AKP Hükümeti şimdi de Alevi ve Êzîdî 'açılım’ları yapıyor. Tam bir özel savaş hükümeti gibi çalışıyor. Özel savaş gereği de psikolojik harekatlar yapıyor. Alevi ve Êzîdî 'açılım’ları da bu çerçevede gündeme geliyor. Artık özel savaşın, psikolojik harekatların ismi 'açılım’ olmuş. Eğer 'açılım’dan söz ediliyorsa bilinsin ki, bu bir psikolojik savaş harekatıdır. Bu Hükümet milliyetçi ve dinci karakterinin iç ve dış kamuoyunda yarattığı tepkiyi böyle azaltmaya çalışıyor. Ya da bu tür 'açılım’larla milliyetçi ve dinci karakterini örtmeye çalışıyor. Türkçü, İslamcı, mezhepçi karakterini Kürt açılımı, Alevi açılımıyla örtüyor. Şimdi buna Êzîdî açılımını da ekledi. Allah herkesi AKP Hükümetinin açılımlarından korusun dersek yanlış bir şey dememiş oluruz.
Şimdiye kadarki açılımları ne Kürtlere ne de Alevilere hayır getirdi. Kürt açılımı, Kürt Özgürlük Hareketi'ni bastırma aracı olarak kullanılırken, Alevi açılımı, Alevilerin asimilasyon ve başkalaşıma uğratma aracı olarak kullanılmaktadır. Êzîdîlerle ilgili açılım ise sadece dış kamuoyundaki imajını düzeltmek, mezhepçi ve IŞİD’le ilişkili yüzünü örtmek için yapılmaktadır. Daha bir-iki yıl önce PKK'nin Êzîdîlere sahiplenmesini "Bunlar Zerdüştidir" diyerek Êzîdîleri tahkir eden sözleri unutulmuş değil.
Dikkat edilirse, her Alevi açılımdan söz ettiklerinde Aleviliğin ne olduğu doğrultusunda vaaz veriyorlar. Kendilerine göre bir Alevilik kalıbı ortaya koyuyorlar. "Bunun içine gireceksiniz" diyorlar. Alevilerin birçok kurumu var, derneği var, yayın organı var, bunlar kendi aralarında Aleviliğin tarihi, özü, biçimi, bir bütün olarak inancı, ritüelleri ve yaşamı konusunda tartışma yapabilirler. Kendi kimliklerini kendileri tanımlayabilirler. Zaten Alevi kurumları, inanç önderleri bu konularda tartışıyorlar. Yine Alevi aydınları araştırıyor, yazıp çiziyorlar. Alevilerle ilgili tüm konuları bunlara bırakacaklarına, Aleviliği dizayn etmeye çalışıyorlar. Bazı Alevileri ve Alevi Kurumlarını devlet ve hükümet desteği vererek kendi düşünce kalıpları içine sokmaya çalışıyorlar.
Aleviler üzerindeki 1400 yıllık baskıyı başkalaşıma uğratmayı şimdi başka yol ve yöntemlerle yapıyorlar. "Yavuz" yöntemleri ve sonraki baskı ve başkalaşıma uğratma politikaları günümüzde açık yapılmayınca şimdi yeni yol ve yöntemlerle yapılıyor. Hem de bizzat devlet planlaması ve  yönlendirmesiyle! Şu andaki Alevi 'açılım’ı eski yöntemlerden daha tehlikelidir. Önceleri parça parça katliama ve başkalaşıma uğratılırken, şimdi topyekun bir başkalaşıma uğratma politikası izleniyor. Buna topyekun soykırım da diyebiliriz.

Tehlikeli bir Alevi karşıtlığı

Nasıl ki şimdi açıktan "Kürt yoktur" denilmiyorsa, eski yol ve yöntemler çok teşhir olmuş, bu nedenle inkar ve tasfiye politikası Kürt ismi telaffuz edilerek yapılmak isteniyorsa, şimdi de Alevi ismi kullanılarak Aleviler başkalaşıma uğratılmak isteniyor. Dolayısıyla eskisinden daha tehlikeli bir Alevi karşıtlığı yürütülmektedir. Hem de bazı keklik soylu Aleviler kullanılarak! Kapitalizm çağında maddi imkanlarla belli çevreleri yanlarına çekmek kolaylaşmıştır. Maddiyatın öne çıktığı günümüzde, bu tür kişi ve çevreler bulmak kolay olmaktadır. Eskiden öküze bir tutam ot uzatılır, boyunduruğa koşulurmuş. Kapitalizm çağı bu yöntemin en fazla kullanıldığı çağdır. Eskiden topluluklar ve bireyler kıt kanaat geçinirmiş. İnsanlar bu düzeyde maddiyata yüzünü vermezmiş. Şimdi topluluklar ve bireyler kapitalist modernitenin yaşam standartları için maddiyata tenezzül ediyorlar. Kapitalist çağın devletleri; toplum, grup ve bireyleri etkileme ve yönlendirmede bu imkanlarını fazlasıyla kullanıyorlar. Günümüz kapitalizmin bu boyutu fazlasıyla irdelenmeye değerdir.
Alevi 'açılım’ı yapılıyor, ama Aleviliği olduğu gibi kabul etmek, Aleviliğin ne olduğunu ve nasıl hareket edeceğini Alevi kurumlarına bırakmak yerine, "Siz İslam mısınız, İslam değil misiniz" gibi tuzak bir soruyla Aleviliği bir kalıba sokmaya çalışıyorlar. Bu ikilemli soruya evet demek de, hayır demek de sorunludur. Evet denildiğinde, hemen İslam Sünni ve Şia mezhepleri tarafından kabul edilmiş inanç ve ritüeller dayatılıyor. Ya da inanç ve ritüel konularında verili kabuller Alevilerin de kabul etmesi gereken değerler olarak dayatılmış oluyor. Dayatılmıyor dense de başkalaşım kulvarına sokulmuş oluyor. Yok denilse bu da doğru olmuyor. Çünkü o zaman Hüseyin, Ali, Ehlibeyt kültü ve İslam’dan alınanlardan izahatsiz kalındığından birinci soruyu kabul etme dayatılmış oluyor.
İslam içi mi, dışı mı tartışması, Aleviler üzerinde düşünsel baskı kurma ve başkalaşıma uğratmanın başka bir yolu oluyor. Nitekim devlet, AKP Hükümeti ve Türk-İslamcı anlayış şimdi Aleviler içine böyle tuzak bir soru ve ikilem sokmuş bulunuyor. Aleviliği tarihselliği ve bütünselliği içinde olduğu gibi kabul etme yerine, tam bir pozitivist  yaklaşımla ya şu ya bu dayatmasıyla Alevilik özünden koparılıp, parçalanıp egemen zihniyetin kalıplarına sokulmak isteniyor. Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Aleviliği Alevilerden daha iyi bilen, Alevilerden daha fazla Hz. Hüseyin, Hz. Ali ve Ehlibeytçi olan AKP Bakanları, kalemşorları Alevilere şöyle düşünmelisiniz, şöyle inanmalısınız, şöyle hareket etmelisiniz diyorlar.

Başkası olmak istemiyor

İslamiyet tarihteki bir inanç devrimidir. Ahlaki ve politik değerlerle yüklü bir inanç, kültür ve dindir. İslamiyet’i kötü kullananlar vardır, olmuştur. Abbasi ve Emevi İslam’ı ve şu andaki ardılları böyledir. İslamiyet’i devlet, iktidar ve çıkara alet edenler böyledir. Bunlar ayrıdır, İslam ayrıdır. İslam, değerleri ve özü itibariyle değerli bir inanç ve dindir. Alevilerin de İslam adına kötülük ve katliam yapanlar nedeniyle İslam’ın temel mezheplerine tepkileri vardır. Bunların bir kısmını yanlış ve tepkisel bulabiliriz, ancak İslam’ın mezhepleri kendini farklı tanımlıyor, Aleviler farklı tanımlıyor. Her ikisine de saygılı olmak gerekir. Hıristiyanlığı ve Yahudiliği olduğu gibi kabul etmek, olduğu gibi kabul edilmesini istemek İslam karşıtlığı değilse Aleviliği olduğu gibi kabul edilmesini istemek de İslam karşıtlığı değildir. Aleviler inançlarını özüyle yaşamak istiyor; başkası olmak istemiyor. Şimdi Türkiye'de devlet ve hükümet Alevileri olduğu gibi ve kendi olarak kabul etmiyor.
Şimdi "Biz Ali’ciyiz, Hüseyin’i severiz, Ehlibeyt’i biz de severiz" diyenler Aleviliği bütünlüklü görebiliyor mu? Örneğin Aleviler doğru ya da yanlış görülebilir, Hz. Ömer ismi geçince, Hz. Osman ismi geçince "isimlerine lanet" derlermiş. Mevcut Kur’an’ın esas Kur’an olmadığını ve Hz. Osman’ın kendisinin yazdığı bir doküman olduğunu söylerlermiş. Hz. Muhammed’i bir değer olarak görüyorlar ama Ali ve Hüseyin daha öndedir. Yine Allah kavramı Alevilerde daha farklı tanımlanıyor. Dersim Alevilerinde Ocak ve ziyaretler çok önde. Hatta kendi inançlarını "rêya hak" olarak tanımlıyorlar. Şimdi bu tür inanç yaklaşım ve tutumu içinde olan Aleviler, 'İslam’dan sapmış sapkın inanç sahipleri' olarak görülüp doğru yola gelmesi mi istenecek, yoksa olduğu gibi mi kabul edilecek?

İslam inancından farklıdır

Alevilerin hiç namaz kıldığı, Ramazan orucu tuttuğu, Hac’ı farz olarak gördüğü duyulmuş mudur? Kuşkusuz İslamiyet’ten aldığı değerler vardır. Fakat karşılaştırıldıklarında farklı bir inanç olduğu görülür. Bu nedenle yüzyıllar boyu kefere olarak görülmüşlerdir. Kefere, İslam dışı olanlara söylenen bir tanımdır, küfür olarak kullanılır. Aleviliğin İslam inancı ve ritüellerinden ayrı olduğunu gördüklerinden böyle görmüşlerdir. Tabii ki ayrı inançta olmak kimseye hakaret etme ve baskı yapma hakkı vermez. Aleviler yüzyıllar boyu bu hakarete uğramıştır. İslam’ın bir mezhebi olarak da görülmemiştir. Aslında bu yaklaşımlar farklı görülen bir gerçekliğe yanlış yaklaşımı ifade etmektedir. Ayrı, farklı olduğu doğrudur. Bu farklılığın büyük olduğu, İslam inancı ve ritüellerinden farklı olduğu görülmüştür. Bu yanlış değildir; ama yaklaşım ve tutum yanlıştır. Şimdi ise yok, siz ayrı değilsiniz diyorlar. Yanlış olan budur. Hatta eskiden farklı görüp hakaret edenlerden daha yanlış bir tutumdur. "Bizi farklı görmüyor, bu ne kadar iyidir" denilemez. Aleviler hem farklı görülmeli, hem de doğru yaklaşılmalıdır.
Alevilik, Êzîdîlik ya da başka bir inanç sorunu çok karmaşık bir sorun değildir. Olduğu gibi kabul edilir ve her inanç grubunun kendisini örgütlemesi, yönetmesi ve kendi işlerini kendisi görmesi kabul edilirse bir sorun kalmaz. Toplum farklı inançlara saygılı olma temelinde eğitilirse, önyargılı olunmazsa sorunlar giderilir. Her inanç farklıdır. O inanç için kendi inandığı değerlidir, bu saygındır, buna saygılı olunmalıdır, denildiğinde sorunlar çözülür.
Anayasa ve yasalarda İslam, Hıristiyan, Alevi, Êzîdî, Yahudi ve her türden inanç değerlidir; herkesin inandığı gibi inanç ve ibadet özgürlüğü vardır; bu özgürlükler baskı altına alınamaz, kısıtlanamaz; herkes kurumlaşmasını kendisi yapar, kendi inancıyla ilgili her çalışmayı kendisi yapar; inancını, ibadetini ve yaşam biçimini kendi inandığı gibi özgürce yerine getirir, dendikten sonra bu sorun çözülmüş olur.
Tüm inançlara aynı mesafede olan, inançların barış içinde yaşamasını gözeten ve her inanca eşit temelde ve belli ölçülerde katkı ve kolaylık sağlayan bir kurum olursa tam inanç özgürlüğü sağlanmış olur. Devlet bu durumda dine ve inanca karışmamış olur. İnançların özgürce kendilerini ifade etmeleri ve yaşatmalarını sağlar.
Din eğitimi olabilir, ama bunu devlet yapmamalıdır. Din eğitimini tümden vakıflara bırakmak doğrudur. Devlet sadece demokratik karaktere uygun bir eğitim verilip verilmediğini gözetebilir; bu yönlü temel ilkeler koyabilir. Örneğin, başka inançlara karşıtlık yapılmayacak, toplumun demokrasi ve özgürlükler içinde yaşamasına karşıt ve engel bir karakterde olmayacak. Bunun dışında vakıflar her türlü din, mezhep ve inanç farklılığı temelinde eğitim yapabilir.

Din dersi zorunluluğu kalksın

Dinleri, inançları tarihiyle ve kültürüyle tanıtan din ve kültür derslerinin verilmesi yanlış değildir. Ama bunu inanç kurumları vermelidir. Devlet bu işe girerse orada laiklik de olmaz, din ve ibadet özgürlüğü de olmaz.
Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı ve devlet okullarındaki din dersi zorunluluğu kalksın demeleri çok haklıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Alevi kürsüsü ya da bölümü olsun demek de yanlıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alevilerle ilgili çalışma yapması, Alevilere yönelik bir asimilasyon ve başkalaşıma uğratma faaliyeti olur. Şu anda Alevi ya da başka inanç sorunlarını yaratan kurum esasta Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Sadece Alevi, Êzîdî, Hıristiyanlığa değil, İslam’ın özüne de aykırı bir yaklaşımdır. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun olduğu yerde doğru İslam da olmaz. Çünkü İslam böylece devlet ve iktidar dini haline gelmektedir. Devlet ve iktidara bulaştığı andan itibaren de özüne ve kültürüne ters ve karşıt bir konuma gelmektedir. Sosyalizmin devlete bulaşmasının sonuçları ne yaratmışsa, İslam’ın devlet ve iktidar haline gelmesi ve bulaşması da aynı sonuçları yaratmıştır, yaratmaktadır. Devlete bulaşan sosyalizme nasıl ki gerçek sosyalizm denilmiyorsa, devlete bulaşan İslamiyet’e de gerçek İslam denilemez.
Eğer İslam kültürel olarak var olmuş ve korunmuşsa, bunu koruyan ve yaşatanlar devlete bulaşmayan toplumlardır. Toplumun kendisi İslam’ı, İslami değerleri korumuştur. Devlet ve iktidar ise karşıt İslam olmuşlardır. Bugün de devletten uzaklaşan İslam özgüyle ve kültürüyle yaşayan İslam olur.
Aleviler devlet dışı toplum olarak kalmışlardır. İslam’dan aldıklarını ya da önceki inanç ve kültürlerinde olanlarla İslam’da olanları özdeşleştirmişlerdir. Kendinde var olanları bu defa İslam’da var olan Hüseyin, Ali ve Ehlibeyt kültürüyle ifade etmişlerdir. Bu yönlü İslam’da gördükleri kendi değerlerini bugüne kadar özüyle yaşatmışlardır. Bazı Alevilerin "Biz İslam’ın özüyüz" demeleri de bunu ifade etmektedir. Bugün Alevilik güzelse ve bazı değerleri korumuşsa bunu devlet dışı kalmalarına borçlularlar.

Alevilik devlet dışı toplumdur

Alevilik önceki inançlardan da almış, Hıristiyanlık ve Yahudilikten de mutlaka bazı değerler almıştır. İslam’dan da almıştır. İslam, Ortadoğu'daki son tek tanrılı din olduğu için ondan daha fazla almıştır. Ama esas olarak İslam öncesi inanç ve kültürü yaşayan ve yeni bir senteze uğratan bir inanç topluluğudur. Bu sentezde eski değerler daha baskın çıkmıştır. Olduğu gibi ele alındığında böyle olduğu görülmektedir.
Aleviliğin devlete bulaşmadan yaşadığı dönemlerdeki inancını ve yaşamını esas almak gerekmektedir. Bugünkü devletin ya da mahalle baskısını hissetmeden bu kendiliği açığa çıkarmak gerekir. Aleviler 1950 öncesi köylerinde Aleviliği nasıl yaşıyorlardı, evlerinde nasıl konuşuyorlardı, hangi durumlarda nasıl tepki veriyorlardı, kültürel olarak neyi yaşıyorlardı, bunları hiçbir kaygıya düşmeden net ve açık biçimde ortaya koymalıdırlar. Kendi havzalarında devlet dışı toplum olarak nasıl yaşarlardı, bunlar ortaya çıkarılabilir.
Bugün Bektaşilik olarak tanımlanan Ocak ve gruplar da Alevi topluluklardır. Ancak bunların devlete bulaştığı dönemlerde kazandıkları kimi alışkanlıklar ve tutumlar Aleviliğe ait olarak  görülmemelidir. Osmanlı devletine bulaşıldığı dönemdeki eklemlenmeler de tespit edilip ayrıştırılmalıdır.
Bize göre Alevilik devlet dışı toplumdur. Devlete her bulaştırma ihanet olarak görülmelidir. Özellikle devletin değil, demokrasinin esas alındığı günümüzde bu daha büyük bir  ihanettir. Ne kadar az devlet, o kadar çok toplum ve demokrasiyse, ne kadar çok devlete bulaşmak o kadar az Aleviliktir. Devlet ve demokrasi birbiriyle mücadele içinde olan konulardır.
Aleviler asimilasyona mutlaka karşı çıkmalıdır. Asimilasyona alet olmak da Aleviliğe ihanettir. AKP Hükümeti asimilasyon ve başkalaşımın yolunu döşüyor. Bu yola girilmemelidir. Yani "Yol"dan çıkılmamalıdır. AKP'nin döşediği yola düşmek yol düşkünlüğüdür.

Kürtlerin özgürlüğü Alevi özgürlüğüdür

Aleviler kim daha fazla demokrasiden yanaysa orada saf tutmalıdır. Devlet dışı toplumcu demokrasinin yanında yer almalıdır. Devlete bulaşan, devletçi siyasi partilerin yanında değil, toplumu; toplumun örgütlenmesini, devlet dışı toplumsal yaşamı esas alan siyasi partilerden yana yer almalıdırlar. Bu çerçevede CHP’den uzaklaşılmalıdırlar. CHP Aleviliği devlet dışı toplum olmaktan çıkarıp devlete bulaştırmak istemektedir.
Aleviler radikal demokrasi mücadelesi içinde olmalıdırlar. Sadece radikal demokrasi Alevilere özgür ve demokratik yaşam getirir. 1970’lerde sosyalist örgütlenmeler ve Kürt Özgürlük Hareketi içinde yer almaları doğruydu. Kimi sol grupların yanlış tutumları bu tercih ve tutumların yanlış olduğunu göstermez.
Tüm Aleviler demokrasi mücadelesinde aktif yer alırken, Kürt sorununun demokratik çözümünü açık ve herkesten daha kararlı biçimde savunmalıdırlar. Zaten Alevilerin çoğunluğu Kürt’tür. Bu açıdan Kürt halkının özgürlüğünü savunmak kendi özgürlüklerini savunmak olduğu gibi, Kürt halkının özgürlüğünü savunmadan kendi özgürlüklerini de savunamazlar.
Radikal demokrasi, Kürt halkının özgürleşmesi sağlanmadan gerçekleşemez. Bu nedenle Aleviler Kürt halkının özgürlüğü için de mücadele etmelidir. Alevileri Kürtlerin mücadelesinden uzak tutan her tutum en başta da Alevilere karşı kurulmuş bir tuzaktır. Dün Ergenekoncular, derin devlet, ulusalcılar Alevileri Kürtlerin mücadelesinden koparmaya ve uzak tutmaya açalışırken, şimdi de AKP bunu yapmaya çalışmaktadır. Alevi çalıştaylarının, "açılımın" bir amacı da budur. Bu tuzağa düşülmemelidir. Kürtlerin özgürlüğünü savunmayan hiç bir tutum Alevilerin de özgürlüğünü savunmuş olmaz.
Kürt Özgürlük Hareketi Alevilerin tam örgütlenme ve inanç özgürlüğünü savunmaktadır. Alevilerin olduğu gibi kabul edilmesini, inanç ve kültürünü yaşamasını isteyen bir ideolojik ve siyasi çizgiye sahiptir. Aleviler kendi özgürlük ve demokrasi mücadelelerini Kürt halkının ve diğer ezilenlerin mücadelesiyle birleştirmelidirler. AKP’den ve Muaviye devletinden kurtulmanın tek yolu buradan geçmektedir.
Her gün tek, tek, tek, tek diyen mezhehpçi AKP ne gerçek bir açılım yapabilir, ne de Alevi sorununu çözebilir. Alevilerin sorunlarının çözümü de radikal demokrasi mücadelesinden ve radikal demokratik devrimden geçmektedir.