
Almanya’dan 1 Kasım notları -9-
Ortadoğu’da bir heyula geziniyor. İyi huylu değil; zira rotasını iktidarlar belirliyor. Zapturapt altına alıyor, köleleştiriyor, kadınları pazarlarda ticaret konusuna dönüştürüyor, kafa kesiyor, toplu kıyımlar organize ediyor. Üstelik tüm bunlara, “İslam” kılıfı giydiriyor.
Ankara Katliamı, bu heyulanın son korkunç fiili. Beslenip büyütülen, yolu açılan, silah ve lojistikle beslenen katiller, barış isteyen sivilleri kentin göbeğinde katletti.
İslam adına yapılanların çok çeşitli veçheleri var. Ankara Katliamı, bunlardan biri. Fakat toplumsallığa nüfuz eden çok başka fiilleri de anlamaya, anlatmaya çalışmak gerek. Dosyamızın bugünkü konusunda bahsimiz bu. Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu (FCÎK) Başkanı Hafız Ahmet Turhallı, Münih Ahmedê Xanî Camisi görevlisi Mele Ali ve Siirt eski BDP İl Başkanı ve Demokratik Toplum Kongresi delegesi Siracettin Kayran’la konuştuk.
‘Hiçbir varlık adına kabul edilemez’
Hafız Ahmet Turhallı, katliamı “tel’in” ederek başlıyor söze ve devam ediyor: “Bu katliam, din adına değil, insanlık adına değil, kainattaki hiçbir varlık adına kabul edilebilecek bir şey değil. Bunun İslam dini adına yapılması ise bizi daha fazla incitiyor. İslam boyasıyla yapılan katliamlar, bizi mahsur ediyor. Ama İslam’ın böyle olmadığını, merhamet dini olduğunu biz biliyoruz. Biz Müslümanlar, herhangi bir işe başlarken bile Allah’ın adıyla başlıyoruz. Başlangıcı rahman ve rahim olan bir din, nasıl olur da böyle bir katliama girişebilir?”
Dini alet ederseniz...
Katliamı gerçekleştirenlerin İslam adına hareket etmesini çoğu kişinin anlamakta zorlandığını, kendilerinin ise kolaylıkla anladığını belirten Turhallı, şöyle diyor: “Siz dini siyasal emellerinize alet ederseniz, ortaya çıkacak olan işte budur. Niye? Çünkü dinle insanlar, daha rahat kandırılabiliyor. İşin içine mukadderat katıyorsunuz. Din adına yönlendirmek, daha kolaydır. Dolayısıyla dini kullanmak, iktidarlar için bulunmaz bir hazine. Bu hazineyi kullanıyorlar.”
Çok incindikleri için daha çok incelediklerini de belirten Hafız Turhallı, katliamın sadece DAİŞ tarafından gerçekleştirildiğine inanmadıklarını söylüyor, “Göz yumuldu, ortam hazırlandı ve katliam yaşandı” diyor.
‘Mekke yöneticilerinin dini’
Turhallı, yapılanı dinle anlamlandırmaya çalışanlara ise şöyle sesleniyor: “Böyle bir dindarlık olmaz. Peygamber aleyhisselam geldiğinde de bir din vardı. İşte bugün ortada dolaşan din, o zamanki Mekke yöneticilerinin kullandığı dindir. İslam dini, Hz. Muhammed’in vefatından sonra iktidar aracı oldu.”
Sözü seçimlere getiriyoruz, tane tane anlatıyor Hafız Turhallı: “İslam bize diyor ki, ‘Yönetimlerinizi birbirinizle istişare ederek seçin.’ İslam da yani, oy kullanmayla gelişen bir yönetim istiyor. Tabii bunun da hakkaniyetli olması lazım, İslam’ın reddettiklerinin içinde olmaması lazım. İslam neyi reddediyor: Hırsızlığı, katliamı, zulmü, kötülüğü, katliamı... O halde hırsızlık yapanlarla, katledenlerle, zulmedenlerle, insanlığı kötülüğe sevk edenlerle mücadele etmek gerekiyor.”
Turhallı’ya göre, Müslümanların bir özeleştiri vermesi de gerekiyor: “Mağdur edildik dediler diye bazı grupları destekledik ve şimdi iktidar oldular. İslam’a en büyük darbeyi vurdular. Yazık İslam’a. Bunları durdurmak, İslam’ı da özgürleştirmek demektir.”
‘Bütün arkadaşlarımıza sesleniyoruz’
FCÎK’in seçimlere özel önem verdiğini söyleyen Turhallı, devam ediyor: “Katliama, hırsızlığa, üçkağıtçılara, dinimizi kullananlara hayır diyoruz. Bütün arkadaşlarımıza sesleniyoruz: Her eve, herkese gitmelisiniz. Herkesi ikna etmelisiniz. İslam dini, insanları sorumluluğa davet ediyor. Biz ne yapacağız? Defaatle altını çizeceğiz: Her birey, en azından başka yere oy veren bir iki insanı HDP’ye oy vermeye ikna etmelidir. Herkes kanabilir, televizyonlara inanabilir, akılları bulandırılabilir, ama ikna etmek gerekiyor.”
‘Yerle yeksan’ görevi
Peki niye bunca çalışmak gerekiyor? Turhallı devam ediyor: “Çünkü biz Müslümanlar savaşa karşıyız. Barışla, müzakereyle işlerin olmasını isteriz. Ondan dolayı da kendimize bir sorumluluk yüklüyoruz. Alevi’yi, Kürt’ü, Êzîdî’yi dışlayanlara karşı bir ses olmalıyız. Kürtçe’de denildiği gibi, ‘dengê xwe bide.’ Bir ses katmalıyız ama bir sesle de kalmamalıyız. Herkes iki üç ses daha getirmeli. Bu iktidarın mutlaka yerle yeksan edilmesi gerekiyor. Büyük görevler düşüyor bize. Kimse için, ‘Bizim karşımızdadır, evine gitmeyelim’ demeyeceğiz. Bunlar bizim insanlarımız, anlatmak zorundayız. Hem Kürt’üz hem Müslüman’ız, nasıl böyle katil bir partide yer alabiliriz?”
Turhallı, “yerle yeksan etmeyi” Allah’a bırakmakla olmayacağını da belirtiyor. “Çünkü” diyor, “Allah diyor ki, ‘Siz kendinizi değiştirmezseniz, biz de sizi değiştirmeyiz.’”
‘Birer mücahit gibi çalışalım’
Bu seçimde HDP’ye oy vereceklerini, yarın öbür gün onlar da yoldan çıkarsa onlardan da vazgeçeceklerini söyleyen Turhallı, “dürüst Müslümanlara” şu çağrıda bulunuyor: “Mutlaka bu seçimlerde katillerin ders alması gerekiyor. Barışa bağlı kalarak 1 Kasım’da ders vermeliyiz. Bütün kardeşlerimiz, cami yönetimlerimiz, birer mücahit gibi bu kanın durdurulması için emek vermeli. Diğer partilere oy vermişleri de ikna etmeli.”
AKP Kemalizm’in besmele çekeni
Siracettin Kayran, Siirt eski BDP ve HADEP İl Başkanı. Halen Demokratik Toplum Kongresi delegesi. Fakat devlet zulmü, bir türlü peşini bırakmıyor. Onlarca yılla yargılandığı davalar ve halihazırda almış olduğu hapis cezaları bulunuyor.
Kayran ayrıca, Kürdistan’ın meşhur din alimlerinden Mele Mihemedê Zivingî’nin torunu. Bu sayede kendisi de İslami tedrisattan geçmiş. Memlekete bakarkenki referansları arasında kuvvetli olanlardan biri de İslam.
Siracettin Kayran’la, Heilbronn Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin alt katındaki camiide sohbet ettik.
‘Din en kuvvetli silah’
Ortadoğu’da iktidarların dini siyasi bir araç olarak kullandığını belirten Kayran, “Şu anda din, egemenlerin elindeki en kuvvetli silahtır” diyor ve AKP’nin iktidar olmasındaki en önemli nedenin de bu olduğunu belirtiyor.
“Bir Müslüman hiçbir zaman zulüm yapamaz, hiçbir insanı öldüremez” diyen Kayran, devam ediyor: “Eğer bir iktidar zulmediyorsa, kesinlikle İslamiyet’le alakası yoktur. Hem Müslüman hem katil olamaz. Bir taraftan savaş başlatacaksın, insanları katledeceksin, bir taraftan Müslümanım diyeceksin, böyle şey olmaz. Mezarlıklara saldırının İslam’la ilgisi olabilir mi? Asla olamaz.”
‘Vallahi şeriat Hristiyan’dan yana’
“İslam tarihinde Hz. Muhammed, en ağır şartlar altında bile herkese hürmet etmiştir” diyen Kayran, bir de anekdot aktarıyor: “Çocukluğumda Hristiyanlarla Müslümanlar bir bağ meselesi dolayısıyla dedemin yanına geldiler. Dedem tarafları dinledi ve ‘Vallahi şeriat Hristiyan’dan yana’ dedi.”
Münafık
Kayran, AKP ile Cemaat arasındaki çatışmaya da değiniyor. İmam Şafii’nin “Eğer iki insan, iki grup birbirinden ayrıldıktan sonra birbirlerinin ayıp ve kusurlarını ifşa ediyorsa, bilin ki ikisi de münafıktır” sözünü hatırlatan Kayran, soruyor: “11 sene beraber bu halka kan kusturdular. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı Fethullah Gülen için ‘Pennsylvania’daki münafık’ diyor; diğeri de Tayyip için aynı şeyi söylüyor. Peki İmam Şafii’nin dediğine göre bunlar ne oluyor şimdi?”
Abdestli katliam
İslam alimlerinin AKP politikalarını objektif bir gözle değerlendirmesi, analiz etmesi gerektiğini belirten Siracettin Kayran, şu önemli tespiti yapıyor: “Şu anda Kürt halkına karşı uygulanan politika, Mustafa Kemal’in uyguladığı politikadır. Aradaki fark sadece ‘bismillah’tır. O zaman jandarmalar Kürtleri öldürürken besmele çekmiyordu; şimdikiler öldürürken ‘bismillah’ diyor. O zamanki jandarma, Kürtleri abdestsiz öldürüyordu, şimdikiler sadece abdestlidir. Fark budur. Kemalistler başlarına sarık sardılar, yine vuruyorlar. Böyle görmek gerekiyor.”
‘HDP Ortadoğu için önemli’
Siracettin Kayran, HDP’den dolayı ise oldukça heyecanlı. Anlatıyor: “HDP, gerçekten de hiç ayrım yapmayan bir parti. Müslüman’ı, Êzîdîsi, Süryanisi, Alevisi, tarikatçısı, komünisti... Hepsi bir araya geliyor. Elbette bu da iktidarı korkutuyor. Asla rahatsızlık duymuyorum. Bir Êzîdî kardeşimiz, Kürdistan’ın en muhafazakar kentinden vekil seçilebiliyor. Alevi adaylarımızın çalışmalarına Siirt’in en muhafazakar köylerinde katıldım. Hiç kimse demedi ki, ‘Efendim bu Alevi’dir.’ Bu, Ortadoğu için önemlidir. HDP, Medine Sözleşmesi gibi insanları bir araya toplayan bir proje. Ortadoğu’daki herkesi buluşturuyor.”
Kayran’ın yanılgısı ve münafıklık
“Peki diğerleri” diye sorduğumuzda ise, bir yanılgısını paylaşıyor Kayran. Dönemin başbakanı Erdoğan’ın, 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı “Kürt sorunu benim sorunumdur” konuşmasına o da inanmış. Hatta, AKP’lilerin de katıldığı bir toplantıda, “Kalkın, havaalanına gidelim, başbakanı karşılayalım” demiş. Kalanını kendisinden dinleyelim: “Bir hafta sonra baktım ki, ‘Kadın da olsa, çocuk olsa...’ diyor. Şeklen Müslüman ama İslamiyet’le icraatta alakası olmayan insana münafık deniyor ya işte, şimdi bu adam da dedi ki, “Baldıran zehiri de olsa içerim, Kürt sorununu çözerim.” Bunların İslamiyet kelimesi kullanması tamamen kötülüklerin bir aracıdır. Yani bu taş altındır desen inandırıcılığı olur ama bu insanların Müslümanlığına inanılmaz.”
Halkların demokratik ‘Medine Sözleşmesi’
Münih’teki Müslüman Kürdistanlıların camisi Ahmedê Xanî Camii’nin imamı Mele Ali, katliamların insanlık dışı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “HDP ise bunların karşısında insani bir harekettir. İslami tarihe baktığımızda, Hazreti Muhammed’in Medine’deki sözleşmesine benziyor HDP. HDP’nin savunduğu Yeni Yaşam’ın artık Ortadoğu’da artık temeli atılmıştır. Bunun için işte zalimleri korku salmıştır.”
Kendisinin de üyesi olduğu Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu’nun (FCÎK) 7 Haziran öncesinde olduğu gibi 1 Kasım öncesinde de seçim çalışmalarına dahil olduğunu aktaran Mele Ali, “Çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Özel olarak AKP’nin kirli savaşını, din adına yaptıklarını insanlara anlatıyoruz. Kazanacağız, çünkü biz haklıyız” diyor.
Mele Ali’yle, Alevi Kültür Merkezi’nde, canlarla birlikte panel dinlerken karşılaştık. Aslında bu bile, söylediklerinin HDP’yle nasıl hayat bulduğunu ortaya koyuyor.
OSMAN OÐUZ