde halkın gösterdiği direnişi kesintisiz sürdürmesi çağrısı yapıyoruz. Kesintisiz olarak bu serhildan ve direnişler devam etmeli. Seçim sonuçları netleşince ve kendi kazanımlarını resmileştirinceye kadar, tepkilerini sürdürmelidirler. Halkımız sadece haksızlığın yapıldığı ve direnişin geliştiği yerlerde değil, Kürdistan’ın her tarafında, Türkiye’de ve her yerde mücadelelerini sürdürmelidir.
BDP’nin içerisinde bile bazı siyasetçiler sükunetten, süreçten bahsediyorlar…
Bunlar yanlış şeylerdir. Burada herkese seslenmek gerekiyor, mesela diyorlar ya “işte PKK, Kürtler demokratik siyaset yapsınlar. Silah bıraksınlar.” İyi de en demokratik olan, en yasal olan bir seçim çalışmaları dahi bu kadar hile ve zorbalıkla Kürtlerin başına adeta bela yapılmaya çalışılıyorsa, bütün mücadele ve kanalları tıkatılıyor, nefes boruları kapatılıyorsa, Kürtler nasıl legal siyaset yapacak? Bunun da bir aldatmaca, bir yalan olduğu ortadadır. Yani Türk devletinin, AKP’nin Kütlerin legal, demokratik siyaset yürütmesine hazır olmadığı, bunu kabul etmediği ve hazmetmediği bu son seçimlerde bile ortaya çıkmıştır. Burada kendi oylarına sahip çıkmasını dahi reddeden, buna halk üzerine kurşunlar yağdırarak cevap veren bir zihniyet, demokrasi kanallarını aşma ve mücadelesini geliştirmeye ne kadar açık olur o da ayrı bir sorundur. Burada demek istediğim halkın en haklı, en meşru hiç kimsenin hayır diyemeyeceği bir konuda geliştirdiği bu direnişi gevşetmeme, daha da derinleştirerek, yaygınlaştırarak süreklilik kazandırmak gerekiyor. Çünkü bu gerçekten bir onur sorunudur. Bu kendi özgürlük davasına ve bütün emeklerine, değerlerine sahip çıkma sorunudur.
Zaten diyalgo süreci de müzakereye evirilmiyor. Bunu sebebi nedir?
Tek sebebi var; inkarcı zihniyettir. Türk devlet yapılanması zihnen buna kapalıdır. Kürtler nasıl olurda bir irade olur ve muhatap olarak karşımızda olabilirler. Bu, egemenlerin kompleksidir.
Bu karamsar bir bakış değil mi?
Hayır, çünkü sonuçlar ortadadır. “Düşünmezsen Kürt sorunu yoktur” diyen AKP’nin geldiği nokta ortadadır. AKP’nin ipi halen Kürt halkının elindedir. Kürt tarafının istediği müzakereyi yapmayacak olan AKP’nin geleceği de yoktur. Bu seçimlerdeki başarısını doğru değerlendirmezse yine büyük tehlike ve açmazlarla karşı karşıya kalacaktır. Tek yol, Kürt sorununun çözümü ve yasal çerçeveye dayanan bir müzakeredir. Bunun dışında bir seçenek yoktur.
DİREN ROJ/ANF/BEHDİNAN