İttihat ve Terakkiciler yola çıktıklarında Osmanlı’yı kurtaracaklarını dahası Osmanlı’nın içerisinde yaşayan tüm halklarla ortak bir şekilde bunu yapacaklarını iddia ettiler. Nitekim bundandır ki İttihat ve Terakki’yi kuranların içerisinde farklı halklardan birçok insan yer almıştı. 

Herkese; “Hürriyet, Müsavat (Eşitlik), Adalet” sloganıyla bu milliyetçiler, 23 Temmuz 1908 yılında Abdülhamit’e karşı “hürriyet” ilan ettiler. Ancak gerçek olan şudur ki; İttihat Terakki, Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarına adını kanla yazmıştır. Örneğin 31 Mart Vakası olarak bilinen 1909 yılındaki profesyonelce yapılan darbeyi öyle tertiplerler ki, yıllar sonra dahi kimse onlarla bağını kuramaz. Bu tertipte, 13 Nisan 1909’da yaşanan bir olay gerekçe gösterilerek Abdülhamit tahttan indirilmişti. 

Dikkat edersek şimdi de sözde bir 15 Temmuz darbesiyle karşı karşıyayız. Nasıl ki zamanında 31 Mart Vakası olayının esas örgütleyicileri ve tertipleyicileri İttihat ve Terakkiciler idiyse, şimdi ise 15 Temmuz’un tertipleyicileri kesinlikle AKP ve Erdoğan’dır. Böyle olduğundandır ki Erdoğan bu günü özel yaklaşımlarla neredeyse Türkiye’nin en önemli bayramı haline getirterek, algı oluşturma temelinde büyük yalanın üstünü örtme gayretindedir. 

İttihatçılar sadece bununla sınırlı kalmamışlardır 23 Ocak 1913’te “Babıâli Baskını” olarak bilinen eylemi yaparak Sadrazamı istifaya zorlamış, bu baskına direnen Savunma Bakanı düzeyindeki Harbiye Nazırı’nı bile vuracak kadar gözü karaca yaklaşmışlardır. Dikkat edersek bu da aynen bugünkü gibi işlemiştir. Zamanında İttihatçılar Babıali’yi basarken Erdoğan’ın tetikçileri yüzlerce kişiyi sokaklarda hem de kafalarını keserek katlettiler. Yine Olağanüstü Hal ve KHK’lerle ise sürekli bir kırıma imza atarak aynısını yapmaktadır. 

Biliniyor İttihatçılar, siyasal karşıtlarını en ince komplo yöntemleriyle vurmaktan çekinmemişlerdir. Örneğin onlarca gazeteciyi sokaklarda gündüz ortasında, şakaklarına tabancaları dayayarak katledebilmişlerdir. Hasan Fehmi Serbesti Gazetesi’nin Başyazarı; Zeki Bey Şehrah Gazetesi Başyazarı yine Hasan Tahsin, Samim Bey, Sadayı Millet Gazetesi ve daha nicesi. 

Tuhaf olan ise hepsinin “Ülke ve vatan düşmanları oldukları için, gerici, yaftacı teşkilat mensupları oldukları için, ülkenin birliğini ve beraberliğini bozmak isteyen nifak tohumları eken oldukları için katledilmişlerdir.” Şu tarihsel ironiye bakın! Bugün de aynı gerekçe ve yöntemlerle. Nitekim İttihatçılar 31 Mart Vakasıyla birlikte renklerini adım adım değiştirseler de esas yüzlerini açığa vurmaları, maskelerini indirmeleri Babıali Baskını ile dışa vurmuşlardır. Önceleri sözde ortakçı ve yenilikçi görünenler, özünde ne kadar militarist ve halklara düşman olduklarını göstereceklerdir. Çok erkenden Ermeni Kıyımı’na geçeceklerdir. Gerekçeleri ise “savaş esnasında düşmanlarla işbirliği yapma” suçlamasını öne sürerek, 1,5 milyon Ermeni katledilecektir. Ermenilerden sonra sıra Kürtlere gelecektir. 1916 yılında Anadolu’ya sürülen Kürtlere -önceden hazırlanmış bir plan gereğince-, orada daha önce yaşayan mevcut halktan ırkçı bir muamele görecekler. Nüfusları yüzde beşten fazla olmayacak, ana dilleri yasak edilecek, aydınları ve büyükleri çocuklarından kopartılacak ve Türkçe öğrenme zorunlu kılınacaktır. 

Savaş esnasında Enver Paşa, 90 bin askerin korkunç kış şartlarında öldüğü Sarıkamış Seferi’nden sonra yok yere şu sözleri sarf etmemiştir: “Sarıkamış Çarpışması’na dıştan bakarsak yenildik sayılır. Fakat gerçekten muzafferiz. Çünkü Sarıkamış Ormanlarından Erzurum’a kadar uzanan yollar üzerinde on binlerce Kürt Genci’nin cesedini bıraktık” diyebilecek kadar Kürt Soykırımı’na angaje olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti yalnızca Ermeni ve Yunanlılara yönelmekle kalmayıp açıkça görüldüğü gibi, Talat; Ermenileri, Enver; Kürtleri ve Cemal Paşa ise; Arapları sindirmek için iş bölümüne gitmişlerdir. 

İttihat ve Terakki, en kanlı yüzünü Teşkilat-ı-Mahsusa örgütünü kurarak gösterecektir. Çok ilginç ve düşündürücü yönü ise bugün dahil hiçbir zaman Teşkilat-ı-Mahsusa’nın herhangi bir yasayla kurulmuş olduğunu gösteren bir belgenin dahi bulunamamış olmasıdır. Aynen bugün Erdoğan’ın kurduğu birçok örgüt gibi. Bu örgütün çeşitli alt birimleri vardır. Bektaşiler, Mevlevi Taburları gibi! Hepsi ağırlıklı Balkan Gönüllüleridir. Oldukça fazla tetikçisi bulunmaktadır. Gözünü kırpmadan insanları katleden canavarlara sahiptir. Hıristiyan esirleri nasıl zoraki sünnet ettiklerini anlatışlarıyla meşhurdurlar. Hepsi de hukuk tanımadan, onlarca katliamı bizzat yapmış kafatasçı tetikçilerdir. Ve bunların çoğu bu vahşi cinayetlerde kullanıldıktan sonra ipleri dürülmüştür. Bu kadar yetkilerle donatılmış ve kirli işlerde acımasızca kullanılmış tetikçiler, her zaman olduğu gibi raydan çıkarak ağabeylerine karşı çıkabilmişlerdir. Böyle durumlarda aynen bugünlerde gördüğümüz gibi tek tek ortadan ya kaldırılmışlardır, ya da çete örgütü kurmuşlar gerekçesiyle yargılanmaya tabii tutulmuşlardır. 

Örgütün alt şubeleri vardır. Çoğu paramiliter kuruluşlardır; Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, Türk Gücü Cemiyeti, Osmanlı Güç Dernekleri, Osmanlı Genç Dernekleri, Türk Yurdu Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Ocağı, Milli Türk Cemiyeti, İstiklal ve İktisadı Milli Cemiyeti ve adını burada sayamadığımız daha birçok örgüt bulunmaktadır. Neden İttihat ve Terakki’ye bu kadar geniş yer veriyoruz? Nedeni; adeta halklara karşı bir soykırım makinesi olarak çalışmış olan bu zihniyetin bugün de benzer bir şekilde devrede olmasıdır. Kullandıkları yöntemleri, bugün Erdoğan’ın birçok gizli kurum ve kuruluşları uygulamaktadır. JİTEM bunlardan sadece bir tanesidir. Halkların karşısına Sivil Toplum Örgütleri olarak çıkarılan birçok örgüt, özü itibariyle paramiliter örgütlerdir. Ve bu paramiliter örgütler bugün en başta da Kürdistan’da Kürt halkına karşı kullanılmaktadır. 

Sonuç itibariyle; dikkat edersek İttihat ve Terakki Fırkası; “Hürriyet, Müsavat, Adalet” sloganıyla yola çıkmış ancak Türk İslam Sentezi ideolojik duruşlarıyla ise “Vatan, ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan! Vatan, büyük müebbed bir ülkedir, Turan” noktasına gelerek, Türkiye’de yaşayan diğer halkları soykırıma tabi tutmuşlardır. 

Evet, İttihat ve Terakki ile AKP’nin daha doğrusu Erdoğan’ın benzerliği bu düzeydedir. “Biz birlikte Türkiye’yiz” diye başlayan Erdoğan, ne kadar Tek varsa o kadar Tek’e kadar geldiler. Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet, Tek Mezhep, Tek Dil, Tek Cins ve sairi… 

Nitekim bu Tekçilikle bugün Kürt, Kürdistan kavramlarını yasakladılar, Tarihi Miras olan Hasankeyf ve Sur’u patlatıyorlar, İsimlerini yasaklıyorlar, mezarlıklarını yıkıyorlar, tarihi kişiliklerini hafızalarda silmek için türbelerini parçalıyorlar. En son olarak ise aynen zamanında Enver Paşa gibi; “Her 26 Ağustos’ta Malazgirt’te olmak suretiyle 2071’in tohumlarını atacağız” diyerek İttihatçıların Kürtlere 1916 yılında dayattıkları Soykırım Çizgisine Erdoğan ve AKP’nin geri döndüğünü görerek, bu dönemin faşist İttihatçılarına karşı durmasını bilme zamanı.