Yücelik gibi alçaklık da bir tarihsel sürekliliğe sahiptir. Yücelik gibi alçaklığın da bir evrensel tarihi vardır. Alçaklık bilerek, isteyerek ve tasarlayarak en kötü ve en ahlaksızca eylemlere girişmek, aşağılık, soysuz, rezil ve namertçe davranışlarda bulunmaktır. Alçaklık, toplumsal ahlakın yargılayıp mahkûm ettiği ve ‘kötü’ diye adlandırdığı her türlü pis eyleme tekabül eder ve en başta da iktidarın despotik uygulamalarına denk düşer. Kuşkusuz bu tür icraatlar karşısında suskun kalmak da alçaklık sayılır. İktidar kaynaklı bir olgu olan alçaklık, mazlumlar cephesinde despotizmin zulüm ve zorbalığı karşısında çaresizleri oynama biçiminde yansır. Zalimin zulüm ve zorbalıkta sınır tanımamasının bir nedeni de ezilenleri direnme gücünden yoksun kılmaktır. Bu açıdan alçaklığın tipik bir özelliği hedef aldıklarını da alçaltmasıdır.
Türkiye’de gelmiş geçmiş tüm iktidarların Kürt halkı üzerindeki uygulamaları her bakımdan alçakça olmuştur. İnkar ve imha siyasetinin pratikleşmesi olan uygulamalar alçaklığın daniskasıdır. AKP iktidarı TC’nin alçaklık birikimine şimdi yeni bir katkıda bulunmak istiyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uyguladığı tecride yasal bir kılıf geçirmeye çalışıyor. Bu çerçevede hazırladığı bir yasa tasarısını Meclis’e getiriyor. Sayın Öcalan üzerinde zaten devam eden bir tecrit var ve hiçbir yasal dayanağı bulunmayan bu kesintisiz tecrit uygulaması onuncu ayına girmiş durumdadır. Sözü edilen yasa tasarısı mevcut tecrit uygulamasının keyfiyetçiliğe dayandığını açıkça ortaya koyuyor.
Avukat görüşmelerine izin veren sözde hukuk kurumları bugüne kadar ‘koster bozukluğu’ ve ‘hava muhalefeti’ gibi yalan gerekçelerin arkasına sığınarak alçaklığın en aşağılık biçimini sergilediler. Bu kararlarıyla AKP iktidarının suç ortağı olduklarını dünya aleme gösterdiler. Hukukçu olarak TC hukukunun ırzına geçtiler veya en azından iktidarın hukuka tecavüz etmesine bilerek göz yumdular. Böyle bir durumda hukukun bağımsızlığından söz etmek en büyük alçaklık değil midir? Keyfiyeti yasallaştırıp hukuka dahil etmek, zalimin alçaklığını hukukun koruması altına almak olmuyor mu?
Sözü edilen yasa tasarısı sadece AKP iktidarının savaşta ısrarını anlatmıyor. Tek bir mermi patlamasa ve ortama mezar sessizliği hakim olsa bile, TC’nin Kürdistan’daki tüm uygulamaları savaştan başka bir şeyle açıklanamaz. Çünkü Kürt halkının kendi özyönetiminden yoksun bırakılması başlı başına savaştır, Kürtlerin anadilde eğitim haklarının gasp edilmesi savaştır, bir soykırım biçimi olan asimilasyon uygulaması savaştır. Kültürel soykırım bir halka karşı açılmış en tehlikeli savaş halidir. Kürtler ayrı bir halk olmaktan kaynaklanan hangi vazgeçilmez ve devredilmez haklarını kullanabiliyorlar? Bu anlamda mevcut yasa tasarısı savaşta ısrarın da ötesinde, Kürt toplumunda tüm direnme odaklarını tasfiye etmeyi ve Kürtleri halk olarak tarihin karanlıklarına gömme çabasını ifade ediyor.
Bu yasa tasarısı tam da Türk Başbakanı Erdoğan’ın PKK silah bırakırsa operasyonların duracağı yollu açıklamasının hemen ardından gündeme getirildi. Peki, Erdoğan’ın bu açıklamasında olumluluk görenler böyle bir tasarının Meclis’e taşınmasına acaba nasıl bir anlam biçiyorlar? Gerilla silah bırakacak, ancak Kürt halkı üzerindeki savaş devam edecek! Kürt toplumu savunmasız bırakılacak, ancak Yeşil Türkçü faşizm Kürtler üzerindeki kültürel soykırımı istediği gibi sürdürecek! İstenen bu değil midir? Kürt halkı ve onun temsilcileri buna karşı direnmeyecek kadar onursuz mudur? Kürt gerillası can derdine düşmüş bir güç müdür ki, kendi halkının kültürel soykırım kıskacında kıvranmasını görmezden gelip teslimiyet çağrılarına olumlu karşılık versin? Belli ki Erdoğan’ın çağrısının ihanete davet dışında bir anlamı yoktur.
Onur duygusundan bihaber olan ve alçaklıkla iştigal eden, başkalarını da kendisi gibi sanır. En azından başkalarını da bu onursuzluğa ve alçaklığa ortak edebileceğine inanır. Tıpkı AKP iktidarının Güney Kürdistan Federe Yönetimini ve buradaki Kürtleri Kuzey Kürdistan’daki kardeşlerine karşı yürüttüğü savaşa ortak etmeye çalışması gibi. Ancak AKP iktidarı ve başındaki zatın unuttuğu bir gerçek var: Kırk yılı bulan Kuzey Kürdistan’daki özgürlük mücadelesi sömürgeci egemenlik altında parçalanmış olarak yaşayan Kürt halkına soylu bir onur duygusu kazandırdı. Eskinin maşa olarak kullanılan Kürt tipinin devri çoktan geçti. Bu halk da artık özgür yaşamı kazanmada ulusal birliğin değerini çok iyi biliyor. Birliğin özlemini duyuyor ve bunun sağlanmasını dayatıyor. Böylesi bilinçli bir halkı eskisi gibi kullanmak artık hiç de kolay olmayacaktır.
AKP iktidarının Kürt sorununda bir çözüm politikası olsaydı, örneğin Kürtlerin özyönetim hakkını tanıdığını açıklasaydı, bu durumda silah bırakma çağrısının bir anlamı olabilirdi. Bu durumda PKK söz gelimi “Özyönetim asgari düzeyde de olsa benim taleplerimi karşılamıyor. Ben ayrı devlet kurmak istiyorum” deseydi, gerillaya silah bıraktırmak için harekete geçmek bir değer taşıyabilirdi. Oysa böyle bir durum yoktur. Bunun için Kürt Özgürlük Hareketi’nden bu çağrıya olumlu karşılık vermesini istemek, bu hareketi teslim bayrağı çekmeye çağırmakla eşanlamlıdır. Kürt halkı bu onursuzluğu asla kabul etmeyecek, özgür ve özerk bir Kürdistan için mücadelesini daha da yükselterek sürdürecektir.
Sayın Öcalan’ın çağrısına uyup barışa katkı sunmak üzere Türkiye’ye dönen gerillaları ve Kürt yurtseverlerini tutuklayan ve en üst sınırdan hapis cezalarına çarptıran bir yönetimin şiddet ve savaş dışında bir dilden anladığı iddia edilebilir mi? Bu dehşet gösterisi karşısında hangi haysiyetli insan “PKK silah bırakmalı” diyebilir? Şiddet devrinin geride kaldığının kanıtı bu mudur?
Alçaklığa çağrı