- DAD Eşbaşkanı Zeynel Kete, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kapsayıcı hukuk, pozitif demokratik entegrasyon ve komünal örgütlenme temelinde ilerlemesi gerektiğini söyledi.
- Alevilerin bu sürece rızalık verdiğini belirten Kete, şunun altını çizdi: "Aleviler, tarihsel hafızaları, kültürleri ve inançları nedeniyle bu sürecin en güçlü öznelerinden biridir.”
Süreç kapsamında oluşturulacak komisyonlarda yer almak istediklerini belirten DAD Eşbaşkanı Zeynel Kete, "Biz Kürt Aleviler hem etnik kimliğimiz hem de inancımız nedeniyle sistematik ve uzun süreli bir yok etme siyasetiyle karşı karşıya kaldık” dedi.
Meclis’te 10 Ağustos’ta kabul edilen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasa kapsamında oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu, gerçekleştirdiği ilk toplantısında Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nun oluşturulması kararı aldı. Böylece Takip ve Değerlendirme Kurulu bünyesinde oluşturulan komisyonlarla süreçte yeni bir aşamaya geçildi. Meclis'te de bütün grupların katılımını öngören bir İzleme Komisyonu oluşturulacak. MA'ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eşbaşkanı Zeynel Kete, Alevilerin konumunu ve sürecin neden önemli olduğunu anlattı.
Ulus devletin dışladıkları
Amasya Protokolü, Erzurum ve Sivas kongreleri, Diyarbakır’da askeri yetkililere ve aşiretlere gönderilen mektupların tarihsel belgeler olduğunu hatırlatan Kete, şunları söyledi: "1921’de görece demokratik bir zemin varken, 1924 Anayasası’yla birlikte egemen kesim kendisini yasama, yürütme ve yargı alanlarında var etti. Toplum da ‘muteber vatandaş’ ve ‘muteber olmayan vatandaş’ olarak ikiye bölündü. Egemen ulus devlet anlayışı, kendisini anayasal bir sözleşmeyle güvence altına aldı. Bunun dışındakiler 'öteki' olarak konumlandırıldı. Takrir-i Sükûn, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu ve benzeri uygulamalarla Kürtlerin ve Alevilerin dili, kültürü, inancı ve tarihsel hafızası hedef alındı. Koçgirî, Şêx Seîd ve sonrasında yaşanan katliamlarla Kürt halkının demokratik talepleri bastırıldı. Biz Kürt Aleviler açısından baktığımızda ise hem etnik kimliğimiz hem de inancımız nedeniyle sistematik ve uzun süreli bir yok etme siyasetiyle karşı karşıya kaldık.”
Aleviler nefes alacak
Silêmanî bölgesinde 11 Temmuz 2025'teki silah yakma törenininde hazır bulunan Kete, şöyle devam etti: “Bu 100 yıllık sürecin ardından yeni bir dönemin başlangıcı anlamını taşıyor. Biz tekçi bir sözleşmeden dolayı yok edildik. Bunun yerine kapsayıcı bir hukuk getirildiğinde ve bunun mücadelesi verildiğinde en fazla Aleviler nefes alacaktır. Türkiye’de milyonlarca Aleviyi ilgilendiren bir durumdan söz ediyoruz. Demokratik olmayan bir sözleşmeden kaynaklı olarak bize yönelik bütün uygulamalar yasal bir prosedüre dayandırılıyor. O halde bu tekçi hukuk ortadan kaldırıldığında ve yerine kapsayıcı bir hukuk getirildiğinde Aleviler başta olmak üzere bütün ötekileştirilen kesimler nefes alacaktır.
Negatif entegrasyona uğradık
Biz bugüne kadar bu tekçi hukuktan kaynaklı olarak negatif bir entegrasyona uğradık. Dilimiz, kültürümüz, bize ait tarihsel değerlerimiz, tabiri caizse varlığımız, birliğimiz, dirliğimiz ve toplumsal hafızamız yok edildi, asimile edildik. Bunun en son modeli de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığıdır. Daha önce dergahlarımıza kayyumlar atandı. Bugün de aynı kayyum anlayışı farklı biçimlerde devam ediyor. Oysa Alevi toplumu, tarihsel olarak komünal bir toplumdur. Farklı coğrafyalarda farklı isimlerle anılsalar da Alevi topluluklarının ortak özelliği devlet dışı, üçüncü alanın bileşeni olmalarıdır. Bu toplum demokratik, kadın özgürlükçü ve ekolojik bir anlayışla kendi kendisini bugüne kadar getirmiştir."
Aleviler de yer alsın
Süreç kapsamında oluşturulan ve oluşturulacak komisyonları dar tutmamak gerektiğini vurgulayan Kete, şöyle konuştu: "Bütün kesimlerin yer alması gerekiyor. Biz Aleviler olarak da bu komisyonda görev almak istiyoruz, talebimizi her gün yeniliyoruz. Yüzyıldır bu ülkede sözde vatandaşız ama bizi muhatap olarak dinlesinler, söylemlerimiz nedir, beklentilerimiz nedir, birinci elden bizi dinlesinler. Biz inanıyoruz ki; bu sürecin öznesi olabilecek en güçlü potansiyeliz. Komisyonların kendi alanlarıyla ilgili hazırlayacağı raporların gerçekten muhataplarına verilmesi ve bu raporların göz önüne alınması, sürecin daha erken, daha kazasız ve daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesinin yolunu açacaktır.”
Devlet bizi tanımlamasın
Alevilerin taleplerini 27 Şubat sonrasında bir kez daha hem kamuoyu hem de Meclis'le paylaştıklarını hatırlatan Kete, şunları dile getirdi:
* Bizim birinci talebimiz, devletin bizi tanımlamamasıdır. Biz tanımlanmak istemiyoruz, yolumuz tanımlıdır. Bu çerçevede evrensel hukuk modelleri esas alınarak, bizim tarihsel hakikatimiz ve ötekileştirilmeden anayasal çerçevede güvence altına alınmamız gerekiyor. İki yıl önce Bulgaristan’da hükümet, Bektaşileri resmi olarak kabul ederken kendine göre bir tanımlama getirmedi. ‘Bektaşilik bir inançtır’ deyip yasal ve demokratik çerçevede kendi inançlarını istedikleri gibi yaşayabileceklerini vurguladı. Biz de demokratik bir ortamda biz inancımızı özgürce yaşamak istiyoruz. Demokratik Cumhuriyet’te ortak vatandaş, eşit yurttaş anlayışıyla bu kültürün ve barışın en önemli öznelerinden biriyiz.
* Cumhuriyet’ten bugüne kadar hakikat ve özgürlük uğruna Hakk’a yürüyen canlarımız var, değerlerimiz var. Başta Seyit Rıza olmak üzere, demokratik inancı ve demokratik İslam’ı savunduğu için katliama uğramış bütün hakikatçilerin mezar yerlerinin belirlenmesi gerekiyor. Bu mezar yerleri bilinmelidir.
* Bize ait el konulan dergahlarımız var. En basitinden Hacı Bektaş Dergâhı bugün müze olarak kullanılıyor. Bunların hepsinin yerleri belirlenmeli ve bize iade edilmelidir. Dergâhlarımız yalnızca ibadet mekanları değildir; toplumsal hafızamızın, kültürümüzün ve inancımızın yaşadığı mekanlardır.
* Eğitim müfredatındaki tekçi, cinsiyetçi ve milliyetçi bütün programların bir an önce kaldırılması lazım. Bilimsel, laik, demokratik ve ana dilde eğitimin gelmesi gerekiyor. Mutlaka pedagojik formasyon gören ve Alevi camiasından gelen insanlarla beraber ders kitaplarının yazılması gerekiyor. Mevcut müfredattaki tekçi anlayış toplumsal farklılıkları görünmez kılıyor.
İkrar ve rızalık
Aleviliğin tarihsel olarak ikrar ve rızalık temelinde şekillenen bir inanç olduğunu anımsatan Kete, "Alevi toplumunun talepleri Barış ve Demokratik Toplum Perspektifi’yle güçlü bir biçimde örtüşmektedir. İkrar ve rızalık ahlaki ve politik bir tutumdur. Biz bu sürece rıza gösteriyoruz, ikrar veriyoruz. Alevilerin tarihsel hafızalarının sürece dahil edilmesi, bu hafızanın yalnızca geçmişe ait bir değer olarak tutulmaması ve barışın toplumsallaştırılması için harekete geçirilmesi gerekiyor" diye konuştu.
Üç ayakla ilerlemeli
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kapsayıcı hukuk, pozitif demokratik entegrasyon ve komünal örgütlenme temelinde ilerlemesi gerektiğini belirten Kete, şunları ekledi: "Bu üç ayağın demokratik bir sözleşmeyle güvence altına alınması halinde başta Aleviler olmak üzere farklı toplumsal kesimler de kendisini bu süreçte görecektir. Bu durumda Barış ve Demokratik Toplum perspektifi bütün ötekilerin mücadelesini ilgilendiriyor. Aleviler, tarihsel hafızaları, kültürleri ve inançları nedeniyle bu sürecin en güçlü öznelerinden biridir.” ANKARA