AKP’li yetkililerin, son dönemde saldırgan ve tehditkar söylemler kullanması dikkat çekici. Kobanê’ye, PYD’ye, Türkiye’deki toplumsal eylemlere, HDP’ye, PKK’ye ve Önderliği Abdullah Öcalan’a dair tehdit ve tahrik dozajı yüksek açıklamalarda bulunuyor hükümet yetkilileri. 
Peki bu saldırganlığın nedeni ne?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu, Başbakan Yardımcıları Arınç ile Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın peşpeşe tehditkar sözler sarfetmesi, AKP’nin içerisine girdiği sıkışıklığın göstergesi.
Bu sıkışıklığın iki nedeni var: Birincisi, AKP, Kobanê siyaseti başta olmak üzere dış siyasette çuvalladı. İkincisi ise iç siyasetin en önemli gündemi olan çözüm sürecinde AKP bir tıkanıklığı yaşıyor.
Yaşanan durumun toplamda ifadesi ise AKP’nin Kürt politikasının iflas ettiğidir. 
AKP’nin Kürt politikası ne Kuzey'de ne Güney'de ne de Rojava’da beklediği sonuçlara yol açmadı. Dahası AKP’nin IŞİD yandaşlığı Kürtleri birbirine yakınlaştırdı, Duhok toplantısıyla da bu yakınlaşma somut bir ifadeye kavuştu. 
AKP, bu durumdan rahatsız. Çünkü AKP’nin Kürt siyasetini üzerine inşa ettiği üç temel ayak yıkılıyor. Öyle ki AKP, Kürt siyasetini Kürtleri  parçalama üzerine kurmuştur. Ancak şimdi Kürtler hem Güney'de hem de Rojava’da önemli düzeyde birlik halinde hareket ediyorlar. Birincisi bu. 
İki, AKP siyasetinin en temel referansı PKK karşıtlığı ve düşmanlığıydı ki özellikle IŞİD’in Şengal’e yönelik başlattığı saldırı ve PKK’nin bölgeye gerilla göndererek IŞİD’i durdurması, hem bölge devletlerinin ve halkların hem de uluslararası güçlerin PKK algısını değiştirdi.
Üç, AKP Kürtlerin kazanımlarını elinden geldikçe baltalamayı, Kürtleri statüsüz bırakmayı hedefledi hep. Eğer bunu başaramazsa uluslararası alanda izole ve tecrit etmeyi strateji olarak öngördü.
Koalisyon güçlerinin ve bölge devletlerinin yanısıra dünyanın birçok yerinde Kobanê’ye yönelik gelişen destekle, bu strateji de çöktü. 
AKP dışarıda bu siyaseti uygularken; içeride oyalama siyasetiyle süreci götürebileceğini öngörüyordu. Çatışmazlık ortamını bu açıdan fırsat bildi, çözüm sürecine pragmatist yaklaştı.
Ancak Kobanê’ye destek amacıyla gelişen serhildanlar gösterdi ki bu öngörü ve hesap da boşa çıkmıştır. Öyle ki Kürtlerin tepkisi yalnızca Türk devletinin Kobanê düşmanlığı ve IŞİD dostluğu değildi; Kürtler, AKP’nin çözümsüz politikalarına ve çözüme dönük adım atmamasına da ‘artık yeter’ dedi bu eylemleriyle.
AKP’liler, başta Erdoğan ve Davutoğlu olmak üzere 6-7 Ekim eylemlerini “eşkiyalar, vandalizm, provokasyon, süreci sabote etme” gibi tabirlerle tanımlasa da, aslında eylemlerin amacını anlamış durumdalar.
AKP Hükümeti dış siyasetteki tıkanıklığı aşmak için tezkere çıkardı ve IŞİD’le kol kola durarak bu krizden çıkmayı denedi ancak başarısız oldu.
İçeride ise toplumsal muhalefeti bastırmak için polis yasaları çıkarmaya hazırlanıyor.
Dikkat edilirse, AKP’nin hem dış hem de iç siyaseti güvenlik eksenlidir. Müzakereye, diyaloğa ve barışçıl siyasal yöntemlere kendini kapatmış durumdadır.
Ancak hiçbir şey istediği gibi gitmiyor.
AKP’nin efendilerinin ahkam kesmelerinin, atıp tutmalarının, hakaretler yağdırmasının, tehdit ve şantajlara başvurmasının nedeni bu.
Bu sıkışıklık ve çözümsüzlük içinde agresifleştikçe agresifleşiyorlar.
AKP Hükümeti'nin önünde iki yol duruyor: Birincisi; bindiği alametle yol almaya devam etmesi ki bu yolun sonu hiç de iyi görünmüyor.
İkincisi ise; çatışma riski yüksek olan güvenlik eksenli politikalardan vazgeçerek diyalog ve müzakere yoluna girmek. Yani çözüme gelmek! 
AKP, bu yol ayırımında uzun süre duramaz.  
AKP dursa bile Kürtler durmayacaktır.