Ortağı IŞİD’le işbirliği deşifre olan AKP yine Osmanlı oyunlarına başvuruyor. Suruç Katliamı'nın sorumlusu AKP, bizzat IŞİD ile beraber organize ettiği Suruç Katliamı'nı Suriye amaçları ve Kürtler, sosyalistlere yönelik saldırının gerekçesi olarak kullanıyor. "IŞİD’le mücadele ediyorum" adı altında yeni savaş konseptini devreye koymuş bulunuyor; Önder Apo, Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye demokrasi güçleri ve Rojava bu savaş konseptinin esas hedefidir.
BM’ye üyelik gereği Türkiye, Suriye topraklarındaki IŞİD kamplarına(!) yaptığı hava saldırısını BM Güvenlik Konseyi'ne bildirmiş. Gerekçe olarak da Suriye hükümetinin IŞİD’le mücadelede isteksiz olduğunu, bunun IŞİD'e imkan ve zemin verdiğini, IŞİD’in de bundan güç alarak Türkiye’de terör eylemlerine giriştiğini belirtmiş. Suriye topraklarına hava saldırısı güya bunun için yapılıyormuş!
IŞİD’e yapılan hava saldırısında tek bir çete üyesi ölmemiştir. Zira dört bomba atılmış, boş arazi vurulmuştur. Diğer yandan gerilla alanları günlerdir aralıksız bombalanmakta ve yüzlerce güdümlü bomba yağdırılmaktadır.
Türkiye’de IŞİD’in karargahları, eğitim yerleri, geçiş noktaları, lojistik ve silah depoları belliyken AKP onlara dokunmuyor. Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve demokrasi güçlerine yoğun operasyonlar yapıyor. IŞİD gerekçesiyle başlatılan operasyonlar Kürtler, demokratlar ve sosyalistlere yönelik bir cadı avına dönüştürüldü. Gözaltına alınanların sayısı bini çoktan aştı ve buna her gün yenileri ekleniyor.
Türkiye, Koalisyon Güçleri'ne hava sahasını ve hava alanlarını açmış bulunuyor. ABD ile yürütülen görüşmeler temelinde IŞİD’e karşı koalisyona katıldığını da ilan etti.
Ancak bu da bir Osmanlı oyunudur. Türkiye’nin koalisyona katılması IŞİD’e karşı olduğu için değildir. YPG-YPJ karşısında IŞİD’in Cerablus’ta fazla tutunamayacağını herkes dile getiriyor. Buradan IŞİD çıkarılacaksa bunu ancak YPG-YPJ’nin yapacağı ve doğal olarak buraları denetim altına alacağı da biliniyor.
AKP şimdiden gelişebilecek böyle bir durumu engellemek için IŞİD’e karşı uluslararası koalisyona katılmayı bir zorunluluk görmüştür. IŞİD’in başarısız kaldığı yerde devreye girebilmek için koalisyonda yer alma kararına ulaşmış, hava alanları koalisyon güçlerine bu amaçla açılmıştır.
Bununla aynı zamanda hedeflenen bir başka şey de dünya kamuoyunda IŞİD’le teşhir olan ilişkisinden kaynaklanan prestij kaybını gidermektir.
Bu arada koalisyon adına yürütülen görüşmeler de tam bir oyundur. AKP koalisyon görüşmeleriyle toplumu oyalamaktadır. Ne CHP ile ne de başka bir partiyle erken seçim amaçlı bile olsa bir koalisyon kurmak istemiyor. Yapmaya çalıştığı koalisyon görüşmeleri adıyla toplumu oyalamaktır. Temel amacı, geçici AKP hükümetiyle erken seçimlere gitmek.
AKP daha seçimler öncesinde hazırladığı savaş planını uygulamaya koydu. Savaş uçaklarının bombardımanları ve siyasi soykırım operasyonlarıyla da bunu resmen ilan etti. Zaten Kürt Halk Önderi üzerindeki tecrit kesintisiz sürüyordu. Rojava’ya dönük uğursuz, kirli ve kanlı saldırı ve katliam girişimleri hiç durmadı.
Bu savaş planı dört boyut üzerinden yürütülecektir. Şimdiden bu netleşmiştir.
1-Önder Apo üzerindeki tecridin derinleştirilmesi. Halkı ve kamuoyuyla tüm bağlarının kesilmesi.
2-IŞİD ya da uzantıları eliyle Bakur ve Rojava’da katliam ve saldırıların geliştirilmesi. Bunun için MİT, JİTEM ve kontrgerillanın harekete geçirilmesi, gerektiğinde IŞİD’in bunların katliamlarını perdelemek için kullanılması.
3-Gerillaya dönük operasyonlar ve hava saldırılarıyla gerillanın savunmaya itilmesi ve etkisiz kılınması.
4-Siyasi soykırım operasyonları temelinde kitlesel eylemlerin ve serhildanların bastırılması.
AKP soykırım ve sömürgecilikte ısrar dışında farklı bir politikaya ve zihniyete sahip değildir. Aldığı savaş kararını 24 Temmuz'da pratikleştirmesi de bilinçlidir. 24 Temmuz 1923 Lozan anlaşmasının yıldönümüdür. Kürdistan Lozan’la dört parçaya bölünmüş ve Kürdistan’ın sömürge statüsü netleşmiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesiyle Lozan yerle bir edilmiş, Kürt halkı Lozan’la kendisine biçilen kefeni yırtıp atmıştır. Bu bölgedeki sömürgeci güçleri; en çok da Türk devletini zora sokmuş, büyük açmazlarla karşı karşıya getirmiştir.
Bunun zorlanmasını en derin yaşayan AKP, saldırgan bir politika temelinde seçimlere gitmeyi, bu arada Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerini zayıflatabildiği kadar zayıflatmayı, toplumu milliyetçilik temelinde bloke etmeyi, milliyetçi faşist oyları devşirmeyi, şiddete dayalı bir siyaset izleyerek seçimlerden hükümet olarak çıkmayı amaçlıyor. Bunun için Türkiye’yi savaşa sürüklemekte bir sakınca görmüyor. Savaş kararını devreye koymak için 24 Temmuz tarihini seçmesinin amacı, Lozan Anlaşması'yla kurulan statükonun sürdürülmesinde ısrarını göstermektir. Bunu böyle okumak gerekir; rastgele seçilmiş bir tarih değildir.
Yapılması gereken elbette ki direnmek ve mücadeleyi büyütmektir. Serhildanı yükseltmek, Barış Bloğu'nu aktifleştirmek, çok güçlü olarak geliştirmek, her yerde aralıksız eylemler yapmak, Rojava'da inşa ve kantonları birleştirme hamlesini başarıyla geliştirmek. Tabi bunu güçlü bir propagandayla yürütmek, toplumda her biçimde direnişi geliştirerek “Bize diz çöktüremeyeceksiniz” refleksini yaratmak da son derece önemlidir. Bundandır ki daha uçaklar havalanırken özgür basına erişim engeli getirilmiştir.
AKP ne yaparsa yapsın zihniyet olarak köhnemiş bir zihniyetin köhnemiş temsilcisinden başka bir şey değildir. Çiller-Ağar-Demirel üçlüsünden daha fazla mı öldürebilir? Onlardan daha fazla mı uluslararası desteğe sahiptir?
Peki Kürtler Çiller-Ağar-Demirel zamanından daha mı zayıftır?
Çiller-Ağar-Demirel’i boşa çıkaran Kürt Özgürlük Hareketi Erdoğan’ı boşa çıkaramayacak mı? Kesinlikle çıkaracak ve layık olduğu yere, tarihin çöplüğüne atacaktır. Demokrasi güçlerinin bu hususları asgari bir başarıyla yerine getirmeleri bile AKP’ye diz çöktürmeye yetecektir.