1 Kasım seçim sonuçları tarihi bir gerçeği ortaya çıkardı. Seçim sonuçlarına dar siyasal matematik hesapları ile yaklaşmak, sonuçların Türkiye toplumunun gerçek ruh hali gibi okumak ömümüzdeki dönemi anlamak açısından yeterli bir sonuç doğurmayacaktır.
Önce önemli bir gerçeğini altını çizmekte fayda var. O gerçek şudur; Erdoğan ve AKP zihniyeti ile Türk devletinin tarihsel olarak anti-Kürt politikası, PKK’yi tasfiye etme duyarlılıkları kesişmiş, bunun politik-askeri mutabakatı sağlanmıştır. AKP, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kemalist statükocu bürokrasi ile yani Ergenekoncu-JİTEM’ci devlet zihniyeti ile bir bütünen örtüşmüştür. Ortaklık yakalamıştır. AKP’liler buna “Yeni Milli Mücadele Dönemi” demektirler. “Yeni Türkiye” argümanı ise AKP’nin kendi döneminde uyguladığı politikayla biçimlendirdiği Türkiye gerçekliğidir.
Özcesi durum şudur; AKP ile Türk devletinin klasik ve tarihsel korkusu olan “Kürt, sol ve gerçek demokrasi dinamikleri”nin güçü ile ortaya çıkacak durum karşısında bir birlerine sarılmasıdır. Türk silahlı kuvvetlerinin “PKK ile askeri mücadele ile sonuç alamayız” tespitinden farklı bir durum ortaya çıkmamışken AKP’nin “Ezeriz, bitiririz” diyerek güvenlikçi politikaları yığınsal askeri operasyonlarla hayata geçirmesinde askerin isteyerek rol almasının başka ne anlamı olabilir? Bu sorununun cevabı Erdoğan’ın sarayındaki 29 Ekim kutlamalarında ordunun komuta kademesi ile Erdoğan’ın “aile fotoğrafı” vermesi ile de yanıtlayabiliriz.
Rojava’daki devrim, Suriye’de Türk devletinin tezlerinin çökmesi, PKK’nin artık sadece Kürdistan’da değil, Türkiye, Suriye ve Irak’ta temel siyasal aktör olarak yer alması ve uluslararası alanda saygın bir yer kazanması Türk devletini ve AKP’yi çok derinden ürkütmüştür. 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tablo Türkiye’de klasik bütün devlet siyasetinin iflas ettiğini HDP’nin başarısı çok güzel ortaya koymuştu. Yeni Türkiye inşa edilecekse 7 Haziran sonrası oluşan meclis “kurucu meclis” işlevi görebilir ve Türkiye’yi demokratikleştirebilirdi.
Ama 7 Haziran seçimlerinin devlet ve AKP tarafından tanınmaması bunun üzerine Kürt siyasal hareketinin ise Kürdistan’da “Özyönetim ilanları” ile kendini ortaya koyması, gerillanın eskisinden farklı olarak kent ve kıra dayalı mücadelesi ile Türk ordusunu ve devletini işlevsiz bırakması ile AKP ve devlet bütün yönleri bir birine daha fazla sarılmış oldu. Korkuları büyüdü ve 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin iktidarda kalması gereken sonucu ortaya çıkardı. Tabii burada demokratik güçlerin kendilerini bu politikalara karşı alternatif hale getirmemeleri, yaratıcı politik taktikler ve stratejiler üretememeleri tabii ki bir eksikliktir. Bu durumu kendi içinde değerlendirmesi ve sonuç çıkarması gerekiyor.
Ama Türk devletinin tarihsel olarak bir karar aldığı Kürtleri ezerek, yok ederek kendi varlığını sürdürme kararını AKP eli ile hayata geçirdikleri bu sürecin, Türk devleti aleyhine tarihsel bir trajedi olarak yaşanacağını belirtmek de gerekir.
Çünkü tarihsel korkuları güncel çıkarlarla ve yüzeysel savaş politikaları ile ele alınmasının Türk devletine bir kazanım sağlamayacağı gerçeği 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde fazlasıyla ortaya çıkmıştı. Şimdi Kürtler kendilerini yeni ve tarihsel bir direnişe hazırlarken, devlet iflas etmiş bir politikasını AKP eliyle yeniden yürürlüğe koymaktadır.
Sonucu belirleyecek olanın halkın direnişi olacağını, orta vadede çok rahatlıkla göreceğiz. Kimse özellikle AKP’liler boşuna zafer naraları atarak kendisini kandırmasın. Çünkü aslolan toplumun tarihsel direnişinin kazandıracağıdır. Yani AKP ve Tayyip Erdoğan, aldıkları savaş ihalesinin altında iflas ederek kalma potansiyeli taşımaktadır.