Almanya Gündemi


Alevi inancına yönelik baskılar- katliamlar, bu inanca mensup bireylere cins ayrımı temelinde yapılmadı. Kadını ile erkeği ile Aleviler bir bütün olarak baskı ve katliamlardan geçtiler. Cumhuriyet tarihine bakarsak (Alevi katliamları tarihinin daha eskilere dayandığını biliyoruz) 1925 Tekke ve Zaviye Kanunu ile Alevi kimliği resmen yasaklandı. Alevi inancının temel taşlarını oluşturan unvanlar da yasaklardan payını aldı. Yine 1925’ten sonra uygulanan Şark Islahat Planı ile, asimilasyon politikaları yoğunlaştırılarak, özellikle Alevi-Kürt toplumunda, yaraları günümüzde bile hala kapanamayan tahribatlar oluşturuldu. Dêrsim ve Maraş Katliamında yaşamını yitirenler hem kadındı, hem de erkek. Bu tahribatları Alevi kadını bazında ele alırsak, durum çok daha vahim boyutlarda... Mesela Dêrsim'in 'kayıp kızları' hala sızlar durur Dêrsimliler'in yüreğinde. O kızların başına ne geldiği hala muamma. Meselenin iki satırlık olmadığını tarihçiler iyi bilir. Zira konuya giriş açısından kısaca değinmek gerekiyordu. Geçtiğimiz haftasonu Köln'de, hazırlıkları bir kaç aydan bu yana devam eden "Hakikat Arayışında Alevi Kadınları" konferansı nihayet yapıldı.
Aslında konferans başlarken, en büyük kaygım, konferans salonunun yeterince delegelerle ve misafirlerle dolmamasıydı. Zira Alevi kurumların etkinliklerinde yaşanan en büyük sıkıntılardan birinin, kadınların ‘katılım’ sorunu olduğunu biliyoruz. Kadınların büyük bir kısmı, etkinliklerde vakitlerini ya mutfakta yemek yaparak, ya da hizmetle geçiriyor. Söz misali pirler, kadınların Alevi öğretilerindeki yerlerini anlatırken, kadınlar o sırada mutfakta bulaşık ve yemekle meşgul olabiliyor. İşte bunları bilen ve gören biri olarak açıkçası, katılım konusunda epey kaygılanmıştım. İlerleyen zamanda, bu kaygım giderek yerini serin bir rahatlamaya bıraktı. Çünkü kadınlar yavaş yavaş salonu doldurdu. Erkekler ise mutfakta çalıştı.
Birde vurgulamakta fayda görüyorum; sadece kadınların katıldığı böylesi bir konferans, ilk defa gerçekleştirilmesi açısından, oldukça önemliydi. Açılış bir ananın okuduğu gulbankla yapıldı. Konferansın ilk programı kadın akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşen panel bölümü idi. Moderasyonunu yaptığım panele Antropolog Dilşa Deniz ve Sosyal Bilimci Nil Mutluer katıldı. Nil, Türkiye’deki Aleviler’in sosyolojik ve siyasi durumundan bahsetti, Dilşa ise Dêrsim merkezli Kürt Aleviliği ve Alevilik’te Cem ritüeli konusunu aktardı. Konu başlıklarını belirlerken kelimelerimizi oldukça dikkatle seçtik, çünkü; hala kavramsal olarak tartışmaların yürütüldüğü bir alan olan Alevilik konusunda, ‘hassaslıkları’ göz önünde bulundurmak gerekiyor. Sunumlar bittikten sonra, katılımcılar sorularını sormaya başladılar. Panelistlere sorulan sorular oldukça ilginç ve zorlayıcıydı. Meslek grubu ev hanımı olan kadınlar da hiç çekinmeden kendilerini anlattı, sorguladı, eleştirdi. Kanımca, konferansın kattığı en güzel şeylerden biri de, kadınların kendilerini ve karşısındakileri sorgulamalarıydı. Çünkü olağan etkinliklerinde, çoğu zaman erkeklerin gölgesinde kalan kadınlar, o ortamda özgüvene kavuştu. Çok fazla ifade sorunu yaşanmadı. Genel itibarıyla, panelistlerin dili, daha az akademik olsaydı ve daha organizeli sunumlar gerçekleşseydi, bu bölümde belki daha da iyi sonuç alınacaktı.
Tartışmalar o kadar hararetliydiki, akşam gruplar halinde gidilen evlerde de devam etti. Çoğu zaman tartışmaları hep dışardan izleyen kadınların, tartışmaların direkt merkezinde yeralmaları, arayış duygusunu da getirdi haliyle.
Konferansın ikinci gününde kadınlar ve soykırım teması da ele alındı. Maraş Katliamı’nın canlı tanıklarından Ayşe Traş yaşadıklarını anlattı. "Sünniler benden uzak olsun, biz onlardan ayrıyız" derken, bir nefretten ziyade, bir travma yaşıyordu hala. O kardeşinin kazanda yakıldığına şahit olmuştu, parçalanan cesetleri görmüştü. Okuma yazması olmadığını defalarca tekrar eden, Ayşe ablanın anlatımı biraz kısa sürdü, zira bu da bir organizasyon eksikliği idi. Bununda ötesinde canlı tanıkların dinlenmesinin ortak belleğimiz açısından ne kadar önemli olduğunu anlatıp durduk.
Benim konferanstan çıkardığım sonuç şu: Bu sinerjinin yok olmaması için, en çok önem verilmesi gereken etkinlik, eğitim çalışmaları ve sohbetler. Kadınlar aidiyetleri hakkında kendilerini ne kadar eğitirse, bir o kadar da sonuç alabilirler. Zira bu konferansta, kadınların ifadelerinden edindiğim izlenim bu...