Yazıya otururken, ajanslar, Özgür Gündem gazetesinin, rejim sansüründen kurtulup, serbest kaldığını haber veriyorlardı.
Kapatma emri veren aynı, kaldıran aynı kişiler olduğuna göre, bir kaç gün içinde değişen ne? Birden bire hukuk düzeni keşfedilip, demokrasi mi geldi?
Hayır tas aynı, hamam, tellaklar aynı, adaletin vicdanı dün gibi yerli yerinde. Özgür Gümdem’in kapatmayla sansürü cibiliyetinin anatomisi olarak ortada.
Fakat, Kürtlere zulme sessiz kalan Amerika ve Avrupa basını, kapatmadan sonra, Recep Tayyip-Fethullah Gülen ikisinin düzeni için, "en gaddar rejim" deyimini kullanmaya başlamıştı. Çoğu Kürt, İran ve Çin’in toplamından fazla gazeteci tutuklayan rejimdi.
Gel gelelim, her şey bol, utanma duygusu kıttı. TC, haline bakıp, utanmadan, kan görmüş aç kurtlar gibi dişlerini çak çak edip, "diktatörlüğü yıkacağız" diye diye, Suriye'nin etrafında dört dönüyor. İçeriye silahlı adamlar sokuyor, bölgesel savaşa neden olacak entrikalar çeviriyordu.
Oysa, polis devleti Suriye'yi aratıyordu. Düşünce özgürlüğü söz konusu ise Suriye’de, TC’dekinin üçte biri kadar bile gazeteci tutuklu değildi. Emirle kapatılarak sansürlenmiş gazete de yoktu. TC’de telefon ve internet serbest, ama düşünce polisinin takip ve dinleme korkusu başa belaydı. Hoşa gitmeyen tek kelime hapishane boylamaya yetiyordu.
Rejimin "liberal" takılan savunma bekçileri, AKP-Gülen tapulu ya da zorla yandaşlaşmış televizyonlarda ahkamcı başı görüntü, gazetelerde beyin çelen düşünce avcılarıydı. Bunlardan Ali Bayramoğlu efendisini yıkayan edayla şöyle diyordu:
"Erdoğan, 15-20 yıl önce demokrasiye küfür diye bakan kişiydi. Ama ne nokraya geldi! İnanılmaz gelişme ve terakki…"
Gören, aldığı parayı hak etmeye çabalayan reklamcı sanacak mubareki. Kimi kandırma taklaları atıyor bilmiyoruk, lakin, ölülerini gömen, gazla zehirlenen, cop ve kurşunla yaralanan, dilleri yasak, kendi yurtların statüsüz göçmen muamelesi gören Kürtler nezdinde o yıllar öncekinden de beter. Hala demokrasi korkusundan titreyen, demokratik söylemi küfür bilen biridir. Roboskî hala kanıyor, cezaevine kapatılmış, seçilmişiyle 7 bin Kürt...
Fethullah Gülen’in kalemleri bile Özgür Gümdem sansürüne "bu kadarı olmaz, karizma marizma kalmadı" demek zorunda kaldılar. Maksat sicili bozuk imaja cila olsun… Kürtler zaten teslim olmamış, sansürü "Günlük" adındaki gazeteyle boşa çıkarmış, onları yerdekini temizlemek zorunda bırakmışlardı.
Onun için, sansürün kaldırılması, "bağımsız" dedikleri adaletin yerini bulması değildir. Yüzü aşkın gazeteci, sicili bozuk rejimin esiriyken imaja cila sürmektir.
En garibi, "Türk'e Türk propandasına" doymayan bir şehvetle, sokakları kanlı rejimi dünya devleti, Recep Tayyip’i bölge lideri görmeleri ve bununla övünmeleri.
Oysa, daha dün İran’da,"al seyrele bölge liderini" dercesine Amerika’nın kötü jandarması olarak karşılandı. Cumhurbaşkanı Ahmnedinejad tarafından küçümseyip, bir gün bekletildikten sonra huzura kabul edildi. Bekletmenin gerekçesi "rahatsızlık"tı. Ama sağlık nedenlerine dayalı bir rahatsızlık olmadığı, Suriye’ye musallattan kaynaklandığı o gün ortaya çıktı. Çünkü, "bölge lideri "içeriye girmek için kapıda beklerken, Ahmedinejad Türkmenistan heyetini kabul ediyordu.
Alın seyreleyin "bölge lideri"nin halini ki, bir gün sonraki kabulünde, Suriye konusunda cevap çoktan verilmişti. Hem de, o Tahran’a indiğinde, Amerikalı tarihçi Griffin Tarpley’nin kelimeleriyle…
 Tarpley, Türklerin Amerika tarafından kullanıldığını ve Suriye'ye saldırının ulusal intihar olacağını söylüyordu.
Oysa Recep Tayyip, sözde saldırı için destek almaya gitmişti. Açıklamalardan anlaşıldığına göre, İranlılar ikili görüşlelerde, Suriye lafı etmesine bile izin vermediler. "Herkes kendi evinin içine baksın" anlamında "müdahaleye karşıyız" demekle yetindiler.
Ali Bayramoğlu’nun güzellemesiyle artık demokrasiyi küfür saymayan Recep Tayyip düzenine bakın ki, demokrasi isteyen Kürt seçilmişlere sokakta polis saldırtıyorlardı. Şahitli, yarayla ispatlı Ahmet Türk dövücüsünü köşe bucak kaçırtıyorlardı.
En garibi, parlamentodaki baş saldırganları, Mehmet Metiner adındaki bir Kürt’tü. Zulmü dillendiren Kürt temsilcileri dövme hamleleri yapan Metiner, en son bir afferim alma uğruna CHP’li Veli Ağbaba’yı parlamento kürsüsünde yumrukladıktan sonra, boğmaya çabalıyordu.
Yıllar önce, bir başka Kürt olan Malatyalı Hamit (Hamido) Fendoğlu, Demirel’in işareti üzerine, Çetin Altan’ı parlamento sıraları arasında kovalamış, yakalayıp altına bastıktan sonra kafsını tabanca tabzasıyla ezmeye, gözünü kör etmeye kalkışmıştı.
Kimilerini, bir lokma çıkar uğrunda, adam dövücü badigart, kimi düşmüş ucuzları televizyon ve gazetelerde özgürlük mücadelesi veren Kürtlere karşı küfürbaz, kara çalan iftiracı olarak kullanıyorlar.
Ne yapalım ki, bunlar da onur savaşçısı Kürtlerin utancı…