AKP, özellikle Kürtleri ezme noktasında hem içte hem de dışta önemli desteklere sahip olmaya devam etmektedir. Emperyal güçler Ortadoğu’da İslam’ı bir araç olarak kullanmaktalar. Bu nedenle Türkiye’de İslamcı bir partiyi, yani AKP’yi desteklemekteler. Elbette AKP’yi güçlendiren ve problemin esasını teşkil eden iç desteklerdir. İşte bu iç ve dış desteğin sayesinde AKP oylarını artırarak yüzde 49 gibi bir oranla 1 Kasım 2015 seçimlerini kazanmıştır.
Örneğin, belki direkt seçimlerle alakalı değildi ama, ABD'nin İncirlik hava üssünü kullanma karşılığında Türkiye'nin Kürtlere saldırısına onay vermesi seçim sürecinde AKP’ye verilmiş önemli bir destekti.
Bunun halk tarafından, AKP’nin 7 Haziran seçim sonuçlarını yok sayan darbesine ve sonraki kanlı-korkutma-sindirme politikalarına uluslararası destek olarak algılandığını söleyebiliriz.
Diğer taraftan ise ABD bu destekle Türkiye aracalığı ile, yani şiddet ve savaş aracılığı ile Kürtleri ve Kürt hareketini terbiye etme, kendine biat eder duruma getirme amacı da taşımaktadır.
Amnesty International hiç beklenmedik bir anda PYD ile ilgili olumsuz bir rapor yayınladı. Bu raporun Rusya’nın Suriye’ye doğrudan müdahalesinden ve Suriye Kürtleri’nin Rusya ile ilişkilenmesinin hemen ardında yayınlanmış olması sizce bir tesadüf müydü?
Amnesty International’in raporu, ABD’nin Kürt örgütlenmelerini hizaya getirme politikasına bir destek, bu yönde Kürtler’e verilmiş bir mesaj olarak algılanmalıdır.
Bu, 2014 Kobanê direnişinin uyandırdığı uluslararası sempatiye vurulmuş bir darbedir. Rapor, AKP’nin Kürtleri terörize etme çabasına önemli bir destek sunmuştur. Bu ise AKP’nin ‘beni seçmezseniz istikrar bozulur, şiddet ve savaş hakim olur’ politikası ile beraber HDP’ye oy veren seçmenin bir kısmını korkutarak HDP’den uzaklaştırmıştır.
Buna ek olarak, AB'nin AKP’ye eleştirilerin bulunduğu ilerleme raporunu yayınlamayı seçimlerden sonraya bırakması da AKP'ye önemli bir destek olmuştur. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmesi, Suriyeli göçmenlerle ilgi olarak Türkiye’ye ekonomik vaadde bulunmasını da bu çerçevede değerlendirebiliriz.
Aslında bunda şaşılacak bir şey de yoktur. Çünkü her ne kadar emperyal güçler hem birbiriyle ve hem de ittifak halinde oldukları Ortadoğu’daki bölgesel güçlerle kimi ihtilaflar yaşıyor olsalar da Türkiye’deki faşizmin saldırganlığı başta ABD'nin Ortadoğu politikaları ile esasta uyumludur ve bu nedenle de batı emperyal devletleri tarafından desteklenmektedir.
Uluslararası destek, zayıflayan, gidici görünen AKP’yi güçlü ve muktedir göstermiş, AKP’den rahatsız olan kesimlerde korkma ve sinme eğilimlerini geliştirmiştir.
İç desteğin en önemli ayağı kuşkusuz AKP’ye oy veren yüzde 49’luk bir seçmen gerçekliğidir. Hemen belirtmekte yarar var: Yüzde 49’luk seçmeni suçlayarak, onlara küfrederek bir yere varamayız.
Neden biz bu yüzde 49’luk seçmeni AKP’nin etkisinde kurtaramadık, neden bir türlü kendimizi onlara anlatamıyoruz diyerek esas sorunu kendimizde ararsak daha sağlıklı bir yaklaşım içinde oluruz.
İç desteğin ikinci ayağında ise AKP’nin Türk devlet mekanizmasının desteğini almış olması vardır. Bundan dolayıdır ki hala bu kadar özgüvenli, kararlı ve pervasız bir şekilde hem Kürtler’e, hem de Ankara Katliamında olduğu gibi tüm Türkiye halklarına saldırmaya devam etmektedir.
Gezi Parkı süreci ile başlayan Kobanê isyanı ile doruğa ulaşan büyük bir dalga ve buna paralel olarak giderek Türk muhalefetinin Kürt muhalefeti ile birlikte hareket etme sürecine girmiş olması Türk devlet aygıtını ürkütmüştür.
AKP Türk devlet aygıtı ile uzlaştığı içindir ki 7 Haziran 2015 seçimlerini yok saymıştır. Türk devlet mekanizması ile ortaklaşa alınan karar sonucu “yeniden seçim” demişlerdir. Buna karşı CHP ve MHP’den hiç bir itiraz yükselmemiştir. HDP’nin buna karşı çıkmaması ise çok önemli bir hatadır.
Bence bu gayrı meşru ‘yeniden seçim’ kararı 6-8 Ekim Kobanê ayaklanmasından sonra 30 Ekim 2014 günü yaklaşık on saat süren MGK toplantısında Kürtler’e karşı savaş kararının bir parçasıdır. Çünkü bugüne kadarki gelişmeler bunun doğruluğunu göstermektedir.
AKP 7 Haziran seçimlerini darbeci bir tarzla yok saydıktan sonra, sanki var olan askeri işgal azmış gibi Kürt illerine Türkiye’nin batı yakasından onbinlerce özel komando sevketti, tırlarla tankları taşıdı. Kürt illeri ve ilçeleri adeta bir kışlaya, tam bir savaş alanına çevrildi. Bizzat Tayyip Erdoğan ve AKP’nin başkanı Ahmet Davutoğlu tarafından Kürtler tehdit edildi: ‘AKP’ye oy vermezseniz 90’lı yıllardaki gibi sizi katlederiz’, dendi ve 7 Haziran-1 Kasım arasında 90’lı yılları aratan saldırılar, katliamlar yapıldı.
İşte bu koşullarda, silahların gölgesinde yapıldı seçimler. Ama buna rağmen Kürtleri yıldıramadılar, korkutamadılar. HDP’nin aldığı sonuç her şeye rağmen bir başarıdır.