AKP hükümeti hem dışarıda hem de içeride kaybetmiştir. İçte kaybettiği 7 Haziran seçimleriyle açığa çıkmıştır. 7 Haziran sonrası iç politikada yaptığı tüm hamleler kaybetmesinin itirafı gibi olmuştur. Yaptığı tüm hamleler tersine dönecek, iktidarını kaybetmeyle sonuçlanacaktır.
Türkiye’de dış politikada başarılı olmayanlar iktidarı da kaybetmeye mahkumdur. Çünkü Türkiye coğrafyasında dış politika iç politikayı fazlasıyla etkilemektedir. Türkiye’nin tüm diplomatik ilişkileri düşünüldüğünde dış politikada başarısız olunduğunda içeride iktidarda kalması zordur.
Şu anda AKP’nin devletler ve halklar içerisinde iyi ilişkide olduğu tek bir yer gösterilemez. Sadece KDP ile ilişkileri iyidir. O da halkla iyi ilişkileri olmadığı bir durumdur. Sadece AKP ve KDP’nin partiler olarak iktidarda kalmak için birbirlerine verdikleri destekler vardır. Bunun dışında dış politikada AKP’nin iyi ilişkisi kalmamıştır. Güney Kürdistan’da da halkın AKP’ye tepkisi fazladır. AKP artık Güney Kürdistan’da da Kürt düşmanı olarak görülmektedir.
AKP en uzun sınırı olan Suriye politikasında da kaybetmiştir. Suriye’de bir batağa saplanmıştır. Bunun nedeni de Rojava düşmanlığı nedeniyle içine girdiği ilişkilerdir. Tüm dünya IŞİD ve El Nusra gibi çetelere karşı olurken AKP ise bunların en iyi dostu olmuştur. AKP bunları Kürtler üzerine sürerek hem kendisine hem de bu örgütlere kaybettirmiştir. Bu savaşta kazanan Kürtler olmuştur.
Şimdi Suriye’de yeni bir dönem başlamıştır. ABD, Rusya ve Avrupa Suriye konusunda belli bir uzlaşmaya varmışlardır. Suriye’de savaşın uzamasını kendileri için tehlikeli buluyorlar. Bu açıdan artık Suriye’deki rejim hemen gitsin demiyorlar. Geçiş sürecinde Esad’ın kalması kabul edilmiş durumdadır. Suriye’de özellikle IŞİD ve El Nusra ezilip zayıflatılarak ilk önce siyasi etkilileri kırılacaktır. Bunların siyasi etkilerinin kırılmasıyla göreceli de olsa stabil bir durum sağlanmaya çalışılacaktır. Böyle bir ortamda bir geçiş süreci sağlanacaktır. Bu geçiş sürecinde rejim, ılımlı olarak ifade edilen muhalifler ve Rojava Devrimi yönetim içinde yer alacaklar. Bir demokratikleşme programı ortaya konulacak, bu çerçevede seçimlere gidilecektir. Yeni Suriye’de özerk ya da federe bölgeler olacaktır. Şu anda Suriye’de böyle bir uzlaşma zemini ortaya çıkmıştır.
Rojava Devrimi tüm bölgeyi etkileyecek
Yeni bir Suriye yaratılmak istenirken, bu sürece en güçlü giren Rojava Devrimi, en zayıf giren de Türkiye’dir. Bu bile Türkiye’nin büyük bir yenilgi aldığını ortaya koyuyor. Artık Suriye’de herkes en güçlü konumda olan Rojava Devrimi’ne muhtaçtır. Rojava Devrimi’ne dayanmadan yeni bir Suriye yaratmak mümkün değildir. Çünkü herkesin karşı olduğu ve geriletmek istediği güçleri Rojava Devrimci Güçleri geriletmiştir. ABD de, Avrupa da, Rusya da, Suriye de, İran da varlığını bu direnişe borçludur. Bu açıdan hiç kimse Rojava Devrimi’ni dışlayamaz. Türkiye ne kadar engellemek isterse istesin Rojava Devrimi yeni Suriye’de yerini alacaktır. Oluşacak Federal Suriye’de Rojava Kürdistan’ı da özerk federe bir bölge olarak yerini alacaktır. Suriye, Rojava Devrimi’ne dayanarak demokratikleşecek, bu da demokratik olmayan tüm rejimleri olumsuz etkileyecektir. En başta da AKP Türkiye’sini! Suriye demokratikleştiğinde tüm bölge ülkeleri bundan etkilenecektir. Artık Suriye’de demokratikleşme dışında toplumları bir arada tutmak mümkün değildir. Demokratik Suriye ise Rojava Devrimi nedeniyle en fazla Türkiye’yi korkutmaktadır.
Tayyip Erdoğan, Suriye üzerinde bir anlaşma olduğunu görünce koşa koşa Moskova’ya gitti. Eğer Rojava Devrimi’ne karşı olurlarsa Rusya ile ortak hareket edebileceği mesajı verdi. Yeni bir oyunbozanlık yaparak bu ortamda kendine yer bulmaya çalışacaktı. Ancak artık Türkiye’ye ne Rusya, ne ABD aktif bir rol verecektir. Belki tümden dışlamayacaklar ama onun Kürt karşıtlığı üzerine kurulan Suriye politikası tutmayacak; yeni Suriye şekillenirken bir etkisi olmayacaktır. Bu, Türkiye’nin yenilgisidir. Sadece Kürtler karşısında değil, ABD, Avrupa, Rusya ve İran karşısında da yenilgi yaşamıştır. Dış politikada, özellikle de Ortadoğu’da bu kadar yenilgi yaşayan ve yaşatan bir politika Türkiye’de iktidar olamaz.
Türkiye’nin şifresi çözüldü
Erdoğan Suriye politikasından çark edip “Geçiş döneminde Esad olabilir” dese de bunu kimse dikkate almayacaktır. Erdoğan’ın II. Abdülhamit’in politikası olan “kurtlarla birlikte ulumak” politikası tutmayacaktır. Artık hiçbir siyasi güç Erdoğan’ın bu birlikte uluma politikasını yutmayacaktır. Çünkü Erdoğan’ın her gün kiminle ulayacağı belli değildir. Şimdiye kadar IŞİD ve El Nusra’yla birlikte ulurken, çark edip Putin’le ya da Obama’yla birlikte uluması onu sadece gülünç duruma düşürmektedir. Hepsi Erdoğan’ın yaptıklarını amiyane deyimle fitil fitil burnundan getireceklerdir.
Erdoğan, ABD ve Rusya çelişkisinden yararlanarak El Nusra ve IŞİD üzerinden politika yürütmeye çalışıyordu. ABD ve Rusya bunu fark ettiler. Şimdi kendi aralarında farklılıklar olsa da Türkiye’ye karşı ortak tutum takınmaktadırlar. Türkiye’nin kendi aralarındaki çelişkilerden faydalanmasına izin vermeyecekler. Çünkü Türkiye’nin şifresini çözdüler. Bu açıdan artık AKP’nin Türkiye’ye faydası değil zararı olacaktır. Bu açıdan sadece dışta kaybetmesi bile kendisine içeride kaybetme olarak dönecektir.
Yeni Suriye kurulacaktır. Uluslararası güçler yeni Suriye üzerinde mücadele etseler de bir konuda anlaştılar. Artık Suriye’de kaos üzerine politika yapan Türkiye’ye ekmek kalmamıştır. Türkiye’nin dostları Suriye’den temizlenecektir. Bunu gören Türkiye ABD ile birlikte olmak istedi. ABD de kendi politikası içine çekmek için Türkiye’nin bu yaklaşımını kabul etti. Ama Türkiye Rojava Devrimi’ne düşmanlığını sürdürünce yine ABD’nin politikalarının içine girmedi. ABD’yi bir daha hayal kırıklığın uğrattı. Türkiye herkesi kullanmak istemektedir. Ancak şiddetli çatışmaların olduğu bir yerde bu politikanın çökmesi kaçınılmazdı. Çünkü böyle zamanlar netlik ister. Şimdi netleşen, Türkiye’nin Suriye’de dışlanması oldu.
Beli kırılan AKP hükümetidir
Türkiye şu anda sadece içeride değil, dışarıda da telaş içindedir. Putin’e koşuyor, Obama’ya koşuyor ama bunlar sonuç almayacaktır. Davutoğlu’nun “PKK’nin belini kırdık” demesi bile dış politika amaçlıdır. ABD’de diplomatik görüşmeler yaparken güya kendini güçlü gösterecek; böylece Suriye politikasında kendisinin de yer almasını sağlayacak! Yani Rojava’ya değil, Türkiye’ye dayanın diyor. Davutoğlu’na göre PKK’nin belini kırmış bir hükümet güçlenmiş demektir. Böyle düşündüğü için Türk basınını da örgütleyerek PKK’nin nasıl belinin kırıldığı propagandasını yaptırıyor. Herhalde böyle söylerse görüşmelerinde muhatapları karşısında güçlü olacağını sanıyor.
Beli kırılan AKP hükümetidir. Belini hem içeride hem de dışarıda kıran ise PKK’dir. Artık ne kadar yapsa da belini doğrultamaz. AKP “terörün belini kırdık” diyor ama polisi sokağa çıkamıyor; asker de karakolları dışına! Ancak büyük kuvvetlerle ve yoğun tedbirlerle dışarı çıkabiliyorlar. Hükümet asker ve polisi zorla gerillanın üzerine sürüyor. Ancak ne polisin, ne askerin gerilla karşısında savaşma gücü kalmıştır. Asker ve polisin gerilla karşısında savaşma iradesi kırılmıştır. Sadece uçaklarla bazı darbeler vurduysa vurdu. Bunun dışında gerillaya karşı yenilmiştir. Çünkü sadece uçaklarla bir savaşı kazanmak mümkün değildir. Bunlar tesadüfi şeylerdir. Gerilla karşısında yüz defada bir defa isabet tutturan bir tekniktir. Gerilla ise devlet ne yaparsa yapsın her zaman bir zayıflığını bulup darbe vuran güçtür. Gerilla için her tedbir aşılacak niteliktedir; nitekim aşmaktadır.
AKP’nin sahte zaferlere ihtiyacı var
PKK hala gerilla gücünün sadece onda birini harekete geçirmiştir. Operasyona çıkmayan karakollara yönelik eylem durdurulmuştur. Yine fedai eylemler durdurulmuştur. Esas olarak halka saldıran güçlere yönelik eylemler yapılmaktadır. Bir de gerillaya operasyon yapan güçlere!
Türk ordusu ve polisi her gün darbe üstüne darbe yerken Beytüşşebap’ta 9’u hava saldırısında olmak üzere 14 gerillanın şehit düşmesinden sonra PKK’nin belini kırdık demeleri, ne kadar zor durumda olduklarını göstermektedir. O kadar başarısızlar ki, 14 gerillanın öldürülmesini bir zafer olarak görüyorlar.
Halbuki gerillanın mücadele tarihindeki en başarılı eylem performansı ortaya konulmuştur. Mücadele tarihindeki en az kayıpla eylem dönemi bu dönemdir. AKP bu nedenle sıkışmıştır. Bu nedenle sahte zaferlere ihtiyacı vardır. İşte Davutoğlu’nun Amerika’da belini kırdık demesi de böyle bir ruh hali ve amaç için söylenmiştir. Yalçın Küçük “Birinci İnönü Zaferi yoktur, Türk ordusuna moral vermek için öyle söylenmiştir” der. Davutoğlu da içte ve dışta yenilen AKP’ye moral vermeye çalışıyor. Ama nafile! AKP daha baştan kaybettiği savaşa girmiş ve kaybetmiştir. Gerilla ilk defa şehirlerde bu düzeyde eylem gücü göstermiştir. Böylece Türk devletinin gerillayı dağla sınırlı tutma politikası da çökmüştür.
Beli kırılan AKP’dir.İçte ve dışta büyük kaybetmiştir. Böyle bir iktidarın artık Türkiye’de ömrünü sürdürme şansı kalmamıştır.