
Son dönemde bazı kesimler tarafından bu Aleviler birliği nereden çıktı diyor? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu birlik, Alevileri bölmek için yapılan bir örgütlenme modeli değildir. Biz Alevilerin Avrupa’da örgütlenmiş, Aleviler derneklerin birlikte hareket etmelerinden yanayız. Türkiye’de örgütlenmelerine ve ortak hareket etmelerinden yanayız. İşte Türkiye’deki tüm kültür, sanat, edebiyat konularında Alevilere dönük ayrımcı politikaların kabul edilmemesi ve ortak hareket etmeleri gerekir. Şimdi Türkiye’de de farklı dernekler var: Bektaş’i vakfı, Alevi Kültürleri Dernekleri, Pir Sultan Abdal Derneği var. Ama birlik olmalıdırlar. Ben kişi olarak Cem Vakfı‘nın gerçektende bir Alevi zihniyetinde olduğunu düşünmüyorum. Ama diğer tüm Alevi derneklerinin bir arada ortak hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu var, kendi kimliğini savunma temelinde kalabilir ve örgütlenebilirler. Türkiye de bir federasyon var, o federasyon içinde de tüm Alevi dernekleri örgütlenmelidirler. Biz Alevilerin Kürt, Türk gibi nedenlerinden bölünmelerinden yana değiliz. Aleviler kendi sorunları konusunda ortak davranmalıdırlar. Ama Alevi Kürtlerini de kendi kimliklerinden kaynaklı sorunlarına duyarlı olmaları gerekiyor.
Örneğin; Dersimliler nasıl örgtülenecekler? Dersim’de Kürt Alevileri örgütlenecek, Maraş‘ta Kürt Alevileri örgütlenecek, Adıyaman’da Kürt Alevileri örgütlenecek, Erzincan’da da Kürt Alevileri örgütlenecek. Bu doğaldır. O nedenle kalkıp, Mezopotamya Aleviler Birliğine karşı çıkmak yanlıştır. Kakailer var, Yarsenlar var, bu anlamda Alevilierin ortak birliğini savunmak yanlış mıdır yani? Yarsenlar ayrı, olsun Kakailer ayrı olsun, kuzeydekiler ayrı olsun, demek ne kadar doğrudur. Bu açıdan Kürt Alevilerinin devlet politikası nedeniyle ayrı örgütlemelerini anlayışla karşılamak lazım. Bunu bir bölünme olarak görmek yerine, birlik içinde, farklılıklarını geliştirmek olarak görmek daha doğru bir bakış açısıdır. Yani biz bu meseleye bölünme değil, çeşitlenme ve zenginlik olarak bakıyoruz.
Alevilere lişkin yapılan kimi çalışma ve konferanslar gerçekleşti. Ancak buna karşılık rahatsız olan bazı Alevi dernekleri oldu, eleştiriler gelişti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk önce Amed’de yapılan Alevi Konferansına ilişkin ben bazı değerlendirmeleri yapmak isterim. Demokratik Toplum Kongresi’nın yaptığı bir konferanstır. Demokratik Toplum Kongresi’nin buna eğilmesi, böyle bir konferans yapması sevinilmesi gereken bir konudur. Bütün Kürt toplumunun Alevi sorununa bu denli eğilmesinin ifadesidir. Bunu böyle anlamak ve görmek lazım. Türkiye Meclisi içinde bir konferans yapmak gibi bir şeydir. Bu Amed’de oluyorsa ve DTK yapıyorsa, gerçektende çok olumlu görülmesi gerekiyor. Kürt toplumuna bu gün Alevisi ve Sünnisi ile birlikte Êzîdîlere karşı bir sorumluluğu var. Asurilere, Suryanilere ve Ermenilere karşı pozitif bir yaklaşımımız var. Kürtler de genel olarak Kürdistan da farklı etnik, grup ve kimliklere karşı bir hoşgörü var. Kaldı ki Kürtlerin önemli bir kesimi Alevidir. Bundan memnunluk duymak gerekir ki doğru bir adım atılmıştır. Ancak uygulanışı, yapılışı sırasında anlaşılıyor ki karşılıklı eksiklikler olmuştur: Hem konferansı düzenleyenler açısından hem de katılanlar açısından bu böyledir. Yine bazı Alevi derneklerin karşılıklı yanlış yaklaşımları bunda etkili olmuştur. Ama onu kalkıp bir sorun yapmak doğru değildir. Tamam orada karşılıklı yetersizlikler olabilir. Bizim hareketimizin yaklaşımı belidir. Biz şu anda Kürt Özgürlük Hareketi olarak, Alevi Kürtlerin içinde olduğu, Êzîdî ve Sünni Kürtlerin içinde olduğu bir hareketiz.
Şimdi AKP ve hükümete bakılırsa PKK Alevi olmuş. Başka çevrelere bakılırsa bir Sünni örgütü olmuş. Bununla ne yapılmak isteniyor?
Tabiî ki maksatlı yapılan bazı şeyler vardır. AKP, PKK bir Alevi hareketidir diyerek, güya PKK’yi Sünni nüfusunun yoğun olduğu Kürtleri PKK’den uzaklaştırmaya çalışıyor. Şimdi CHP, Ergenekon ve İzzettin Doğan gibi kişi ve kesimlerde bu konuda PKK bir Sünni hareketidir, Kürtlerin çoğu Sünnidir o zaman PKK de Sünniliği savunan bir harekettir diyerek bu bilinçli politikalarla Alevi Kürtleri PKK’den uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu özel savaşın temel politikalarından kaynaklanan yaklaşım ve tutumlardır. Tabiî ki bu bilinçli bir saptırmadır. PKK’nın, Türk devleti gibi, tekçi Türk İslam sentezi gibi bir yaklaşımı yok. PKK etnik anlamda, dinsel anlamda da demokratik ulus zihniyetini savunan, herkesin kendi kimliği ile var olduğu ve kendi kimliği ile birliğini savunan bir harekettir. Bunu kesinlikle böyle görmek ve buna göre yaklaşmak gerekiyor. Özellikle de PKK’nın ezilmiş topluluklara karşı sorumlulukları ve hassasiyetleri vardır. Ezilenlere karşı sorumluluk duymakta, Alevilere karşı hassas ve sorumluluk hissetmekte, bunun için bunu bir mücadele gerekçesi haline getirmektedir.
Aleviler ezilmiş bir toplumdan geldikleri için mi bu böyledir?
Tabi ezilmiş toplumlar olduğu için de onları savunmaktadır. PKK esas olarak ta başından beri ezilen toplulukların hareketidir. Bu yönüyle Alevilerin, Êzîdîlerin ve Süryanilerin hareketidir. Her ezilen topluluk kendisini PKK mücadelesinde görebilir. PKK haksızlıklara karşı mücadele veren bir harekettir. Nasıl ki Kürtler üzerinde yürütülen hakaretlere karşı mücadele var ise, Aleviler, Süryaniler ve Êzîdîlere karşı yaşanan haksızlıklara karşı da mücadele veriyoruz. Bakın Êzîdîler bu gün Kürdistan’da özgürce yaşıyor, Aleviler ve Süryaniler bu gün kendilerini özgürce ifade edebiliyorlar. PKK’nın bu gerçeğine amiyane değimle mitolojideki zalim tanrılar ancak kinkar edebilirler, ancak vicdan sahibi olan hiç kimse, PKK’nın bu yaklaşımını inkar edemez. PKK’nın Kürdistan’da ve Ortadoğu’da yarattığı bu zihniyet değişimi, farklı etnik topluluklara, farklı dinsel topluluklara farklı bir yaklaşımı geliştirmesi, gerçekten de takdire şayandır. Herksin takdir etmesi gereken bir yaklaşımdır. PKK hareketinde en çok ne hatırlanacak diye sorulacaksa; iki şeyi hatırlanacaktır birincisi; etnik ve dinsel topluluklar arasında yaptığımız hoşgörü hatırlanacaktır. İkincisi ise; kadının yöceltilmesi ve öncüleştirilmesi hatırlanacaktır.
Sünni ve Aleviler içinde de bu hakkı beyan eden çok insan var. Sonuçta Aleviler de bugün “PKK olmasaydı, bu düzeyde olmazdık” diyenler var. Genel olarak buna nasıl anlam biçilmelidir?
Bu önemli bir gelişmedir. Bugün Kürtlerin ezici çoğunluğu Alevidir. PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi de bu konuda başından beri Alevilerin inanç özgürlüğünü savunmuş, savunmaktadır. Yönetimimiz içinde de Aleviler, Êzîdîler ve Sünniler var. Bu açıdan hareketimiz başından itibaren demokratik bir hareket oldu. Yani bütün ulusların öğelerini, özgün kimliği ile kabul eden bir yaklaşımımız hep oldu. Bütün Kürtleri kapsayan, bütün Kürtleri kucaklayan ve onların inançlarına saygı duyan bir hareket oldu. Farklı inançları olan Êzîdîlerin kendi ibadetlerini savunan, Alevilerin ibadetlerini savunduğu, Sünnilerin kendi ibadet özgünlüğünü savunan, bu konuda inançlarına saygı duyan bir hareket olarak ortaya çıktı ve günümüzde de tüm etnik, dinsel ve inançsal kimlikleri savunan bir hareketiz. Alevi Toplumu da belirli derneklerde, vakıflarda örgütlenmiş, örgütlü Alevi toplumu da Kürtlerin Özgürlük Mücadelesine kesinlikle destek vermeli, doğru olan da budur. Bu olmadığı takdir de Türkiye’nin demokratikleşmesi her zaman sancılı ve sıkıntılı olur. Kürtlerden uzak durarak Aleviler özgürlüklerini kazanamazlar, bunu bilinmesinde fayda var.
10 yıldır AKP iktidarda ve PKK ona karşı mücadele ediyor. Son dönemde sanki PKK, AKP ile bir araya gelmiş diğer etnik gruplara karşı mücadele ediyor, gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Buna ne dersiniz?
PKK özgürlük mücadelesini veren bir hareketir, yıllardır bu sorunu demokratik temelde çözmek istiyor. 1993 DYP, Anavatan, Refah hükümet dönemleri oldu. Biz bütün hükümetlere barış ve demokratik siyasal çözüm çağrısı yaptık. Ve Kürt sorunun demokratik çözüm temelinde bu sorunu çözmek istedik. Bu yeni bir şey değil. Demokrasi mücadelesini verirken tek de vermiyor. Emekçilerle, sosyalistlerle ve Alevilerle veriyor, tutarlı demokratlarla veriyor. Bu konuda biz demokrasi mücadelesini tek başımıza vermedik. Tabi ki bunun esas bedelini biz verdik. Biz sadece kendi başımıza verdiğimizi söylemiyoruz, diğer topluluklarla birlikte verdik. Bunun sonucu olarak biz Türk devletini çözüm noktasına getirdik. Daha düne karda AKP bizi tasfiye ve ezmeye çalışıyordu. Ama Kürt Halk Önderinin ve hareketin gücünü görünce AKP, Önderliğimizle görüşmeye gitti. Önderlik AKP’ye ve Türk devletine Kürt sorunun demokratik çözümü çerçevesinde adım attırmak istiyor. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Eğer gerçekten de Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun demokratik çözümü gelişecekse, tabiî ki PKK çözüm için, görüşmelerde yapar, müzakere de eder. Ama bu şu değildir, herhangi bir parti ve devletle antlaşma anlamına gelmiyor. Ya da yeni bir otoriter sistem kurmak değildir. Onlardan olmak değildir. Şu anda AKP ile görüşmeler yapılıyorsa, bu AKP‘yi ve devleti değiştirmek içindir. Bu konuda demokratikleşen bir Türkiye, ne eski Türkiye ne eski devlet olarak kalır ne de AKP eski AKP olarak kalır. Yani demokratikleşme mücadelesini ya da demokratik çözüm mücadelesini bir bütün olarak devleti, zihniyetini ve sistemini değiştirmek içindir.
Bu aynı zamanda sadece Kürtlerin sorunu değil, Alevilerin sorununu, Kadının sorununu da çözme görüşmesi ve çabasıdır. Diğer etnik ve dinsel sorunları da çözme görüşmesidir, çabasıdır. Onun için önder APO son görüşme notunda ne dedi? “son yetmiş yıldır biz CHP hegemonyası altında yaşıyoruz. Başka bir devlet hegemonyası ile yaşadık, bundan sonra biz AKP hegemonyası altında yaşamak istemiyoruz. “Siyasal İslamcı bir devlet hegemonyası altında yaşamak istemiyoruz” dedi. Demokrasiye duyarlı hale gelen bir devletle sorunları çözmek istiyoruz. Öyle bir devlet demokratikleştiği takdirde, artık her partinin kendi gücüyle seçime girdiği ve parti olduğu, ama sistemin hegemonyasını, egemenliğini kurduğu bir Türkiye olamayacaktır. Öyle bir demokratik sistem getirmeliyiz ki, artık hangi parti gelirse gelsin demokratik sistem değişmeden var olan sorunlar demokratik system içerisinde hal edilebilsin ve gidirilebilecek tarzda olsun. Yüz yıllarca da geçse halklar bir daha sistemsel sorunlarla karşılaşamasın. Demokratikleşen bir devlet ve sistemde partiler daha demokratik davranmak zorunda kalırlar. Yani kendi hegemonyasını dayatan konumda olmasın. Şu anda önder APO’nun yaptığı görüşmeler de, Türkiye’yi değiştirip- dönüştürmektır. İster CHP, ister AKP, ister Kemalizm, ister Ergenekon, ister siyasal İslamcı olsun, hangi hegemonya olursa olsun fark etmez, hiçbir hegemonyayı kabul etmeyen demokrasiye dayalı bir Türkiye gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekiyor.
Hareket olarak bundan sonra Aleviler için sizler neyi öngörüyorsunuz? Alevi hakları bundan daha fazla nasıl olmalıdır?
Kürt halkının verdiği özgürlük mücadelesi aynı zamanda Alevilerin de özgürlük mücadelesi olduğunu bilmelidirler. Bunun için zaten binlerce Alevi genci saflarda mücadele etmiştir, şehit düşmüştür. Bunların boşa gitmediğini herkes bilmeli ve görmelidir. Bu bakımdan Türkiye’deki Alevilerin özgürlük mücadelesine en yakın hareket olduğumuzu düşünüyoruz. Demokratikleşen Türkiye aynı zamanda Alevilerin de sorunlarını çözecektir. Tabiî ki sıkıntılar, zorlanmalar ve kendilerini ifade etme önünde engeller var. Kürtler içinde, Aleviler için de bu sorunlar farklı da olsa var ve devam ediyor. Yıllardır yürütülen mücadele beli bir olgunluk ve çözüm aşamasına doğru gidilmektedir. Bu topraklarda Kürtler de özgür olacak, Alevilerde özgür olacaklardır. Kürtlerde bu topraklarda kendi kimliği ve kültürleriyle yaşayacaklardır, Aleviler de kendi kimliği ile bu topraklarda özgürce yaşayabileceklerdir. Kürdistan’da Sünni, Êzîdîler de kendi inancıyla özgürce yaşayabileceklerdir. Türkiye ve Kürdistan’da Demokratik Ulus Coğrafyası olacaktır. Bu açıdan ben Kürtlere de, Alevilere de, emekçilere de bundan sonar da özgürlük mücadelelerini derinleştirmelerini, bütün sorunların çözülmesi için mevcut devletin, ceberut devletin değiştirilerek, demokrasiye duyarlı bir devlet haline getirilerek, güçlerini birleştirmeye, ortak demokratik mücadele vermeye çağırıyorum. Bu temelde de geleceğe daha umutla bakmaya çağırıyorum ve mücadelelerinde başarılar diliyorum.
‘Alevilerin her zaman hakkını vermiştir’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan paradigmasıyla birlikte, demokrasi ve özgürlükler temelinde yapılan vurgularda Alevi toplumunun haklarını da içeriyor. Daha önce sizlerin de açıklamalarınızdan da hatırlıyoruz, Alevi toplumun haklarının garantörü PKK’dır. Sayın Öcalan’ın görüşleri üzerine konuşursak neler söyleyeceksiniz?
Önder Apo’un yazıları ve kitapları var, kitaplarında açıkça şunu söylemiştir: Aleviler özgürlüğe ve demokrasiye en yakın topluluktur. Komünal ve demokratik değerleri şimdiye kadar taşıyan topluluktur. O bakımdan kendisini her zaman Alevilere yakın görmüştür. Öyle söylemiştir. Tabiî ki tüm inançlara Sünni olsun, Alevi olsun tüm inançlara saygı duymuştur. Önder APO da herhangi bir doğmatik katı bir inancı ret eden, diğer bir inancı kabul eden tekleştiren bir yaklaşımı yoktur. Hatta eğer bir pozitif ayrımcılık yapmışsa, hep Alevilerden yana, Alevilerin o özgürlükçü demokratik, komünal demokratik karakterinden yana pozitif değerlendirmeler yapmıştır, her zaman hakkını vermiştir. Yeri geldiğinde, İslamiyette Alevi-Sünni tartışması yapıldığında ben her zaman İslam içinde Ali taraftarlarına en yakınım demiştir. Yani Alevi kültürünün ehli beytden geldiği hak, adalet, özgürlük, kültür eşitlik kültürüne Önder APO da hep değer vermiştir. Bu yönüyle önder APO’nun yaklaşımlarını hiç kimse tersyüz edemez. Farklı gösteremez. Önder APO demokratik özgürlükçü bir önderdir. Hiçbir haksızlığa tahammülü olmayan bir özgürlük savunucusudur. Kürtler üzerindeki haksızlığa karşıda böyledir. Aleviler, Êzîdîler, Yahudiler ve Süryaniler içinde yapılan haksız değerlendirmelere ve haksızlıklara karşıdır. Ama yanlış yakşlaşım kimden geliyorsa; ister bu Sünniden, ister Aleviden gelsin, ister Yahudiden gelsin, her türlü yanlışlığa karşı tutum belirleyen bir önderdir. Önderliğin tutum ve tavırları her zaman böyle olmuştur. Her zaman böyle bütünsellikli ele almak gerekiyor.
SİPAN CUDÎ/DEVRİM AMED / BEHDİNAN