Tüm fırsatçı ve komplocu yaklaşımlarına rağmen AKP Ortadoğu siyasetinde dibe vurmuştur.
Şimdi İsrail, İran, Suriye (Esad rejimi) ve Rusya ile ilişkiler kurarak, Binali Yıldırım’ın deyimiyle “düşmanlarını azaltma” arayışındadırlar. Acaba öyle mi ve neden?
Acaba tutar mı? Gerçekten düşmanlıklara son verip Ortadoğu’da etkili olabilirler mi?
Komşu ülkelerle girişilen diplomaside neyi hedefledikleri sonucu da belirleyecek karakterdedir.
AKP’nin son diplomatik girişimlerinde tek amacı vardır, o da Kürt karşıtlığıdır!
Fakat 20. yüzyılda yaşamıyoruz; bugün Kürt karşıtlığı hiçbir gücü Ortadoğu’da etkili kılmaz. Tam tersi geçerli olabilir. Nihayetinde bunun farkında olan tüm güçler Kürtlerle ilişkileniyor.
Türkiye Kürt karşıtlığı adına Ortadoğu’da en etkisiz olduğu dönemini yaşıyor. Son diplomatik atakları ise daha fazla batmalarına yol açacaktır. Çünkü taviz politikası olmadan Kürt karşıtlığını örgütleyememektedirler.
3. dünya savaşı ortamını, Kürt soykırımı için fırsat bilen AKP tüm diplomasisini Kürt karşıtlığı üzerine kurmuşken Ortadoğu’da etkili olmak bir yana tüm bu ülkeler karşısında, her konuda daha fazla taviz vermek durumunda kalacaktır. Bu siyasetin Türkiye’ye kazandıracağı hiçbir şey olmayacaktır.
Buna rağmen Kürt karşıtlığı AKP’nin varlık-yokluk meselesi haline gelmiş olduğundan Kürt soykırımı için tüm dünyaya taviz vermeye devam edecek ve her türlü yolu deneyecektir.
Türkiye’yi Jön Türklerden, İttihat-Terakki’den, Enver Paşa’dan daha tehlikeli bir yola sokmuş olan AKP ülkeyi parçalanma sürecine sokmuştur. Son girişimleri bunu önlemek yerine hızlandıracaktır.
ABD ve AB ile makas atma noktasına gelen AKP’nin, İran-Suriye-Rusya hattından istediğini bulamayacağı belirtilebilir. Bulabileceği tek şey geçici olarak birkaç siyasi, istihbari ve belki bazı askeri operasyonlar olsa da bunlar halkların özgürlük iradesini engelleyemez.
Peki, neden şimdi denilirse öncelikle Mınbiç’e giren ve Afrin’e doğru ilerleyen Rojava güçlerinin başarısını görmek gerekir.
Öncesinde AKP, ABD’ye “DAİŞ’e karşı operasyon için biz de rol oynayabiliriz” demiş ve hiçbir inandırıcılığı olmadığı gibi ciddiye alınmamıştı. Rakka operasyonunda yoklar, Musul’da olup olmayacakları belli değil.
Bu gelişmelerden sonra AKP komşu devletlere yüzünü döndüğü gibi komplo tarzında girişimlerine de hız verdi.
Ortadoğu savaş halindedir fakat bu savaş sürecinde halklar geçen yüz yılda olduğu gibi örgütsüz değildir. AKP bunu halen anlamış değil. Oysa Rojava direnişi her şeyi anlatmaya yetmektedir.
Bundan bile ders almayan AKP halen DAİŞ ile ortaklığını sürdürüyor.
DAİŞ mührünü taşıyan bombalar Türkiye’nin her yerinde patlamaya devam edecek.
Biliniyor ki AKP ve emrindeki istihbarat servislerinin bilgi ve onayı olmadan DAİŞ bombaları hiçbir yere taşınamaz!
AKP’nin bilgisi ve onayı olmadan hiçbir yerde DAİŞ bombaları patlayamaz!
AKP Türkiye’yi ve halkı DAİŞ eliyle bombalatıyor. Buna inanmayanlar artık gözlerini açmalıdır.
Bu formül artık herkesin malumudur: DAİŞ bombası eşittir AKP bombası!
Suruç, Ankara, Diyarbakır örnekleri bunu yeterince kanıtlamıştı.
Son kıyıcı DAİŞ bombaları ise uluslararası pazarlıkların zemini içindir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Devamını getirme konusunda da çok istekli görünüyorlar. Çünkü bu son diplomasi de tutmazsa AKP düşecek. Bu yüzden halkı bombalamaya devam edecekler; hatta bu uğurda AKP genel merkezini kendi elleriyle bombalatmaktan bile çekinmeyecekleri açıktır. Halka mı acıyacaklar?
O halde AKP’nin bol yıkımlı düşüşüne seyirci kalınmaması, yıkımları en aza indirmek için AKP’nin hızla düşürülmesi gerekiyor. Yoksa AKP’nin çılgın ve faşist kafası telafisi imkânsız sonuçlar doğuracaktır.
Mevcut tablo AKP-Saray’ın düşüşünün kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Gidici bir güç ile hiç kimse kalıcı bir diplomasi geliştirmez. Rusya dünden, Avrupa şimdiden AKP sonrasını konuşmaya başlamış bulunuyor.
AKP sonrası bir Türkiye demokratik bir Türkiye olacaktır.
Bu nedenle, demokrasi güçlerinin bu hedefe bir an önce ulaşmak için tüm güçlerini seferber etmesi gerekir.
AKP sonrası, diyalogdur, müzakeredir, demokrasidir, özgürlüktür.
AKP’nin düştüğü gün, DAİŞ’in düştüğü gün olacaktır.
AKP’nin düştüğü gün, Türkiye’nin demokratik kurtuluş günü olacaktır.
“Akiller” gurubunun samimi üyeleri veya günümüzün çeşitli demokrasi platformları yaşanan deneyimlerden sonra AKP’siz bir çözümün mümkün olduğunu bilirler.
Bu bilinçle AKP aşılmalıdır.
Yıkılıp giderken ülkeyi de yıkan AKP’ye son darbe, demokrasi cephesinden vurulmalı; tüm emekçiler, tüm inançlar, tüm halklar, tüm ezilenler Türkiye’nin her yerini adeta özgürlük isyanına kaldırmalıdır.
Hep birlikte kutlanacak özgürlük bayramı için:
Ülkenin her türlü pazarlıkla ve savaşla yıkımın eşiğine getirilmesi karşısında AKP ve Erdoğan’a “bu ülke malın değil, defol git!” denilmelidir.