Alevi hareketi, son 20 yıl içerisinde hem kendi iç dinamikleri, hem de dış etkenler nedeniyle büyük bir değişim-dönüşüm süreci yaşadı. Alevi toplumu, son dönemlerde AKP’nin kendisine yönelik tuzakları sezme, CHP’nin ise devletçi ve milliyetçi tutumundan kendisini sıyırmaya yönelik bir tutuma yöneliyor. Devrimci ve demokratik güçler ise bu belirtileri önemli görüyor ve değer biçiyor.

29-30 Haziran tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de ‘Barış ve Demokrasi Konferansı’nda yürütülen tartışmalarda Alevi toplumu temsilcileri de güçlü bir şekilde yer aldı. Geçmişte yaşadıkları acıları, halklar ve inanç grupları arasındaki iletişimsizlikleri, kaygılarını, umutlarını ve çözüm önerilerini anlattılar.
-  Alevi hareketi siyasi ve toplumsal önem kazanan çözüm sürecinin neresinde,
- Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin dünü bugünü,  
- Sistemin ve değişik ulasalcı kesimlerin Alevilere ilişkin hesapları ve Alevileri bekleyen tehlikeler,
- ‘Gri dedeler’ ve paralı dedeler…  
Tüm bu soruları, ‘Barış ve Demokrasi Konferansı‘ delegesi, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyon (AABK) Genel Sekreteri Bülent Ant’a sorduk.
 
Bildiğiniz gibi 21 Mart’tan beri Türkiye demokrasisini çok yakından ilgilendiren bir süreç yaşanıyor. Sayın Öcalan’ın mesajı ile başlayan süreci siz nasıl görüyorsunuz?
Bu konuda bizim Alevi hareketi olarak yaklaşımımız şu: Biz daha yolun başındayız ve bir hazırlık sürecini başlatıyoruz. Fakat süreç lehimize çalışıyor, alehimize değil. Bu, umut verici bir durumdur. Bu anlamda süreç hızlı bir şekilde barışa hizmet edebilecek bir yönde hareket etmektedir. Alevi Hareketi bu sürecin içinde olduğu kadar, sürecin hızlanmasına da verimli katkılar sunuyor. Önemli olan sürecin başarıyla sonuçlanmasıdır. Henüz yolun başındayız. Fakat Gezi Parkı eylemlerinde izlediğimiz gibi Türkiye halkları sürece hazır. Bu da önemli bir değişimdir. Bu süreç, Türkiye hükümetini zorlayacak ve Türkiye’nın demokratikleşmesine yol açacaktır.
 
AKP Hükümeti uzun dönemdir Alevi toplumunu kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Bu konuda yapılan Alevi çalıştaylarının yanı sıra ‘Alevi açılımı’ndan da söz edildi. Bütün bunlarla yapılmak istenen nedir?

Bütün bunlar manipülasyondur. Biz bu söylemlere başından beri güvenmedik. Hükümetin samimi olmadığını biz baştan beri hissettik. Fakat ‘bu bir fırsattır’ dedik. ‘Olur ya, bir şeyler değişir’ dedik. Bildiğiniz gibi Avrupa’daki Aleviler olarak çok geç bu sürece dahil olduk. Bu da biraz kaygılarımızdan kaynaklıydı. Tahmin ettiğimiz sonuç çıktı. Yani o sürecin içi boştu ve fiyasko ile sonuçlandı.
 
Alevilerin yıllardan beri bir örgütlülüğü vardı. Ancak son zamanlarda Alevi cephesinden gelen tepkilerin daha da güçlü bir şekilde kendini hissettirdiğini görüyoruz. Bunda Türk hükümetinin Alevilere yönelik olumsuz uygulamların payının etkisi var mı?

Tabii ki bunda AKP’nin bir payı olduğunu hesaba katmak gerekiyor. Niçin? Çünkü AKP Hükümetinin şiddet ile Alevilerin üzerine gelişi, Alevileri ötekileştirmeye çalışması, bunun yanı sıra nefret dilini kullanması toplum nezdinde ciddi bir tepkiyi de beraberinde getirmiştir. Artı, bulunmuş olduğumuz dönemde her ne kadar ‘Ülkede ekonomik refah üst düzeyde’, ‘Artık orta direk belli bir ekonomik statüye sahip oldu’ gibi sözler ediniyorsa da, aslında gerçek olan ülkenin tekrar ekonomik krize girmesinin büyük bir payı olduğunu düşünüyorum.
 
Avrupa’da AABK olarak, Kürdistani ve Türkiyeli demokratik kurumlarla birlikte Demokratik Güç Birliği Platformu içinde yer alıyorsunuz. Bu platformdaki pozisyonunuz ve katkınız konusunda neler söyleyeceksiniz?

Avrupa’daki Aleviler cephesinden bakarsak, bugün Avrupa’da 14 ülkede örgütlü bir yapımız var. Yaklaşık 20 yıldır bir çalışma süreci içerisinde bulunmanın sonucudur bu. Bu 14 ülkedeki örgütlülüğü tek bir çatı altında tutabildik. Avrupa’daki Alevi hareketinin bağımsız çizgisini, son derece ön planda tutmak isterim. Çünkü Avrupa’daki Alevi hareketinde gerçekten de bağımsız bir çizgiyi savunan bir yapılanma görebiliyoruz. Demokratik Güç Birliği Platformu’nda bu özgün kimliğimizle yer alıyoruz. Türkiye’deki Alevi hareketi ile kıyasladığımızda oradaki bağımsızlık çizgisinden taviz verdiklerini görebiliyoruz. Bu da oradaki Alevi canlarımızın yaşam şartlarından kaynaklı bir olaydır. Kimilerinin belediye ve CHP’yi arka bahçe olarak gördüğünü ve buraları çıkar alanı olarak düşündüğünü görüyoruz. Bu anlamda Türkiye’deki Alevi hareketi, kendi bağımsız çizgisini yakalayamadı. Ama bu son dönemlerde Türkiye’deki Alevi hareketi de özellikle ciddi şekilde kendini irdeliyor. Umarız ki, Avrupa’da bugün gerçekleştirdiğimiz böyle bir süreci, Türkiye’de daha canlı, daha da coşkulu yaşarız. Çünkü bu işin potansiyeli orada. İşin özü orada. Umarız ki, oradaki Aleviler de, sadece barış konferanslarında yöneticiler olarak yer alma yerine, kimlikleri ve düşünceleri ile bu yapıların içinde yer alır.

Alevi hareketinin geçmişte bazı zayıf noktaları da oldu. Örneğin, Kürt Özgürlük Hareketi’ne uzak durdu. Kimi etkinlikler ve toplantılarda Kürtleri kabul etmeyen, onları televizyon programlarına davet etmeyen bir yaklaşımları oldu. Geçmişte Kürt halkı temsilcilerinin bulunduğu toplantılara katılmama eğiliminde olan Alevi yöneticiler bugün birlik çağrıları yapıyor, Kürt halkı ile beraber, kardeşçe hareket etmenin yollarını arıyor. Böylesi değişimin temelinde ne var? 
Bu değişimi süreç ile ilgili bir olay olarak değerlendiriyorum. Bu kopukluk, karşılıklı güvensizlikten kaynaklanıyordu. Alevi hareketi o dönemde taze bir hareketti. Alevi hareketi ilk ortaya çıktığı dönemlerde ona bir güvensizlik vardı. Bu güvensizliğin haklı yanları da vardı. Bunu da görmek gerekiyor.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti çeşitli oyunlar ile bu işe yaklaşıyordu. Türkiye Cumhuriyeti oyunlarla Alevilere yaklaşırken, siyasi partiler ve siyasi renkler de Alevilere bir oy potansiyeli olarak yaklaşıyorlardı. Sanırım Avrupa’daki örgütlenmede ona eş biçimlenmeler oldu. Aleviler ilk örgütlenme döneminde, gerek diğer devrimci güçler gerekse de Kürt hareketi tarafından biraz ötekileştirme ve itilmeyle karşı karşıya kaldı. Fakat süre içerisinde yakın diyaloglar, ilişkiler, bunun böyle olmadığını gösterebildi. Diğer taraftan bakarsak, Kürt hareketine tepki geçmişle ilgilidir. Tepki, Osmanlı döneminden günümüze kadar olan süreçle ilgilidir. Ayrıca Şafiiliğe karşı bir önyargının, bir tepkinin etkisi olduğunu da söyleyebiliriz. Alevi toplumunda Şafiiliğe karşı bir önyargı ve bir tepki vardı. Bunların doğruluğunu, yanlışlığını ancak konuşarak, tartışarak, yüzleşerek sonuçlandırabilirsiniz. Fakat burada asıl irdelemesi gereken konu ‘Neden bu toplum karşı karşıya getirildi’ sorusudur. Neden birbirlerine karşı böylesi düşmanca tavır içine girdi. Yobaz kesimler, Kürt toplumunda Şafii ve Alevileri karşı karşıya getirmiş, onları birbirine düşman etmiştir. Bu karşı karşıya getirmede işte bu yobaz kesimlerin payı büyüktür. Yine sistemin payı çok büyüktür. Çünkü, bununla sistem rant elde etmiştir. Geçmişte bu şekilde rant kazandı, bugün de halen kazanıyor. Bazıları, ‘Bu barış sürecinde nasıl olur da Aleviler ile Kürtleri karşı karşıya getiririz’ diye geçmişe dayalı nifakları, geçmişe dayalı kıyımları, ölümleri gündeme getirme dayatmasında bulunuyor. Ama bu engeli, eminim ki hep birlikte, birleşerek, ortak güç olarak aşabiliriz.
 
Peki bu dayatma dediğiniz, bu karşı karşıya getirme çabası gıdasını nereden alıyor?

Bu doğrudan ve açık bir şekilde sistemden kaynaklanıyor. Özellikle bugünkü iktidarın kendisinden kaynaklanıyor. Çünkü Başbakan artık her tarafta meydan okuyor, her tarafta herkese her türlü hakareti yapabiliyor. Fakat bugün artık Alevi toplumu, dün olduğu gibi örgütsüz değil. Bugün örgütlü ve güçlüdür. Alevi toplumu dün bilgiden, birikimden, birçok doğrudan uzak kalıyordu. Bugün çeşitli olumlu, yapıcı diyaloglar gerçekleştiriyor. Diyaloglar, yakınlaşmalar, yönetici ve önderlerin biraraya gelip konuşmaları tabanda çok ciddi bir ılımlı hava yaratıyor. İftiralar ve geçmişteki o sorunları artık bir kenara bırakıyorlar. Geçmişi bir kenara bırakıp, ileri doğru gitmede daha ciddi şekilde birbirlerine ihtiyaç duyuyorlar. Bu açıdan bu işin doğruluğuna inanarak, bilakis bu mücadelede üzerimize düşen neyse, yan yana değil, önünde veya arkasında değil, omuz omuza bunun mücadelesini vermeyi hedef aldık.

Şöyle bir nokta da var. Ulusalcıların özellikle TGB ve benzeri ırkçı ve rantçı kesimlerin Alevi gençliğine sızması söz konusu. Avrupa’da da bunun örnekleri var. Buna karşı herhangi bir adım atıldı mı, atılacak mı?

Bu tabii ki bizim için bir tehlike arzediyor. Bu da bizim dikkatimizden kaçmıyor. Çok ciddi şekilde Alevi gençliğimiz bu tuzağın içinde. Burada örneğin futbol ya da takım tutma sevdasından yararlanıyorlar. Takım tutma sevdası üzerinden gençlerimizi kandırmaya çalışıyorlar. Özellikle biraz da geçmiş süreci de vardır bunun. Geçmişte İşçi Partisi’nin davranışları bu işin içerisinde rol oynuyor. CHP’nin çok ciddi bir rol oynadığı söz konusudur. Fakat bu konuda şöyle bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor ki bu da sevindiricidir. Son dönemlerde o TGB dedikleri yapının içerisinde geçmiş devrimci gelenekten gelen insanlarımızın yavaş yavaş oralarda etkin ve yaptırım pozisyona geldiklerini de sevinerek izleyebiliyoruz. Bu biraz umut vericidir, ama bunu beslemek, genişletmek gerekiyor. Tedbir noktasında baştan itici olmamak gerekiyor. Ulusalcı yaklaşım ve takındıkları o tavırların doğru olduğu noktasında bir izlenim de bırakmamak gerekiyor. Kendi rengimizi kesinkes belli etmemiz ve yanlışların altını çizmemiz gerekiyor.

CHP ve İP’in Alevi hareketi içine sızma tehlikesinden bahsettiniz. Ayrıca, AKP’nin de Aleviler üzerinde bir manipülasyon politikası var. Örneğin verilen pasaporttan dolayı kendilerine ‘gri dedeler’ adı verilen dedelerin, Avrupa’ya gönderilmesi… İkinci olarak gündemdeki dedelere maaş bağlanması konusudur. Sizin bu konudaki görüşlerinizi de almak isteriz.
Bu bir bölme operasyonudur. Alevileri hep zayıf noktalarından yakalamaya çalışıyorlar. Örneğin pirlere maaş verme olayı. Maaşı neye göre verecek?
İşte kanunun bilmem hangi maddesine göre veya devlet memuru yasasına göre uydurup, pirlerimizi devletin memuru yapacaklar. Amaç budur. Şimdi devletin memuru olabilen bir pir, yola ve erkana nasıl bir hizmet sunacak?
Bu işin özünden ne kadar kopuk olduğu aslında buradan bellidir. Ama buna taraf olanlar da olacaktır. Sadece o insanın, o pirin fakirliğini kötüye kullanıyorlar. Bu da özellikle ahlaki bir kınamayı gerektiriyor. Bu aslında kalleşçe bir oyundur. Ama bunların yaptıkları ilk değildir. Bugün İzzettin Doğan zihniyetine baktığımız zaman yıllardan beri, açık ödeneklerden milyarları götürdüler. Bugün Cem Vakfı’nın Türkiye’deki kurumlarına gidin bakın, bir sürü kadrolu işçiler çalışıyor. Onlar da devlet memuru statüsündeler. Bunlar bilinen şeylerdir. Ama her toplumda olduğu gibi -nasıl ki bir Kürt işçiyi yakalayıp para ile görev veriyorsa- Alevi vatandaşların içerisinde o paraya meyilli olanları yer verecekler. Ama bunlar, kesinlikle bir azınlık olacak. Yine onurlu olanlar kazanacaktır, diye düşünüyorum.

Temel hedefimiz ortak yapıdır

Şu an genel bir birlik havası var. Brüksel’de yapılan “Barış ve Demokrasi Konferansı“nda halklar ve inançlar arasında birlik ve kardeşlik mesajları verildi. Ortak yapılanma konusundaki görüşleriniz nedir?

Tabii ki bu girişimlerin toplum için ciddi bir faydası vardır. Toplumların yakınlaşması önemli bir adımdır. Geçmişte yanyana gelemeyenler bugün yanyana gelmişler ve ortak düşünceler üretmeye çalışıyorlar. Bu, işin henüz başıdır. Yolumuz daha uzundur. Ortak bir yapılanmayı yaratmak temel hedefimiz olmalıdır. Bunu alanlara taşıyabilecek, müdahaleler yapabilecek, birlikte harekete geçirebilecek, bu birlikteliği daha da pekiştirebilecek bir oluşuma ihtiyaç vardır. İşte bizler, bu oluşumu çıkarmaya çalışıyoruz. Böyle bir oluşum bundan sonraki dönemlerde ciddi gelişmeler sağlar.
Biz Alevi hareketi olarak ‘Barış ve Demokrasi Konferansı’nda ne istediğimizi, kaygılarımızı ve umutlarımızı açıkladık. Bu birliktelik bir örgütsel yapılanmaya da yansımalı. Onun ileride bir siyasi tavrının da oluşması, bir siyasi gövdeye de bürünmesi gerekiyor. Bunu başaramayacak bir engel de yoktur önümüzde. Tek engel olan bizlerin kendisidir. Ya kendimize olan güvensizliğimiz, ya da birbirimizi karşı olan güvensizliğimiz bir engel teşkil edebilir. Onun dışında böyle bir oluşum kendisini dayatıyor.
 

NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU