AKP hala süreci çok yanlış okuyor. Sadece Tayyip Erdoğan değil, görüşmeleri sürdüren Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Efkan Ala gibi AKP heyetinde yer alan isimler de süreci yanlış okuyor.

Beşir Atalay “Süreç iyi gidiyor” diyerek AKP’nin siyasal iktidar hevesini meşru göstermek istiyor.  
Hüseyin Yayman, Abdulkadir Selvi gibi AKP lehine yazılar yazıp kanaat ve algı oluşturan yazarlar da Atalay’ın izinde!.. Bu yazarlardan Hüseyin Yayman, Öcalan’ın süreç ile ilgili son tespitini örgüt ile Öcalan ayrı düşünüyor tezi üzerinden maniple etmektedir.
Tayyip Erdoğan yanlış okuyor. Çünkü Erdoğan, 17 Aralık 2013’teki yolsuzluk dosyaları, daha sonraki gelişmelerle ve en son da 30 Mart 2014 yerel seçim sonuçlarına göre gelişmelerin AKP lehine sonuçlandığını sanıyor.
Ama gerçek hiç de öyle değil. Çünkü Erdoğan, haklı olduğu için ayakta kalmamıştır. Erdoğan’ın cebelleştiği Fethullah Gülen Örgütü, daha önce teşhir olduğu için siyaseten geçerli bir sonuç ortaya çıkaramadı. Yani Fethullah Gülen Örgütü ve arkasındaki diğer güçler bu yöntemlerle Tayyip Erdoğan’ı alt edemez. Çünkü bu güçler daha öncesinden Tayyip Erdoğan ile stratejik ve taktik ortaklık yaptılar. Devletin tepesindeki iktidar blokları arasındaki çatışmada devlet kendisini sağlama almak için “meşruiyeti” almış olan siyasal parti ile kendisini sürdürür. Bu Türk devletinin siyasal genlerinde olan bir şeydir. Ama AKP’ye karşı gerçek halk mücadelesini en etkili bir şekilde veren Kürt siyasal hareketidir. Kürt siyasal hareketinin her hamlesi AKP’yi, Erdoğan’ı ve devleti alt üst edebilir.
Bunun somut iki örneği var. Birincisi Lice ve Meskan’daki halkın karakol yapımına ve askeri operayonlara karşı direnişini gösterebiliriz. Halk devletin operasyonel dengesini alt üst edebilecek bir durumdadır. Yani Kürdistan’da halk fiziki olarak devleti işlevsiz kılacak bir düzeydedir. AKP bu gerçeği görmek durumundadır. Halk eylemine bir de gerilla katkısı olursa, Kuzey Kürdistan, ikinci Rojava Devriminin karakterini Türkiye’ye taşıyabilir.
İkinci örnek ise Ağrı ve Norşin seçimlerinin sonuçlarıdır. Kürtler, bir bütünen devleti ve onun siyasal tezahürlerini Kürdistan’dan söküp atabilirler. Ağrı‘dan düzinelerle milletvekili, bakan gönderen AKP, devletin ve diğer devlet partilerinin desteğini Kürtlere karşı aldı ama büyük bir yenilgi yaşadı, 1 Haziran’da… Bu da devletin Kürdistan’da siyasal olarak iflasını göstermektedir.
Şimdi hem Lice, Meskan’daki halkın kesintisiz direnişi, hem Ağrı ve Norşin’deki seçim sonuçları AKP’ye karşı gerçek siyasal eylemin karakterini ifade etmektedir. Bu iki duruş AKP’nin ve özellikle Erdoğan’ın hesaplarını alt üst etmiştir. AKP köşeye sıkışmış durumdadır. Devlet de artık AKP ile yürüyüp yürümemeyi tartışmaktadır. Bu yeni bir durumdur.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son HDP heyeti ile yaptığı görüşmede ifade ettiklerini de bu gerçeklik üzerinden okumakta fayda var.
AKP’nin siyasi heyeti ve medyadaki AKP yanlılarının süreci hala kendisine göre okumaları büyük bir siyasal körlüktür. Yani Beşir Atalay’ın “süreç iyi gidiyor” sözü ile Öcalan’ın “süreç yeni bir aşamada, umudu büyütmek gerekir” sözleri birbirini tamamlayan tespitler değildir. Öcalan, daha etkin demokratik halk siyaseti ile sonuç alınabileceğini işaret ederken, AKP’liler “Bu mevcut durum bize yetiyor” anlamındadır.
Yani AKP’nin yaptığı yine oyalama ve kendi çıkarlarını sağlama alma hamlesini sürdürmektir. Öcalan ise daha aktif ve sonuç alıcı hamleler ile devleti çözüme yakınlaştırmak istiyor.
Dolayısı ile MİT eliyle bazı aileleri kullanarak PKK’ye karşı siyasal malzeme yapmaya çalışan AKP’nin bu hamlesi de Erdoğan’ın gerçek niyetini göstermektedir.
Yani AKP sadece kendini esas alarak götürmek istediği sürecin AKP’nin siyasal sonu olabilme ihtimali giderek daha da artmaktadır.