Ocak, Alevi inancının tüm süreçlerini yaşayan ve yaşatan yapının adıdır. Aleviliği böylesi bir örgütlenmeye iten sebepler nedir? Ocak örgütlenmesinin inançsal, kültürel, ekonomik, hukuksal yönü olmasına karşın onu devletten ayıran temel yapı nedir? Egemenler Aleviliği yok etmek için hangi yöntemleri kullanmışlardır? Ocak yapısı neden egemenlerin hedefi olmuştur? Bu soruların cevabı çok önemlidir! Günümüzde eksik ve yanlış bilinen, bu nedenle eksik ve yanlış tartışılan birçok konuya açıklık getirecektir.
Ocak, mürşit, pir/dede, ana, rehber, talip topluluğunu içeren sosyal yapıdır. Yapının örgütlenme biçimi dikey, hiyerarşik egemenliğe göre değil, yatay ve eşit ilişkiler şeklindedir. Ancak yatay ve eşitlikten salt, mutlak eşitlik anlaşılmasın! Ocağa karşı toplumsal sorumluğu olanlar ile talipler arasındaki fark temsil becerisi, bilgi, uygulama ve sorumluluğun gerekleri kadardır. Bu gereklilik devlet yapısında, egemen zihniyetlerde olduğu gibi "Emir, komuta" biçiminde değildir. Ocakta efendiler ve hizmetçiler yoktur. Her birey birbirine ve ocağın özgün yapısına karşı sorumludur, Hak ve hakikat yolunda rızalık almak ve vermek zorundadır. Hak, hakikat, hakkaniyet, rızalık ve eşitlik ilişkisi üzerine örgütlenen Alevilik egemen, ezilen ilişkisini reddeder.
Bu anlamda Aleviliğin kutsal değerleri klasik Tanrı, Allah anlayışıyla semavi dinlerin egemenlik ilişkisine benzemez. Semavi dinlerde toplumsal olarak ümmete, bireysel olarak mümine verilen rol "Öbür dünya için imtihanda olduğunu bilmek ve ahret için ibadet etmektir!" Kuşkusuz semavi dinlerin de dünyevi ilişkileri, toplumsal ahlaki formları, toplumsal ilişkileri düzenleyen kuralları vardır. Ama Aleviliktekinden farklıdır. Alevilikte toplumsal, bireysel, ailevi, inançsal… İlişkileri düzenleyen şey ocak sisteminin ruhudur. Talipler tüm davranışlarıyla ocağa karşı sorumluluk taşırlar. Yanlışlar, doğrular, hatalar, suçlar "Öbür dünyaya, ahrete havale" edilmez. Ocak yapısı içinde pir, talip ilişkisiyle çözülür. Çözümün asıl adresi "Görgü cemi" olsa da aynı zamanda sosyal yaşamda da çözüm üretilebilir.
Alevi inancının "Ocak" şeklinde örgütlenmesinin asıl nedeni inancını yaşatma, örgütleme biçimiyle ilgilidir. Ocağın kendi içinde ekonomik, sosyal, hukuksal, bireysel, ailevi ilişkileri düzenleyen kurum ve kuralları vardır. Örneğin, mürşitten, talibe kadar her birey üretim yaşamının içinde olmak zorundadır. Çalışmadan, üretmeden geçinmek rızalığa aykırıdır. Tarih boyunca tüm Alevi mürşit ve pirleri, âşık, sadık, ermiş ve dervişleri mutlaka üretim yaşamının içinde olmuşlardır. Yapılan işler genellikle, rençperlik denilen çiftçilik, çobanlık, zanaatkar esnaflık vb.dir. Ancak kentleşme ile birlikte endüstriyel yaşamın içine giren pir, talip meslek edinmek gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kalmıştır. Devletin Aleviliğe/Alevilere özgü politikası gereği daha çok "Hizmet" sektöründe çalışmışlardır.
Talipler, ocağa düzenli olarak Çıralık/Hakullah verirler. Ocak zadeler çıralık/Hakullahı toplar, ocağın ihtiyaçları veya muhtaç olan taliplerin ihtiyaçlarını gidermek için değerlendirir. Aleviler Bizans, Selçuklu, Osmanlı döneminde egemen devletin "Vergi, salma" gibi talana dayalı sistemini kabul etmemiştir. "Ben ocağıma Çıralık/Hakullah veriyorum!" diyerek devletlerin vergi sistemine karşı çıktığı için toplu katliama maruz kalmışlardır. Aleviler aynı zamanda devletlerin "Hukuk sistemini" de kabul etmemişlerdir. Yaşadıkları sorunları devletlerin yargısına, mahkemesine, kadısına, camisine, kilisesine götürmemiş Alevi inancındaki Yol/Erkan hakikati üzerinden cemlerde ve yolun usulünce oluşturulan ortamlarda çözüm bulmuşlardır. Adı geçen devlet/İmparatorluk veya krallıklara devşirme asker de vermeyen aleviler tam bir hedef haline gelmiştir. İnançsal olarak zaten egemen devletin dinini kabul etmeyen Aleviler tarih boyunca katliama uğramışlardır. Bu gün Ocak sistemi dağıtılmış Alevilik adeta Sünniliği taklit eder bir konuma gelmiş ve özgün niteliklerini yitirmekle karşı karşıya kalmıştır.