Cumhuriyetin tekçiliği etnik kimlik olarak Türklük, inanç olarak Sünni/İslam dil olarak Türkçe olarak kendisini ifade ederken siyasal yapılarda Türkçü/İslamcı yapılanmanın Milliyetçi, Sosyal Demokrat, liberal, dinci ve hatta sosyalist siyasal kimliklere göre şekillendi. Yani farklı ideolojik özelliklerde görünüyor gibi olsalar da Türkiye’deki siyasetin sağı-solu devletin tekçi ideolojik kimliğine göre şekillendi. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi tek parti iken CHP’nin muhalifi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Mustafa Kemal’in arkadaşlarından oluşan bir grupla kuruldu. Yani kendi varoluş ruhunun kökü Türkçü/İslamcı cumhuriyetten aldı. Ancak cumhuriyet kendisini öylesine tekçiliğe göre şekillendiriyordu ki, çok partili sistemi hemen kabul etmedi. Tek parti ve Milli Şef dönemleri ile yönetildi. Sosyalist ya da Komünist partiler ise illegaldi. Cumhuriyet Komünizm, Kürt ve İslami yapıların kendilerini siyasal temsiline izin vermiyordu. İslami ve Kürt siyasal temsiller ise kendi öz kimliklerini gizleyerek kendilerini siyasal alanda kimliksiz/kişiliksiz politika olarak gösteriyorlardı.
1946 yılında Demokrat Parti kurulunca çok partili dönem başladı. Siyasal İslam kendisini Demokrat Parti, daha sonraları Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve AKP’ye uzanan siyasal hatta kendisini örgütledi. Bu örgütlenmeler de Türkçü/İslamcı özellik taşıyordu. Liberal muhafazakarlar da Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, DYP vb yapılarla kendisini aynı özellikte sürdürdü. Milliyetçi ırkçı partileri ise Alparslan Türkeş’in liderliğinde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, Miliyetçi Çalışma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi ile kendisini var etti. Bütün bu partilerde Kürtler ve Aleviler eğer kendi kimliklerini gizleyebiliyorsa varoldular. Ancak bu kendi özgür temsilleri olmadı.
Ama Kürt siyasal hareketi kendisini bu sistemden radikal olarak PKK önderlikli siyasal hareketle mücadele edince, Kürt kimliği kendisini demokratik siyasette öz kimliği ile kendisini ortaya koydu. Kürtlerin siyasal mücadelesi askeri mücadelenin yanı sıra radikal halk hareketleri ile kendilerini demokratik siyasetin temel öznesi haline getirdi. Devletin sisteminin mezhebi olan partilerden kendisini ayrı tutup geliştirdi. İşte Aleviler de hem kendi ulusal bilinçlerini, hem inançsal özgürlüklerini hem de siyasal temsillerini demokratik siyasetin temel gücü haline getirebilirler. Aleviler, bunun için Kürtlerin ödediği bedeller kadar bedel ödemek zorunda da kalmazlar. Alevilerin devletin tekçi siyasal yapısının temsili olan CHP’den, sistemin mezhebi haline gelmiş diğer devletçi örgütlenmelerinden ayrılarak kendi öz kimlikleri ile demokrasi mücadelesi veren cephenin temel bir bileşeni olabilirler.
Dolayısıyla Aleviler artık Cumhuriyet Türkiyesi’ni Sünni/İslamla yönetilen Osmanlı’nın eleştirisi olarak görme yanılsamasından vazgeçmelidir. Çünkü CHP özünde tekçi/türkçü/islamcı devlet politikasının kök hücresini temsil etmektedir. Aleviler ancak kendilerini yok sayıp, kimliklerini gizlerlerse ya da CHP’ye koltuk değneği olacaklarsa bir değer ifade edebilirler. Dersim 38, Maraş, Çorum, Malatya, Sivas ve Gazi’deki Alevi katliamları döneminde CHP’nin duruşu Alevilerin yanı değildir. Devletin ve katliamı yapanların yanı olmuştur. Çünkü Cumhuriyet Türkiyesi Alevilerin kendilerini öz kültür ve kimlikleri ile ifadesine –eğer gerçek demokratikleşme olmazsa- hiçbir zaman açıktan izin vermeyecektir.
Bu nedenle Aleviler, Kürt Özgürlük Hareketinin de temel bileşen olduğu demokrasi cephesinde yer almalıdır. Halkların Demokratik Kongresi tekçi siyasal sisteme karşı çoklu, farklı kimliklerin kendilerini özgür-eşit ve demokratik olarak ifade ettiği bir zemindir. Bu zemin AKP’nin de CHP’nin de siyasal alternatifidir. Eğer Aleviler kendi özgür kimlik ve inançlarını siyasette doğru zeminde ifade etmek istiyorlarsa yeri bu cephedir. Ama CHP’nin yedeği, AKP’nin ve cemaatin devletçi Türk/İslam sentezinin oyuncağı haline gelmek istiyorlarsa da bununla sadece kaybedeceklerdir.
Alevi dinamiği ve siyaset
En baştan söyleyeyim: Türkiye siyasetinde Alevilerin yeri Kürt siyasal dinamiğinin de içinde olduğu demokrasi blokudur. Bunun da tarihsel/sosyal/kültürel ve siyasal temelleri mevcuttur. Aleviler artık tekçi yapıyı savunan Sünni/İslam Türkçülüğü içinde erimek yerine kendi öz kimlikleri ile özgürlük ve demokrasi cephesinin bileşeni olmak durumundadır. Aleviler kendilerin devletin özellikle de CHP ve türevlerinin elinde oyuncak olmaktan kurtarmalıdır. CHP gibi bu devletin genlerini oluşturan tekçi bir siyasetten Alevilere hiçbir hayır gelmez. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti kurulurken çoklu olan özelliği cumhuriyet şekillenirken ise kendisini ‘tekçi’ siyasal yapıya göre inşaa etti.