“Etnik arındırma" bir halkı, ırkı, bir insan topluluğunu yok etmenin adıdır. Ölümcül yok edemeyenlerin, mesela Türklerin 1990’larda Kürdistan boyunca, en son Botan bölgesinde yaptığı gibi, “nereye gidersen git" denilerek, zulüm hallacıyla yeri, yurdundan savrulup atılması, yurtsuzlaştırılmasıdır, etnik temizlik.
AKP ile Fethullah Gülen’in “yek vücut" olduğu yıllarda, Gülen’in “köklerini kurutun" sözünün hakikate erdirilmesidir.
Modern (Sanayi devrimi sonrası) tarih dönemindeki “etnik arındırma"nın (soykırım) ilk uygulayıcısı, elbette Türkler değildir.
Mucitler, yeni dünyalar Amerika ve Avustralya kıtalarının kıyılarına vuran, Avrupalılardır. Eski kıtanın, “ayak takımı" dediğimiz “tutunamayanları" olan aylaklar, sabıka kaydı kabarık mahkumlar ve zenginlik rüyasına esir düşmüş aç gözlü maceracılar…
Yerleştikleri yeni topraklarda, haklının hakkını teslim yerine, şiddet, eziyet, işkence düşkünü ırkçılar olarak, tıpkı Türkler gibi, yerlileri fazalık görüp onlardan kurtulma adına soylarını kurutmaya çıktılar. Kısmen başarılı da oldular.
O devirde dünya, insanın hayaline sığmayacak kadar çok büyüktü. Kırım sesi, karşı tepenin ardında bile duyulmadı. Gören, duyan da yoktu. Çünkü, vicdanlar ölüydü.
Osmanlı, benzer kan tarlasını Yunanistan’da, Bulgaristan ve Sırbistan’da sürmeye çalıştı. Başaramadı. Karşı ataklara yenildi ve kovuldu. Arabistan’dan kaçarken, ağırlık diye postallarını da geride bıraktılar.
Sonrasında, Türk olmayan "Türkler"in dönemi başladı. İttihat ve Terakki çetesinin iktidarı.
İttihatçılar, Türk ırkçısıydı. Ellerinden, fazlalık olarak gördükleri Ermenilerin, Kürtlerin, Pontus Rumları, Süryanilerin kanı damlıyordu.
Garip benzerlik ki, AKP de Türk ırkçısı, ancak ırkçıbaşı adamı da Türk değildi. Dedesinden, öte soyundan kimsenin izi, mezar taşı da yoktu, bu topraklarda.
Dağdan dün gelen adam, bağın sahibi Kürtleri etnik arındırma ile kovmaya çalışıyordu. 1920-1940 sürecinin ateşini harlayarak…
Etnik temizlik, insan kırımı, yurdun, yuvanın yıkım ve dağların, ekin tarlaları, köy ve kasabaların yangını ise eğer, 1990’lar, 1920’lerin, AKP dönemi de 1990’ların devamıdır.
Bu bakımdan AKP rejimi, devir ve teslim aldığı insanlık suçu mirasının, şah damarını elinde tutuyor, hiç bir din ve inanç yelpazesinin kanadında iflahı olmayan münafık kesiliyordu.
Ama bilen, bilen varsa anlayan, aldıran kim!..
İnsani hak ve özgürlüklerin hırsızlığı, gasp ve inkarı Tanrının yarattıklarını, dolaysıyla onu inkardı. AKP inkar girdabında, Allah’ın yarattıklarını yasaklıyordu.
Irkçı söylemine karşı itiraz edenler tutulanıyordu.
Oysa yalan pazarında, haklar özgürlükler vardı. Adı da demokrasiydi. Demokrasilerde düşünceye set, örgütlenmenin önünde engel yoktu.
Kürtler bu haktan yararlanarak partiler kurup seçime giriyor, ama etnik arındırma ile seçilmişleri tek tek toplanıp hapse atılıyor, belediyeler atanmışlara teslim ediliyordu.
Irkçı temizliğin öteki şekliyle, şehirler dipten yıkılıyor, yangına veriliyor, esiz, barınaksız kalan insanlar yurtlarını terke zorlanıyordu. Bu etnik temizlik, ırkçı ayırıştırmaydı.
Yalnızca Kürdistan’ın Botan bölgesinde, bir milyonu aşkın insan evsiz, yurtsuzdu.
Evi yok edilmiş, neyi varsa talan edilmiş, yiyeceği elinden alınmış bu insanlar yurdunun bir taşını, çalısını sığınak yapmıştı.
Onlar, vergi adıyla TC’ye haraç veriyor, angarya zamanı askerlik yapıyor, AKP’ye oy verdiklerinde ise “Kürt kardeşlerim" oluyorlardı.
Ama verdiklerine karşılık alacaklarına, evleri, şehirleri yıkılıyor, kendi yurtlarında mültecileşiyorlardı. Sığındıkları taşın, çalının dibinde kopup gitmeleri için de kurşuna, gaz bombalarına hedef oluyorlardı.
Aç bebeğe mama, çocuğa şekerleme, çikolata değil, ekmek ulaştırmak yasaktır, AKP dininde. Onlar IŞİD’le, el ele elin topraklarını devir teslimle meşguller.
Adını koyalım, bu bir ırkçı temizlik, öteki deyimle etnik arındırma girdabıdır. Kürt bebeği mama, çocuğu şekerleme, çikolata değil, ekmek için ağlıyor.
Ama bu da geçecek. Kürtler, benzer nice etnik arındırmayı aşarak geldi; küçük hırsızlar, talancı ve yalancılara mı teslim olacak!..