Almanya’dan seçim notları - 5 / BIELEFELD HANNOVER BREMEN


Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun HDP’yi destekleme kararı alması ve Genel Başkan Turgut Öker’in HDP’den milletvekili adayı olması, Alevilerin HDP’yle kurduğu ilişkiyi güçlendiren bir faktör olarak topluma yansıyor. Farklı yaklaşımlar var; bunun da değişik sebepleri var. Fakat rahatlıkla söylenebilir ki Alevilerin büyük bölümü, taleplerine ilişkin en ileri programı ve pratiği ortaya koyan HDP’nin yanında.

HDP’nin çalışmalarına talepleri doğrultusunda destek veren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na (AABK) bağlı kurumlardan biri, Bremen Cemevi. Cemevi Başkanı İmam Dişkaya, seçim tavırlarının oluşmasında AABK’nin merkezi desteğinin ve Öker’in adaylığının önemli rol oynadığını söylüyor.


Alevilerin talepleri

Dişkaya, Alevilerin taleplerinin propaganda malzemesi olarak değil doğrudan kendileri tarafından kürsüden dile getirilmesinin önemli olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “İlk olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerinin statüsünün kabul edilmesini, Madımak’ın İnanç Müzesi olarak düzenlenmesini ve Aleviliğin özgürce yaşanmasını istiyoruz.”


‘Şimdi daha umutluyuz’

Alevilerin taleplerinin seçim programlarına yansımasının tek başına yeterli olmadığını da ekleyen Dişkaya, devam ediyor: “Taleplerimizi HDP’de daha çok görebiliyoruz. HDP’yi samimi görüyorum. İçimizde halen destek vermeyenler olmasının en önemli nedeni, HDP’yi tek bir örgüte, tek bir millete ait gibi görmeleri. Ama benim görebildiğim kadarıyla HDP, geniş bir yelpazeyi içeriyor, kabuğu kırma çabası ortaya koyuyor. On yıllardır CHP’ye verilen desteğin olumlu bir sonucu olmadı. Şimdiyse daha umutluyuz.”


AKP’yi durduramazsak...

Bremen Alevi Kültür Merkezi Başkanı Serdar Kara ise Almanya’da doğup büyümüş bir Alevi. Fakat ülkedeki seçimlerin halkının hakları ve uyanışı için öneminin ayırdında. Bu seçimi farklı kılanın HDP olduğunu belirtiyor ve en önemli gayretlerinin üyelerini sandığa götürmek olduğunu söylüyor. Oy kullanırkenki başat motivasyonları ise AKP’yi geriletmek. Zira Kara, AKP’nin güçlenmesini Alevilerin felaketi olarak görüyor, “Durduramazsak hepimizi zor günler bekliyor” diyor.


Yozgatlı Uluyürek HDP’nin yanında

Nusret Uluyürek, Bremen Cemevi yöneticisi, Yozgatlı bir Alevi. Partizan geleneğinden. Yozgat’ı anlatırken heyecanlanıyor; “Eskiden böyle değildi, 80 Darbesi’nden sonra bizi çok sindirdiler” diyor. HDP’yle birlikte ülkede birlik ihtimalinin geliştiğini söylüyor ve devam ediyor: “Zalimin zulmüne karşı bir birleşik cephe oluşturmak gerekiyor. Mecliste Kürt Özgürlük Hareketi’nin temsil edilmesiyse özellikle çok önemli. Kim zulme, haksızlığa karşı geliyorsa, HDP’de birleşmesi gerekiyor. Bugüne kadar Alevilerin CHP’ye verdiği desteğin ne katkısı oldu?”


‘Yalangız bir şey çok önemli’

HDP’nin barajı aşamaması durumunda demokratik güçlerin işlerinin çok daha zor olacağını da belirten Uluyürek, Yozgat ağzıyla güzel güzel anlatmaya devam ediyor: “Kim ezilmişliği hissediyorsa, hangi inançtan olursa olsun inancını özgürce yaşayacağı bir ülke meydana getirmek istiyorsa bir araya gelmeli. Biz Aleviler olarak bunu şimdi HDP’de görüyoruz. HDP, faşizmden, yolsuzluklardan bahsediyor, demokrasiden bahsediyor. Bu çıkış, güzel bir çıkış. Seçimden sonra da birlik devam ederse Aleviler ve ezilen bütün halklar için güzel şeyler olacak.”

Uluyürek, bir şeyi ise tekrar tekrar söylüyor, onun güzel Yozgat ağzıyla aktaralım: “Yalangız bir şey çok önemli. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mutlak temsil edilmesi lazım.”


‘CHP hep aldattı’

Kazım Kocademir de Bremen Cemevi yöneticilerinden. O da CHP’den dert yanıyor, “Bugüne kadar bizi hep aldattı“ diye başlıyor söze ve devam ediyor: “Bize zorla düşmanı sevdirdiler şimdiye kadar. Ama HDP’yle değişti. HDP, bütün kesimleri içine aldı. Herkes HDP’de kendi haklarını talep ediyor. Bundan değerli bir şey olamaz. İnşallah barajı da aşacağız.”


Devlet damgalı düşmanlık

Bremen’de AABK’ye bağlı kurumların görüşü böyle. Eleştirisi olanlar dahi dostane yaklaşımı elden bırakmıyor; eleştiriler, demokratik birliği zayıflatan değil güçlendiren bir rol oynuyor. Fakat söylemek durumundayız ki, AABK’ye bağlı bazı Alevi Kültür Merkezleri’nin yönetiminde farklı bir durum söz konusu. HDP projesi, dostların sözlerini kapsama projesi bir yanıyla; kuşkusuz bu sözler arasında eleştiriler de var. Ancak AABK’nin merkezi kararına rağmen “terör örgütü” lügatiyle HDP’ye karşı adeta kamp kuranlar da mevcut. Sözgelimi, Hannover Alevi Kültür Merkezi’nin bazı yöneticileri... 

Hannover’deki AKM’yi ziyaret edip seçim tavrını anlamaya, öğrenmeye çalıştık; ancak karşımızda 90 yıllık Kemalist tekçiliğin sözünü bulduk. Bu ezber, HDP’yi AKP nasıl tanımlıyorsa öyle tanımlıyor; Kürt halkının özgürlük mücadelesini “terör” diye yaftalıyordu. Elbette herkes, dileğince söz söyleme hakkına sahip; ancak birbirinin derdine ve mücadelesine düşmanlık etmek, bizce ezilen halklara yaraşan bir tutum değil. Bu tutum, ezilen halkların değil ancak devletin damgasını taşıyor olabilir. Zira ezilen halkla, AKM üyesi olan veya olmayan Alevilerle konuştuğumuzda, Kemalist kibrin, üsttenciliğin gölgesini değil, halkın sıcaklığını hissediyoruz. Eleştirisinde de, desteğinde de...


SEÇİMİN EMEKÇİLERİ


Dev-Yolcu bir HDP’li:  Hikmet İnaç


Hikmet İnaç, bir Dev-Yolcu. Şimdilerde Özgürlük ve Demokrasi Partisi destekçisi. Daha doğrusu, “Eğer Türkiye’de yaşıyor olsaydım, ÖDP üyesi olurdum” diyor.

İnaç, seçim çalışmaları başladığından beri aktif bir HDP çalışanı. Bielefeld’deki çalışmaların öncülerinden biri. Bir kurum adına değil sadece kendisi adına çalışmalarda yer alıyor; ama pek çok kurumun üstlendiği işe eşit bir iş ortaya koyuyor. HDP bildirilerinin binlerce insana ulaştırılmasından sosyal medya propagandasına, müşahit organizasyonundan toplantı/etkinliklere kadar her alanda görev alıyor. Tek başına 650 kişinin seçmen kaydını yapmış; ayrıca Bielefeld Seçim Komisyonu’yla birlikte de çalışmalara katılmış. Seçmen listelerinin tasnifine emek vermiş. Bunları İnaç’tan değil, Bielefeld’de kimin kapısını çaldıysak ondan duyduk. HDP çalışmalarına ilişkin görüştüğümüz herkes, “Aman, Hikmet Abi’ye uğramadan gitmeyin” dedi. Biz de İnaç’ın evine misafir olup çayını içtik.


‘Tabana dayanmayınca birlik olmuyor’

Hikmet İnaç, 1993 yılında, 80 Darbesi sonrasında -3 yıl da hapis yattıktan sonra- bitmeyen baskılar neticesinde Almanya’ya gelmiş. Geldiği andan itibaren ülkesindeki sorunları ve devrimci mücadeleyi Avrupa kamuoyuna taşımak için çalışmaya girişmiş. Bu çalışmalar, hep “birlik” ruhuyla yapılmak istenmiş ama bir türlü başarılamamış. Neden başarılamadığını İnaç şöyle anlatıyor: “Ayrılıklar ideolojik değil. Bireylerin arasındaki nispi farklar, husumetler ayrılıklara neden oluyor. Yüzde sekseni böyle oluyor. İdeolojik olarak aynı şeyi söylüyor ama ayrı hareket ediyorlar. Tabana dayalı bir örgütlenme çalışması yürütülmediği sürece birlik de olmuyor. Yerellere dayanan bir çalışma değil merkezi bir çalışma olursa birlik de gelişmiyor.”


Kobanê eylemleri

İnaç, birlik girişimlerinin yaydığı umutsuzluğa rağmen direngenliğini korumuş, birçok dönemde “Gerekirse tek başıma sokağa çıkarım” dedim. Bunun son örneği ise Kobanê Direnişi sırasında yaşanmış. İnaç’tan önce, Bielefeld’deki diğer insanlar ve Demokratik Kürt Toplum Merkezi yöneticileri anlattı; sonra İnaç’tan dinledik: “Kobanê’ye saldırılar yoğunlaştığında kurumlardan çağrı bekledim, ama bir türlü gelmedi. Gece on ikiye doğru, döndüm döndüm uyuyamadım. Facebook’a, ‘Ben çarşıya gidip oturacağım, gelen gelsin’ yazıp dışarı çıktım. Önce birkaç arkadaşımın da geldiğini gördüm. Ardından o gece üç yüz kişi olduk. Sonra da orada çadır kurduk, on bir gün boyunca nöbet tuttuk.”


‘HDP için değil kendim için’

Hikmet İnaç, HDP çalışmalarına da benzeri bir süreçle dahil olmuş. Kendisini ait hissettiği geleneğin Türkiye’de HDP’yi aktif olarak desteklemek gibi bir kararı olmamasına rağmen inisiyatif almış, “Şimdi değilse ne zaman” diyerek harekete geçmiş. Motivasyonunu şöyle anlatıyor: “HDP için değil kendim için çalışıyorum. Kendimi mutlu hissediyorum. İş yapmanın, toplumla bütünleşmenin mutluluğu var. Politik olarak bakarsak da, Türkiye’de barbarlığa karşı mücadele ivme kazanmış durumda. Toplumsal bir örgütlülük var. Geçmişte bir araya gelmemiş insanlar bir araya geldi. Barbarlığı geriletmek istiyorsan, çalışmak zorundasın.”

İnaç, aktif destek kararı olmamasına rağmen ÖDP’li arkadaşlarının da yüzde 70’inin HDP için çalıştığını bildiğini aktarıyor. Bielefeld’deki kurumların seçim çalışmalarına katılımı konusunda ise dertli. Sürecin gerektirdiği ciddiyet ve tempoyla çalışılmadığını düşünüyor ve ekliyor: “Birçok kurum, çalışmalarda sözde var. Bir tanesi geliyor, “16 kişinin seçmen kaydını yaptık, otobüse binecek” diye isim veriyor; diğeri, her toplantıda “Biz de 8 kişi kaydettik” diyor. Komik gerçekten.”


10 yıldır pasaportsuz


Ciwan Çewlik, neredeyse 30 yılını deviriyor sürgünde. Ayağını ilk bastığından bugüne Kürdistan’ın özgürlüğü için çalışıyor. Hannover’deki faaliyetlerin bildik yüzlerinden biri olan Çewlik, adını ise sanatçılığına borçlu. Halkının gündemini müzikle anlatmayı da denemiş bir aralar.


Baskılara rağmen halkıyla...

Ciwan Çewlik’in pasaportuna 10 yıldır Alman devleti el koymuş. Hannover’de zaten yoğun olan kriminalizasyon dalgasının mağdurlarından biri. Önce dernek çalışmalarına katıldığı için devletin hedefi olmuş. Bildik hikaye: En doğal hak olan örgütlenme hakkı engellenmeye, kurumlar kriminalize edilmeye çalışılmış. Fakat hem Ciwan Çewlik hem de diğer yurtseverler, her seferinde gözaltından çıkar çıkmaz yeniden derneğe dönmüş. Ciwan Çewlik’e yönelik baskılar, oğlu PKK saflarına katıldıktan sonra ise daha da artmış. Sonunda ise pasaportunu elinden alıp “geçici oturum belgesi” (duldung) vermişler. 10 yıldır da böyle... Peki niyet başarıya ulaşmış mı? Görünen o ki ulaşmamış. Biz ziyaret ettiğimizde Çewlik, hem seçim bürosu önünde hem de halkı arasında seçim çalışmalarını en önde omuzlayanlardan biri olmayı sürdürüyordu.


Bingöl herkesi şaşırtacak

Çewlik’in en çok ilgilendiği kent, doğal olarak memleketi. “Bingöl bu kez herkesi şaşırtacak” diye başlıyor söze ve anlatıyor: “Artık kesinlikle değişti. Sırf din sömürüsüyle AKP artık oy alamayacak. Önceden AKP’ye oy vermiş tanıdıklarım da artık HDP’ye oy vereceklerini söylüyor. Mesela burada Bingöllülerin yoğun olduğu bir cami vardı, bize uzaktı. Ama bu seçimde HDP’yle birlikteler, çalışmalarda direkt yer alıyorlar.”

Çewlik, oy kullanmaya gelenleri işaret ediyor ve heyecanla anlatıyor: “İşte bak bu insanlara. Ben yıllardır burada faaliyet yürütüyorum, çoğunu tanımıyorum. Yanlarından geçerken duyuyorum, ‘Gidip HDP’ye oy vereceğiz’ diyorlar.”


Oyunu kullanmayan kalmayacak

Çewlik’in de dert yandığı konu, diğer HDP emekçileriyle aynı: Katılımın düşüklüğü. Ama kararlı: “İnsanlarımız erteliyor ama bırakmayacağız. Oyunu kullanmayan HDP seçmeni bırakmayacağız. Gece 12’ye kadar ev ev gezeceğiz. Dün gece 12’de bir eve ‘Acaba uyumuşlar mıdır’ diye çekinerek gittik. Bizi görünce sevindiler, ‘Bu süreçte kimin uykusu geliyor heval!’ dediler. Herkeste büyük bir heyecan var.”


Romanya’da seçim çalışmaları


Ali Hüseyin Kerim, on sekiz yıldır Romanya’da, Köstence’de yaşıyor. “Deliller Serisi” gibi romanlarıyla, araştırma kitaplarıyla da tanınan, güzel bir insan. Romanya’da kalma hikayesi ilginç. Aslında, Türkiye’den Avrupa rüyasıyla çıkan birçok genç gibi onun için de Romanya, sadece bir durakmış. Buradan başka ülkelere gitmek istiyormuş. Fakat bütün denemelerinde başarısız olmuş, sınırlarda yakalanmış. Hal böyle olunca, “Bari eldeki bulgura razı olalım” diyerek Romanya’ya yerleşmiş. Romanya’da tarihe merak salmış Kerim; Balkanlara sürgün edilen Kürtlerle ilgili araştırmalarını anlatırken heyecana kapılıyor. Fakat bu konuyu daha sonra konuşmak üzere kapatıp, Romanya’daki seçim çalışmalarını dinliyoruz. Zira, pek duyulmasa da oldukça güzel bir çalışma devam ediyor Romanya’da. Biz aradan çekilelim, o güzel üslubuyla Ali Hüseyin Kerim anlatsın, neler olup bittiğini:

“Romanya’da yaklaşık beş bin Türkiye ve Kürdistanlı var. Bunların iki bin kadarı Kürt. Şimdiye kadar çalışmalarımızı Bükreş’teki Kürt Kültür Derneği’nde yürütüyorduk. Ama seçim çalışmaları başlayınca, bir HDP Seçim İrtibat Bürosu açıldı. Çünkü Kürt Kültür Derneği, bütün kesimlere ulaşmakta yetersiz kalıyordu. Şimdi o merkezde bir süredir her gün toplantı yapılıyor. Bir sürü insana ulaşıldı. Ülkede 170 Doğubayazıtlı var, hepsine ulaşıldı, hepsi de HDP’ye oy verecek. Binden fazla Urfalı oyu var, en az yarısı HDP’nin. Yine Mardinlilerin yüzde 90’ı HDP’ye oy verecek. Şimdi onlar bitince, ülkedeki öğrencilere ulaşılmaya çalışılıyor. Şimdi oy kullanmaya da gidiyorlar ama bence orada eğer hırsızlık olmazsa çok güzel bir sonuç çıkacak. İlk defa böyle bir hava oluşuyor.”

“İlk defa böyle hava oluşuyor.” Kobanê direnişi ve HDP’nin çalışmalarından bu yana en sık duyduğumuz cümle bu olsa gerek...


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ