TEV-DEM’in eski Eşbaşkanı Aldar Xelîl’in son iki röportajında, Rojava, Tükiye ve Suriye’de savaşa katılan güçlerin (ABD, Rusya ve İran v.d.) geleceğiyle ilgili önemli ipuçları var.
Aldar Xelîl, eğer toplumsal güç olarak değerlendirilirse, son yılların ve geleceğin parlayan yıldızı "Rojava"ya dayanan temsilci olarak, düşüncelerini dolaysız diplomatik bir çerçeveye oturtmuş.
Buna rağmen, öngörülerinde, Türkiye’nin başına gelecek belaları sıralamak gibi bir sorununun olmadığı hipotezinin altını çizmek istiyorum.
Xelîl’in beyanatları mücadele ve savaşın sürecine aitse, bu duruşu mücadele sanatı karesine sığdırmak mümkün.
Xelîl’in önemli açıklamalarından biri, İdlib meselesinin herşeyi çözmeyeceğidir.
Bu dolaysız varsayımdan iki çapraz sonuç çıkarılabilir:
1- İdlib’de kaybedecek Türkiye, fiili işgalden menedilecek, İdlib bölgesini ve sonuçta Efrin’i terketmesinin yolu açılacak;
2- İdlib’den sonra, asıl rakip güçler ABD ve Rusya Rojava ve Suriye coğrafyasının geleceği üzerinde anlaşmaya gideceklerdir.
Xelîl ikinci noktayla ilgili, uluslararası güçlerin vekalet savaşıyla kendi çıkarlarını koruduklarını ve İdlib’deki savaşın, "ittifak ve taviz koparma düğümü" haline geldiğini saptıyor.
Ve sonrasında, mevcut savaş hamlesinde as güç olan Rusya’nın, ABD’ye üstünlüğünü göstermek istediği gibi bir sorununun olduğunun da altını çiziyor.
Bu resim karesinde üzerinde durulması gereken, Rojava’da, gelişmelere, Türkiye’ye, Suriye‘ye komşu güç ABD’nin gelecek hamlesinin ne olacağı?
Çavuşoğlu ve Kalın’a göre, birileri Türkiye’ye saldıracak. Bunlar, Rusya, İran, Suriye ve ABD de olabilir!
Bu açıklamalar, milli seferberliğe hazırlık amacıyla yapılmış olsa bile, Türkiye’nin son tank sevkiyatıyla birlikte saldırı pozisyonunda olduğuna işaret etmektedir. Ancak son sahne (Tahran’daki zirve ve sonrası) Türkiye’nin sınırdaki yığınağının beyhude bir gösteriş olduğuna işaret etmektedir.
Xelîl’e göre, İdlib’de kaybetmeyi kabul edecek Türkiye’nin, İdlib’e karşı "“Efrîn’deki varlığının garanti altına alınması"nı talep edeceğidir.
Rusya’nın Suriye’deki hava sahasını açma anlaşmasını sona erdirmesi durumunda, Türkiye’nin Suriye’de zayıf kalacağından hareket eden Xelîl, Türkiye’ye doğrudan saldırmazsa da, Türkiye’ye bağlı güçlere saldıran Rusya’nın Türkiye’yi hedef aldığı gibi bir tablonun ortaya çıktığına işaret ediyor.
Xelîl’in "İdlib’e karşı Efrîn“ varsayımının geleceği pek parlak değil!
Zira Xelîl: "Her yerde olduğu gibi bizim için bu bölgelerde hem askeri hem de siyasi konuda esas olan öz savunmadır. Kuzey Suriye halklarına yönelik saldırı ve tehlikeleri bertaraf etmek için demokratik güçler, etki gücünü artırma çabası içinde olabilir. Bu da en doğal haklarıdır." diyor.
Türkiye’nin Efrîn’i terketmesinden başka bir seçeneğinin kalmayacağı tezini destekleyen gelişmeler:
Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’nin, Suriye’nin topraklarının meşruiyetini kabul etmesinden başka çaresinin bulunmadığına işaret etmesi;
Türkiye’nin yabancısı olduğu bir kentde, son iki ayda meydana gelen çatışmalarda "kaybeden güç“ olması;
Xelîl’e göre TEV-DEM’in 3’üncü kongresinde: "İşgal altında tutulan Efrîn'i hiçbir şekilde yalnız bırakmayacağız. Tüm gücümüzle çalışacağız, Efrîn'in özgürlüğü temel amacımızdır. Bu hamleyi başarıyla tamamlayabilmek için örgütlülüğümüzü güçlendirmeliyiz" görüşünün ortaya çıkması.
Vekalet savaşının orta yarinde, toplumsal ve sosyalist bir proje olarak ortaya çıkan "Federal Özerk Yönetimler"in ön safhadaki güçlerinden biri olan TEV-DEM’in kongresi "Efrîn'i özgürleştirme hamlesi"nin ilk adımı olarak betimliyor.
Xelîl’in söylediklerinin toplamının değil, ana mesajı tüm yolların, işgalden arınmış bir Efrîn’e çıkacağına işaret ediyor!