
AKP gelecek olan itirazlar üzerinden yaşanan onca katliama,
yolsuzluğa, çocuk istismarlarına rağmen "dindar parti" imajını
güçlendirmeye çalışırken, Diyaneti getirmekle övünen CHP ise yapacağı
itirazlarla "laikliği savunan parti" olduğu kanıtlamaya çalışıyor.
Yapılacak olan çatışma ve tartışmalardan sonra AKP "Başkanlığa razı ol,
laikliği güvenceye alayım" stratejisi izliyor.
Milliyetçi ve İslami geçmişi ile bilinen AKP'lilerin "İsmail Abisi" ve
MHP desteği AKP'nin CHP'nin de gayreti ile rejim değişikliğini nihayete
erdirmek üzere "ustalık döneminin" Meclis Başkanlığı'na seçilen İsmail
Kahraman'ın "Yeni anayasada laiklik olmamalı" açıklaması, karşı çıkanlar
ve destek verenler açısından hazırlanmış ve zamanı geldiğinde de
piyasaya sürülmüş "kusursuz" bir stratejinin parçası.
Açıklama gündemi değiştirmeye yönelik
AKP'nin Meclis'e sunduğu ve CHP ile MHP'nin açık destek verdiği
"dokunulmazlık tasarısının" Meclis'e geleceği hafta yapılan açıklama
zamanlaması açısında da son derece dikkat çekici. HDP'yi hedef alan
"rejimi kurtarma" operasyonlarının bir parçası olarak gündeme getirilen
dokunulmazlıklara yönelik ortaya çıkan kimi kaygı ve endişeleri
gölgelemeyi amaçlayan, aynı zamanda gündem değiştirmenin önemli bir
parçası olan açıklama, Kürdistan'da yaşanan katliam ve kıyımları da
görünmez kılıyor. Rotası çok bilinçli bir şekilde değiştirilen ve adım
adım "otoriter" bir rejimin inşa edildiği Türkiye'nin tek sorunu
"laiklikmiş" gibi bir sonuç yaratılmaya çalışılıyor. Yapılan açıklama
şimdiden taraflarını da oluşturmuş durumda.
Bir yandan bu açıklamanın yarattığı etki öte yandan buna "karşı gibi"
duran aslında aynı bütünün parçaları konumunda olan taraflar arasındaki
"göstermelik" kavga bugün ile değil, esas olarak yarın yaratılmak
istenen sonuçla ilgili.
AKP içerisinde hazırlanan ince bir strateji
Bu tartışma bir taraftan AKP tarafından "el yükseltmenin, pazarlığı
yukarıdan açmanın" bir adımı olarak gündeme geldi. AKP içerisinde bu
misyonu yerine getirecek en müsait isim ise geçmişi nedeniyle İsmail
Kahraman olarak belirlendi. Hem bir zemin yoklama, kamuoyu tepkilerini
ölçmenin aracı olan açıklama, hem de AKP'nin yönelimi açısından önemli
bir ipucu veriyor ve tarafları kendi etrafında birleştiriyor. AKP'den
konuya ilişkin yapılan, "Kendi kanaatlerini açıklamıştır"
açıklamalarının aksine ince bir strateji olarak tasarlandığı AKP'ye
yakın kimi kaynaklar tarafından teyit ediliyor. Örneğin AKP'nin "basın
sözcülüğünü" misyonunu üstlenen Abdulkadir Selvi'nin Hürriyet
Gazetesi'ndeki köşe yazısında dile getirilenler konunun AKP içerisinde
tartışıldığını da gösteriyor. Üstelik bu el yükseltmenin bir ikinci
adımı olarak da Selvi, AKP'nin anayasa taslağında, "İslam dinine ve
Allah inancına vurgu yapılacağını" vurguladı.
'Dindar parti' imajını güçlendirme çabası
AKP bu açıklama ve sonrasında gelecek olan itirazları hesaplayarak,
"dindar parti" olduğu imajını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Böylece kendi
döneminde yaşanan çocuk istismarları, yolsuzluk, katliamları da görünmez
kılarak, meselenin esas olarak kendileri açısından "din iman kavgası"
olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu açıdan dışarıda otoriter eğilimleri
nedeniyle gittikçe daha fazla eleştirilen AKP, kendi içinde de iktidar
nimetlerinin getirdiği "kimi kavgalar ve karşıtlıklar" yeniden yaratılan
"İslam davası" üzerinden çözülmeye çalışarak, kendi kitlesini daha
fazla motive etmeye çalışıyor. AKP'nin bu konuda en fazla gelecek olan
itirazlara güveniyor. Tıpkı şimdilerle "ordu ile her türlü ittifakı"
kuran AKP, 2007 yılı sonrasında "askeri vesayeti kaldırmak" istediğine
ilişkin içine girdiği eğilimleri yapılan itirazlar üzerinden pazarlama
taktiğini bu meselede de kullanacak. AKP bu strateji için de en çok
CHP'ye güveniyor ve CHP'nin verdiği ilk tepkiler de hem AKP'nin bu
amacına hizmet etti hem de AKP bu tepkilerin devam edeceğini görerek,
"dindar-dinsiz" ikileminin kendisine getireceği artı puanları
hesaplıyor.
CHP için 'laikliği savunan parti' imajı yaratılıyor
CHP ise ya farkında olarak ya da her seferinde düştüğü "tuzağa" bir kez
daha düşerek, bu meseleyi temel bir çatışma ve çelişki haline getirip
AKP'nin bu siyasetine hizmet ediyor. Bir yandan açıklamayı "ayağına
gelen önemli bir fırsat" olarak gören ve yapacağı itirazlarla "laikliği
savunan parti" görüntüsünü güçlendirmeye çalışan CHP, öte yandan bu
tartışmanın görünmez kılacağı "katliamlar, dokunulmazlıklar" meselesinin
"Türkiye'nin bekası" için gerekli olduğunu düşünüyor. AKP'nin "dindar
parti" imajını güçlendirmek için gündeme getirdiği açıklamayı CHP, "laik
parti" görüntüsünü güçlendirmenin aracı olarak kullanıp mevcut durumu
savunmayı sürdürüyor. Oysa Alevilerin yaşadığı zorunlu din dersleri,
Türkiye'nin hali hazırda imam hatiplerle geldiği düzey, Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın durumu Türkiye'nin gerçekten "laik bir devlet" olmadığını
gösterirken, "laikliği savunduğunu" iddia eden CHP ise, tek parti
döneminde "Diyaneti kurmakla" övünüyor. Böylece yapılan stratejide
üzerine düşen rolü oynayarak, özellikle son dönemlerde kendisinden
gittikçe uzaklaşmaya başlayan Alevilerin yeniden yanına çekmeye çalışan
CHP, bu eğilimini önümüzdeki günlerde derinleştirerek sürdürecek.
Çatışmanın iki tarafı da kazanacak!
AKP'de bu tartışmaların geleceği nihai noktada, "yukarıdan başlattığı
pazarlığı" aşağı çekerek, "Başkanlık sisteminin kabul edilmesine
karşılık laikliği güvenceye alabileceğini" vurgulayacak. Böylece AKP
istediğine kavuşurken, CHP'de "laikliği kurtarmış bir parti" olarak
kendisini başarılı görecek. Ancak AKP, uzun vadede başkanlık sistemi ile
fiili olarak "laikliğin" kalan kırıntılarını da ortadan kaldırarak
nihai zaferini ilan etmeye çalışacak.
DİHA