Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, 18. yüzyıl sonlarında Britanya’da genç bir kadının portresini yapma işini üstlenen bir ressamın yaşamından bir kesite odaklanıyor. Filmdeki oyuncuların tamamı kadın ve hikâye örgüsü sadece kadınların etrafında dönüyor. 2019’da son derece başarılı filmler izledik; ancak bu film son 10 yıla damgasını vuracak cinsten.

ZABEL MİRKAN

“Kadınların tarihini yeniden kurmak veya tarihe feminist bir bakış açısıyla bakmak demek, kabul edilmiş tarihsel kategorileri köklü bir şekilde yeniden tarif etmek ve tahakküm ile sömürünün saklı yapılarını görünür hale getirmek demektir,” diyor Silvia Federici, Caliban ve Cadı kitabında. 16. ve 17. yüzyılda kadınlara yönelik cadılık iddiaları ortaya atılmış ve devamında Hıristiyan kilisesinin batıl inançlarından beslenen ve zamanla tehlikeli bir teolojik fikre dönüşen Cadı avları başlamıştı. Cadı avlarının ilk kurbanları ebeler ve şifacı kadınlar olmuş; bitkileri çok iyi tanıyan bu kadınların, hatta zaman zaman erkekler ve çocukların dahi büyücü oldukları iddia edilmiş ve bu insanlar tek bir ihbar ile tutuklanarak çeşitli işkencelere maruz kalmışlardı. Erkekler ve çocuklar söz konusu olsa da Cadıların özellikle kadınlarla ilişkilendirildiği, günümüzde dahi, somut verilerle de ortadadır. Kadınların cadı, dolayısıyla düşman olduklarını destekleyen görüşler arasında özellikle “haşeratı yok etme” veya “köküne kadar kurutma” deyimleri sıkça kullanılır. Kadının bu şekilde “düşman”, “kötü” ve “yok edilmesi gereken” olarak ötekileştirilmesi ve kadınlara yönelik şiddet dolu yöntemler daha sonra Yahudilere veya farklı etnik ve dini gruplara da aynı şekilde yaklaşılmasına zemin hazırlar.

Kadınlara karşı savaş

Silvia Federici tam da buradan yürütür çalışmasını. Caliban ve Cadı’da, proletaryanın doğuşunun kadınlara karşı bir savaş gerektirdiğini ve bu savaşın yeni bir cinsel sözleşmeyi ve yeni bir patriyarkal dönemi, yani ücret patriyarkasını başlattığını gösterir. Federici’nin cadılara yapılan zulmün ve bedenin disiplin altına alınmasının tarihine sıkıca bağlı argümanları, kadınlara boyun eğdirilmesinin yanı sıra dünya proletaryasının oluşumunda neden toprağın çitlenmesi, Yeni Dünya’nın fethi ve kolonileştirilmesi, köle ticareti kadar önemli olduğunu açıklar.

18. yüzyıl: Mayalanma yüzyılı

Cadı Avları, 1750 yılına dek sürer. 18. yüzyıl başlarına tekabül eden bu süreç, yeni bir dönemin de habercisidir. Ancak Cadı avlarının etkisinin silinmesi sanıldığı gibi kolay olmayacaktır. 18. yüzyıl, belki de kendinden önceki çağlar fazla “karanlık” olduğu için, uçarı, yüzeysel ve basit bir çağ olarak addedilir. Oysa bu yöndeki düşüncelerin aksine, 18. yüzyıl karmaşık, ciddi, akla ve özgürlüğe düşkün bir dönemdir. Pek çok bilimsel gelişme kaydedilir. Çağın temsili peruklar, siyah maskeler ve özellikle kadınların tercih ettiği saten giysiler aksi fikre yardımcı olduğundan olsa gerek, yaşam kaygısız ve sadece eğlenceden ibaretmiş gibi görünür. Gerçekte baktığımızda ise bu yüzyıl entelektüel ve toplumsal açıdan bir mayalanma yüzyılıdır. Sürekli değişkenlik içeren bu durum Fransız Devrimi’nin yarattığı altüst oluşla birlikte doruk noktasına ulaşır. Çağın insanlarına göre Fransız Devrimi, “Yeni zamanların şafağı, geçmiş karanlıkları yok eden güneşin doğuşudur.”

18. yüzyılda bütün alanlarda –dinsel, siyasal, sanatsal– özgürlük düşüncesi gelişir ve kimi zaman görece zaferler kazanılır. Belki de bu yüzden “Aydınlanma Çağı” adı, kendisine layık görülür. Her türlü vesayet sisteminden, zorbalıktan, baskı ve otorite mekanizmalarından kurtulma düşüncesi, bu yüzyılı ayakta tutan yegâne fikirdir.

Erkek tahakkümünün olmadığı film

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi (Portrait de la jeune fille en feu) 18. yüzyıl sonlarında Britanya’da genç bir kadının portresini yapma işini üstlenen bir ressamın yaşamından bir kesite odaklanıyor. Marianne (Noémie Merlant) bu işi üstlenmeden önce izole bir adada yaşayan genç bir ressamdır. Kadınların işleri hâlâ ön plana çıkarılamadığı için yaptığı tabloları babasının adıyla imzalar. Yüzyıl ona Ortaçağ’daki gibi meyve-sebze çizmesini bıraktırabilmiştir; ama hâlâ tablolarında istediği gibi konuşamaz, erkek ve kadının aşkından hariç istediği aşkı, istediği ayrılık sahnesini gösteremez.

Héloise (Adèle Haenel) ise habersiz bir şekilde tablosu çizilmesi gerekilen kadın. Çünkü Milano’da tanımadığı bir adamla evlendirilecek ve adamın bir şekilde Héloise’i önceden görmesi lazım. Bunun tek yolu ise onu resmetmek. Marianne’den gelen önceki ressamı canından bezdirdiği için bu sefer eve gelenin bir ressam olduğu söylenmiyor Héloise’e. Uzun yürüyüşlere beraber çıkabileceği bir “bakıcı” geldiğini düşünüyor, belki de. Bu fikre de sıcak bakıyor çünkü annesi tarafından eve hapsedilmiş durumda.

Marianne bu uzun yürüyüşlerde, henüz gün ışığı varken uzun uzun izliyor Héloise’i. Maksadını bilmeyen biri muhakkak ona o an aşık olduğunu düşünür, Héloise gibi. Ya da gerçekten aşık olmuştur, o an. Eve döndüğünde ise aceleci bir şekilde onu resmetmeye başlıyor.

Oyuncuların tamamı kadın

Filmin yönetmenliğini üstlenen Céline Sciamma, 41 yaşında genç bir kadın yönetmen. Kadın yönetmen ve kadın oyuncu, kadın ressam vurgusunu özellikle yapıyorum, çünkü yönetmen de tam olarak bunu yaparak filmde sadece bir veya iki erkek gösteriyor bize. Filmdeki oyuncuların tamamı kadın ve hikâye örgüsü sadece kadınların etrafında dönüyor. Bir kadının bir kadına olan aşkı, bir kadın tarafından resim yaparcasına çekiliyor.

Evde otorite figüründe olan anne birkaç günlüğüne bir yere gittikten sonra ise filmin seyri tamamen değişiyor. Erk konumundaki annenin yokluğu, Marianne ve Héloise kadar evde yatılı kalan hizmetliyi de rahatlatıyor ve örneğin onlara birden gebe olduğunu ve bebeği istemediğini söylüyor. Evde erkek olmadığı için olsa gerek, kimse bebeğin babası kim, ne yaptın sen deyip onu azarlamıyor veya üstüne yürümüyor. Bebeğin doğmaması için türlü otları kaynatıp içen, zıplayarak kendini bir yerlerden atan hizmetliye Marianne ve Héloise elinden geldiği kadar yardımcı oluyor. Bunlar bir çözüm vermeyince kürtaj için “şifacı” veya “cadı” kadını bulmaya gittikleri vakit, bir kadın korosu da karşılıyor bizi. Ve belki filmin en etkileyici sahnelerinden biri ortaya çıkıyor.

Fragmanıyla beklentimizi yükselten “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi “abartıldığı” kadar var. Duruluğu ve sadeliğiyle, hiçbir şeyi rahatsız bir şekilde aktarmamasıyla resim sanatının bir eseri gibi işliyor.

2019’da son derece başarılı filmler izledik; ancak bu film son 10 yıla damgasını vuracak cinsten.