Binali Yıldırım, Kürtlere karşı savaşımı; ‘ya istiklal ya ölüm’ diye tarif etti. “Düşmanlarımızı azaltıp dostlarımızı çoğaltacağız” dedi.
Türk devletini yönetenler, “1. Dünya Savaşı için yedi düvele karşı savaştık, işgale karşı direndik, ‘ya istiklal ya ölüm’ diye durduk” diyorlardı. Türkiye şimdi Kürtler dışında kimseyle savaş halinde değil. Herhangi bir işgal tehdidi altında da değil. Tersine kendisi işgalci durumunda.
Kürtler 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana dört devlet arasında bölüşülmüş, parçalanmış. Bu devletler Kürtler üzerinde her türlü katliamı ve asimilasyonu yürütmüşlerdir. İnsan kaynakları, yer altı yer üstü tüm zenginlikleri talan edilmiştir. 21. yüzyılda da Türkiye, Kürtler aynı konumda kalsın diye yırtınmaktadır. Rusya, İsrail, Esad dahil herkese açık çek vermiş durumda. Her tavizi vererek, her işbirliğine girerek Kürtlerin herhangi bir statüye sahip olmaması için her şeyi yapmaktadır.
Kürtlerin yüzyıllık örgütsüzlük, ezilmişlik ve dağınıklığı aşarak kısmen toparlanmaları, bir statüye erişmek için mücadele etmeleri Türkleri zıvanadan çıkarmış durumda. Osmanlının dağıldığı, İstanbul ve Anadolu’nun bir biçimde işgale uğradığı, eldeki toprakları korumak için mücadele ettikleri Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi şimdi; ‘ya istiklal ya ölüm’ demektedirler. Halbuki Kürtlere karşı büyük bir özür borçları var. Kürtlerle yaptıklar ittifak sonucu Kurtuluş Savaşı’nı kazandılar. Üstüne üstlük yüzyıl Kürtleri inkar ettiler, asimilasyona tabi tuttular, Kürtleri kültürel jenoside mahkum ettiler. 21. yüzyılda bu ırkçı ve imhacı politikalarından vazgeçmek yerine sanki Kürtler onların varlığını tehlikeye atmış gibi sınırsız bir düşmanlıkla saldırmaktadırlar.
Türk hükümeti AKP, kemalistlerden, ırkçılardan tüm bildik kavramları ödünç alarak fabrika ayarlarına dönmüş durumdadır. Sözde Kemalizmi, eskiyi eleştiriyorlardı. Şimdi MHP, Ergenekoncular, Kızıl elmacılar, yeşil faşistler hepsi Kürt düşmanlığında birleşti. Birbirlerini tahrik etmek, daha fazla şiddet ve katliamlara teşvik etmekteler. Basın bitmiş, muhalefet ortadan kaldırılmış. Hepsi milli cephe içinde Kürtlere karşı birleşmişlerdir.
Kürt karşıtlığı topyekün ezme tasfiye planı onlarca yıldır sürdürülen mücadeleyle eldeki tüm kazanımları hedeflemiş durumda. Türk yöneticileri içte tüm çelişkilerini bir tarafa bırakarak nasıl birleştilerse, dışta da herkesle anlaşarak Kürtleri boğmaya, statüsüzlüğe mahkum etmeye çalışmaktadırlar. Bunun Türkiye politikasın yansıması belirttiğimiz gibi milliyetçiliği köpürtme, demokratik kırıntıları ortadan kaldırma, demokratik güçleri etkisizleştirmektedir. Bu, Kürdistan’a savaş ve katliam, Türkiye’ye de baskı ve faşizm olarak döner.
Bu açıdan Türkiye’de faşizme, ırkçılığa karşı olanlar örgütlenmek ve direnmek zorundalar. Yoksa tüm iddialarını kaybeder ve tasfiye olmaktan kurtulamazlar. Türkiye demokrasi güçlerinin büyük bir güçleri ve avantajları var. Uzun yıllara dayalı birikimin yanında büyük bir Kürt direniş gücü var. Güçlü bir birlik, ortaklaşa direniş, tepeden tırnağa gericileşmiş AKP iktidarını temellerinden sarsar. AKP tüm ittifaklarını kaybetmiş durumda. Bugün ittifak yaptığı güçlerin tümü dün karşısında olanlardı. AKP büyük bir yalnızlığı ve korkuyu yaşamaktadır. Bu kadar saldırganlaşmasının bir nedeni de budur.
AKP hükümeti Kürdistan’da tüm iddialarını kaybetti. Artık Kürtleri kandırmanın, oyalamanın olanağı kalmadı. Bütün maskeleri düştü. Ne kadar zalim ve katliamcı olduğu, diğer partilerden farkı olmadığı görüldü. Bu açıdan AKP, yasaları da bir kenara iterek tamamen bir işgalci-sömürgeci gibi sahnede boy gösteriyor. Sözde OHAL’i biz kaldırdık diye övünüyor, kendilerine pay çıkarıyorlardı. Halbuki OHAL zaten yapacağını yapmış, geriye mevtasını kaldıracak birilerini bekliyordu. Şimdi tam tersi bir durum söz konusu. AKP büyük bir saldırganlıkla tüm devlet güçlerini Kürtlerin üzerine sürüyor. Diğerlerinin başaramadığını ben başaracağım, Kürtlerin direnişini ben kıracağım diyor.
Kürtler tüm yetmezliklerine rağmen, 1999’dan beri çok sayıda belediye seçimlerini kazandı. AKP devlet güçlerini yanına aldığı halde bu kazanımları engelleyemedi. Giderek Kürtler kendilerini yönetmeyi öğrendiler, kendilerine güven kazandılar. Kazanılan belediye sayısı da giderek arttı. Bu Kürt ırkçılığı için büyük bir baş ağrısıydı. Müfettişler, denetimler, tutuklamalar, tehditler sorunu çözmeye yetmedi. Sonuçta AKP yasaları, tüm kaygıları bir tarafa bırakarak KHK’yle belediyelere el koydu. Güya belediyeler ‘terörizme’ olanaklarını sunuyordu.
PKK ve ‘terörizm’ tüm dertlere deva kavramlar olmuş. Dev gibi tarihsel Kürt sorununu PKK’ye indirge, PKK’yi de terörle eşleştir, tamam. Böylece Türkiye toplumundan, Kürtlerde Kürt sorununu gizlemiş, tartışılmasını engellemiş olursun. AKP Hükümeti anlaşılan kendisini çok akıllı sanıyor. Halbuki 1920’lerden beri tim Türk Hükümetlerinin yaptığı budur. Bir zamanlar şaki, eşkiya hareketleri diyorlardı. Şimdi de terör. Türk devlet yöneticilerinin bu konuda bir arpa boyu yol almadığı ortadır.
AKP onlarca yıl mücadele ve emekler sonucu elde edilmiş kazanımları istediği gibi ortadan kaldırabilecek mi, gasp edebilecek mi? AKP’nin buna can attığı, adalet, vicdan, yasa tanımadığı açıktır. Bu gasp ve işgale karşı Kürtler ne yapacak?Asıl sonucu belirleyecek olan Kürt halkın tutumu ve direnişidir. Kürt halkı büyük bedeller ödedi. Direniş ve örgütleme bilinci ve birikimi oluştu. Şimdi tarihsel bir hesaplaşma aşaması yaşanıyor. Kürtler kendilerine, kazanımlarına sahip çıkabilecek mi? Yoksa Ankara’nın muktedirleri saldırıp ellerindekini alabilecekler mi?
Bu sorular önümüzdeki yılların kaderini belirleyecektir. Kürtler özgür bir halk ve kimlik olarak bu toprakların sahibi olacak mı? Sömürgeciler hala onlar üzerinde hesap yapacak mı? Yapılanlar, planlar sıradan değildir. Sıradan bir saldırı ve baskı söz konusu değildir. Bir yerde varlık yokluk sorunları ortada. Bu açıdan Kürt halkı tam bir seferberlik halinde yaşamın her alanında direnmek zorundadır.