Çocukları isyan edince bir bölümünü koruculaştırdılar; teslim olmayanları ise çembere aldılar. Devlet çeteleşti. Çetelerin insan kırımı serbest; ağlamak, kırılanların yasını tutmak yasak oldu.
Kürdistan’ı yangın ormanına çevirdiler. Köylerini yakıp mallarını, mülklerini yağmaladılar. Ağızlarına götürdükleri lokmayı karneye bağladılar.
Dünyanın gözü önünde olanlardan sonra özür dilemeleri gerekirken Kürtlere özür dileme çağrılarına başladılar.
Bir yandan da “Türkiyeli olun” diyorlardı.
Ve Kürtler, “al sana Türkiyeli olmak, yeter ki insan ol” dercesine Türkiye partisini de kurdular.
Ama ne oldu? Urla, Ordu ve Giresun’dan sonra Fethiye’de de saldırıya geçtiler.
Fethiye’de ırkçılık, zincirlerinden boşandı. Talan ve çapul kolları 1935’de Trakya Yahudilerine, 1955’te İstanbul, İzmir Rumlarına yaptıkları gibi Kürtlerin evlerine, işyerlerine saldırdılar. 1978’deki Maraş, Çorum olaylarının bir benzeri...
Bütün bu olaylarda polis yetersiz, devlet güç yetiremez gösterildi. Bugün aynı sahtekarlık tekrarlanıyor. TC tarihi sayısız örneklerle doludur. Bütün devlet projelerinde terör, devlete rağmen gösteriliyor.
Olanları MHP’ye mal etmek, hedef küçültmek, asıl suçluyu temize çıkarmak, paklamaktır. Tıpkı Maraş‘ta, Çorum’da olduğu gibi...
Evet, MHP Türk milliyetçisi bir partidir. Kürdistan düşmanlığı da gerçektir. Fakat devletten beslenip yaşamasına karşılık artık “derin terör ihalesi”ni yürütmekle görevli olmadığı da ayrı bir gerçektir.
Albay Türkeş liderliğindeki MHP, beslenip serpilmesine karşılık, “derin terör ihalesi” almışçasına korunuyor, kollanıyordu.
Türkeş, Kürdistan isyanından sonra, “Devlet bana yetki versin, ben yüz bin ülkücümle bastırırım” diyordu. Adamlarından kaç tanesi alana aktarıldı, bilinmez; fakat bazı ölüm birliklerinin tetikçileri, silahlarının kabzasına MHP’nin ırkçı sembollerini kazımıştı. Abdullah Çatlı ve Mahmut Yıldırım (Yeşil), MHP’den devşirilme en ünlü çete başlarıydı.
Bu sayfa, Türkeş’in ölümüyle kapandı. Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP, partileşmeye başladı. “Yer altının derinliklerindeki” devlete, “gayri nizami” usullerle “yer üstü” terör hizmeti vermeye “veda” etti.
MHP’de çetecilik görüntüsü silikleşmeye başladı.
Buna karşılık eski miras AKP’de odaklaşmaya başladı. Türkeş döneminin ırkçı “tek devlet, tek bayrak, tek dil, tek din, tek lider” naraları, hurdaya çıkmış kamyonların kaportasında çürümeye terk edilmişken, içine din de katılmış haliyle, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın dili ucunda hortladı.
Erdoğan, Türkeş’in ırkçı narasını kapmış, ayağı yanmış da acıdan feryad ediyormuş gibi, “Tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek dil” diye bağıra bağıra mitingden mitinge koşuyor. Üstüne “Dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz” narasını ekleyip Alevi, Ezidi, Hıristiyan, Yahudi düşmanlığıyla zenginleştirerek...
Türkeş’in ortada kalan kimi kadroları AKP bayrağı altında güvenli yer buldu. Türkeş‘in eski dostu, Türk milliyetçisi Fethullah Gülen koalisyon ortağıydı. Medyası hedef gösteriyor, asker ve polis Kürt baskınına çıkıyordu.
MHP’nin vurucu ıkçılığı AKP’de mayalanmış, boy atmıştır.
AKP devlet, devlet partidir. Anayasa ve yasalardan doğan hakla soğaka çıkan herkesi polis gücüyle püskürten devlet, Ordu, Giresun ve Fethiye vahşetinde sırıtkanca acizdi. Polis güler yüzlü, nazik...
Bırakın MHP’yi, seçim arifesinde Kürtlerin örgütlenmesi, MHP için kayıp ya da kazanç söz konusu değildir. MHP’ye giden Kürt oyu yoktur. Kürtlerine evin oy hırsızlığına çıkan AKP’dir. Dolayısıyla rahatsız olan odur.
İktidarına karşı Anayasa ve yasalardan doğan hakla sokağa çıkan herkesi polis gücüyle püskürten AKP, statükoyu koruma, çalınmışları elde tutma adına Ordu, Giresun ve Fethiye vahşetinde sırıtkanca çaresiz rolündeydi.
Sonuç mu? Türkiye partisi dediniz. “Al sana Türkiye partisi” cevabı da terörle kesildi.
Ne sanıyorsunuz Kürtleri? “Al başına çal demokratikleşmeni” demeyecekler mi?
Al sana Türkiye partisi!
Kürtlere “İnsanım” diyenin dayanamayacağı her türlü zalimliği yaptılar. Yurtlarında esir tutup dövmek, sövmek, üstlerine çıkıp tepmekle de kalmadılar; dillerini zorladılar.