Son zamanlarda AKP hükümeti yeniden Alevi açılımından söz etmektedir. AKP hükümetinin faşist yüzünü en acımasızca gösterdiği bir dönemde Alevi açılımından söz ederek yüzünü yumuşatma ve faşist uygulamalarını örtmeyi hedeflemektedir. AKP hükümetinin demokratik karakteri olmadığından ne Kürt sorununu ne de Alevi sorununu çözebilir. Demokratik olmayan bir hükümetin Alevilerin sorunlarını çözeceğim demesi büyük bir yalandır, demagojidir. Demokratik olmadan, tekçi zihniyetten vazgeçmeden Alevilerin sorunlarının çözülmesi mümkün değildir. Türkiye'de tek millet yaratma ile tek inanç yaratma politikası yüz yıldır iç içe sürdürülmektedir.
Alevi açılımının gündeme getirilmesi sorunların çözümü için değildir. AKP hükümetinin yaşadığı sıkışıklıktan kurtulmak için Alevileri oyalama ve hatta parçalamak için böyle bir açılım gündemi ortaya atılmıştır. Bu, Alevilere yönelik bir özel savaş politikasıdır, psikolojik savaş harekatıdır. Aleviler politikleşmiştir. Kendi özgür ve demokratik yaşamlarını demokratikleşmeyle gerçekleşeceği bilincine kavuşmuşlardır. Bu nedenle demokrasi ve özgürlük mücadelesi içerisinde aktif biçimde yer almaktadırlar. İşte AKP bunu kendisi için tehlike olarak görmektedir. Gezi Direnişi'ne Alevi gençliğinin aktif katılması, HDP çatısı altında Alevi toplumunun birleşmesi AKP'yi korkutmuştur. Bu nedenle kendine göre Alevilerin önüne bazı kırıntılar atarak Alevileri demokrasi mücadelesinden geriye çekmeyi hedeflemektedirler.
AKP zihniyeti hem hegemonik ve otoriter, hem de mezhepçidir. Böyle bir hükümetin Alevilerin sorunlarına çözüm getireceğini beklemek, katırdan doğum yapmasını beklemektir.
Aleviler sistem içine çekilmek istenmektedir. Nasıl ki Sünni İslam devlet inancı haline getirilmişse, Alevilik de devleti savunan, devletin antidemokratik uygulamalarına örtü olan bir inanç haline getirilmeye çalışılmaktadır. Aslında devlet içine çekmek Aleviliği asimilasyon değirmeni içine sokmak anlamına gelmektedir. Bu açıdan Aleviliği devletin içine sokacak her adım Aleviliğe ihanettir. Bunu anlamamak en hafif deyimle gaflettir.
Devlet dışında kalmak
inancı korur
Alevilik ancak devlet dışında kalarak kendi inancı, kimliği ve kültürüyle özgür ve demokratik yaşamını sağlayabilir. Zaten bugüne kadar devlet dışında kalarak inancını özüyle ve kültürüyle koruyabilmiştir. Eğer Alevilikte demokratik, özgürlükçü ve ilerici yanlardan söz edebiliyorsak, bunun nedeni, şimdiye kadar Aleviliğin devlete bulaşmamış ve devlet dışı kalmış olmasındandır.
Devlet demokrasi karşıtıdır. Ne kadar çok devlet o kadar az demokrasi, ne kadar çok demokrasi o kadar az devlet formülü doğrudur. Demokratik olmak devlet dışında kalmakla olur. Örneğin demokratik İslam devlet dışı kalmak anlamına gelmektedir. Yani İslam’ın ancak devlet dışında kalarak demokratik karakter taşıyabileceği ve özündeki değerleri koruyabileceğini ifade etmektedir. Bu açıdan demokratik İslam savunulduğu andan itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı savunulamaz. İslam demokratik olacaksa Türkiye somutunda Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılması gerekir. Din toplum içinde olursa, İslam toplumu kendi inancını örgütler, kendi işlerini kendisi yaparsa, o zaman demokratik karaktere kavuşup özünü koruyabilir. Yoksa devlet ve iktidarcı siyasetin aracı haline gelir. İktidarı ele geçirmek isteyenler dini kullanır. Dolayısıyla dini kullanarak iktidar olmak ister. Bunun için din ve mezhep karşıtlıkları üzerinden kendini ayakta tutar. Nitekim dinin devlet içine alınmasıyla esas olarak yaşanan budur. Tarih bunun kanıtıdır.
Bu açıdan nasıl ki İslam’ın devletleşmesini, devlet içine alınmasını doğru bulmuyorsak, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılmasını istiyorsak, o zaman Aleviliğin devlet içine alınmasına da karşı çıkmak gerekmektedir. Yoksa tutarlı olunamaz.
Aleviler devletten sadece anayasal ve yasal olarak Türkiye'de Alevi inancının var olduğunu kabul etmesini ve bu inancın istediği gibi ibadet etmesi ve inancını sürdürmesini sağlama özgürlüğünü tanımasını talep edebilir. Aleviler neye inanıyorsa, nereyi ibadet yeri olarak görüyorsa devlet onu kabul etmeli ve saygı duymalıdır. Devlet Alevilerin ibadet yerini tanımlayamaz. Devlet, Aleviliğin nasıl bir inanç olduğunu, Alevilerin nasıl yaşayacaklarını tanımlayamaz.
Maaş alarak pir olunmaz
Aleviler Cemevlerinde ibadet yaparlar. Alevilerde pirler kendi inanç toplumu ile birlikte işlevlerini yerine getirirler. Yani devletten maaş alarak pir, mürşit, dede olunamaz. İnançlar topluma aittir. İnançlar ve dinler devletçi çağda da devletin uygulamalarına karşı olarak kendilerini tanımlamışlardır. Yani devlet dışı kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu gerçeği anlamadan zaten ne dinler, ne inançlar anlaşılır, ne de bunun gerekleri doğru biçimde yerine getirilebilir. Kim devletten maaş alırsa, hangi inançtan olursa olsun artık o inancın sözcüsü değildir; devletin sözcüsüdür. Devletin vaazını verir. Nitekim Türkiye'de camilerde hükümet ve devletin istediği doğrultuda vaazlar verilmektedir. Devletin dine el attığı her yerde yaşanan gerçeklik budur.
Aleviler devletten şu veya bu imkanı beklememeli. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden bir inancı hakim kılma ve devlet İslam’ı yaratma çalışmalarına imkan sunulmasına da şiddetle karşı çıkılmalıdır. Aleviler kendi ilkelerinde ve savunduklarında tutarlı olmalıdır. Diğer inançlar ve dinler için eleştirdiğini kendisi için isterse bu tutarlılık olmaz. İnançlar devlete bulaştığında özünü kaybetmişse bu Alevilik için de geçerlidir. Hem devlete bulaşılacak, hem de Alevilik korunacak! Bu mümkün değildir. Amiyane deyimle eşyanın tabiatına aykırıdır.
AKP’den Aleviler hayır gelmez
Aleviliğin olduğu gibi kabul edilmesi önemlidir. Aleviler kendi ibadet yerlerinde kendi inançlarıyla ve kültürleriyle yaşamalıdırlar. Ancak bu da demokratik bir ülkede gerçekleşir. Ancak demokratik bir ülkede şu inancın, bu inancın hakimiyeti söz konusu olmaz. Bu açıdan Alevilerin esas amacı Türkiye'yi demokratikleştirme olmalıdır. Dolayısıyla antidemokratik bir AKP’den Aleviler için hayırlı bir şey beklenemez. Aleviler kendileri için hayırlı her işi demokratikleşme mücadelesinde görmelidir. Devletin ve hükümetlerin demokrasi güçlerini parçalama, demokrasi cephesini zayıflatma politikasına karşı çıkılmalıdır.
Aleviler şimdiye kadar baskı görmüş, zulüm görmüş, acı çekmiş, ama inancından vazgeçmemişlerdir. Alevilikte dönme kadar horlanan başka bir duruş yoktur. Tüm baskılara rağmen devlet dışı toplum olarak yaşamasını bilmiştir. Yani Pir Sultan tutumunda görüldüğü gibi Hızır Paşa sofrasına oturmamıştır. İnancına çıkarı, iktidarı, devleti bulaştırmamıştır. İnancında var olan olumlu özellikleri böyle korumuştur. O zaman bu olumluluklarını koruyacak duruşu sürdürmelidir. Olumlulukları koruyan tarihi duruşuna ters bir tutum içine girmemelidir. Devletin gereksiz hale geldiği, bu nedenle sömürücü sistemlerde bile küçültülmeye çalışıldığı ve giderek anlamsızlaştığı çağımızda devlet dışı toplum olarak kalmak, yani demokratik karakterini korumak önemli bir değerdir. Bu açıdan demokrasi çağında devlete yaklaşmak, devlet içine girecek adımlar atmak çağdaşlığa da terstir. Aleviler devlet dışı olmanın tam da onurunu ve sefasını yaşayacaklarken; demokrasi çağında devlete bulaştırılması, devlet içileştirilmesi Aleviliğe ihanet anlamına gelecektir.
Ulus-devlet inanç soykırımıdır
Ulus-devlet çağında yaşanan en kötü durum, kültürel soykırımın yaygınlığı ve derinliğidir. Ulus-devlet çağında inanç soykırımı da yapılmaktadır. Nitekim ulus-devlet çağı kadar inançların soykırıma uğratıldığı başka bir çağ görülmemiştir. Ulus-devlet her şeyi tekleştirmeyi hedeflemektedir. İster Hıristiyanlık, ister İslamiyet, ister başka bir inanç olsun kendini yerel karakterleriyle zenginleştirirler. Böylece her inanç toplum tarafından daha çok benimsenir. O inanç yerelleşmesiyle toplumun ihtiyaçlarına daha iyi cevap verir. Ancak ulus-devletle birlikte, onun felsefesiyle birlikte inançlarda var olan farklılık ve zenginlikler de tek tipleştirilmeye çalışılmıştır. Hem hakim inanç tek tipleştirilir, hem de farklı inançlar bu hakim inanç içinde eritilir. Modernist ulus-devlet çağında inançların başına gelen de budur.
Türk devleti Diyanet İşleri Başkanlığı vaazları ve dinin yaşama biçimini yereldeki farklılıkları ortadan kaldırarak tek tipleştirir. Diyanet İşleri Başkanlığı her şeyi merkezi belirleyerek inançların, ibadetlerin, cenaze törenlerinin ya da inancın başka faaliyetlerinin hepsinin aynı olmasını sağlar. Ulus-devletin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir görevi de budur. Bazı Alevi dernekleri ve kurumları da sanki bu olumlu bir şeymiş gibi Alevilerin ibadet, inanç ve yaşam biçimlerini tekleştirmek için merkezi söylemler ve kurallar ortaya çıkarmışlardır. Cem vakfının cenaze namazı şöyle olur, Cem’de şöyle vaaz verilir, Cemlerde şöyle hareket edilir, konuşulur gibi tek tipleştirici kalıplar ortaya koyması bunun en somut ifadesidir. Bu yaklaşım Alevileri güçlendiren değil, çoraklaştıran ve zayıflatan sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bu, aslında Alevileri inanç soykırımına uğratmak isteyen ulus-devletin tek tipleştirici uygulamasını taklit etmek anlamına gelmektedir. Bu durum kesinlikle olumlu bir şey değildir. Aksine Alevi Kızılbaş inancını ve geleneğini tek tipleştirmek ve zenginliklerini öldürmektir. Eğer Aleviler devletleşmiş İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilikten farklı bir inanç olacaksa, devletlerin yaratmak istediği bu tek tipleştirici kalıplara karşı çıkmalıdırlar.
Aleviler ocaklarını korumalıdır
Aleviliğin her alana göre yerelleşmesi, yerel öğelerin ve motiflerin ortaya çıkarılması bir eksiklik, yetersizlik değildir; tam tersine zenginleşmesidir, toplumsallaşmasıdır, işlevselleşmesidir. Bu açıdan bırakalım tek tipleştirmeyi, yerel öğeler, motifler ve farklılıklar korunmalıdır. Modernist pozitivist ulus-devletçi yaklaşımlar aslında inançlardaki olumlu özellikleri öldürme karakterine sahiptir. Bu açıdan pozitivist ve modernist bu eğilimlere karşı çıkılmalıdır. Dersim’de her ocak kendi otantikliğini korumalıdır. Axuçan ocağı, Baba Mansur ocağı, Kureyşan ocağı, Sinemilli ocağı, Derviş Cemal ocağı, Çepni, Hubyar, Tahtacı ocağı ve diğer ocakların hepsi kendi orijinal, yerel inanç değerlerini korumalıdır. Böylece Alevi Kızılbaşlar benzer yanlarıyla ortaklaşan, ama farklılıklarıyla da zenginliği yaşayan bir inanç olarak varlığını sürdürür. Tek tipleştirmek ilericilik değildir, gericiliktir. İnançları devlete ve iktidara göre düzenleme çalışmasıdır. Hem ortak yanları tespit etmek, hem de farklılıkları görmek önemlidir. Evrensel ve yerel olan birbirini tamamladığında orada doğru bir inanç ve düşünce var olur. Her konuda evrensel ve yerelin birbirini tamamlamasını esas almak bizleri doğruya ulaştırır.
Alevilik ne devletleştirilmeli, ne de merkezileştirilmelidir. Alevilerin farklılıklarını korumaları yanında, ilişkileri de merkezi olmamalıdır. Alevilik için en doğru ve isabetli ilişki biçimi, demokratik konfederaldir. Yani yereli esas alan, bu temelde bir demokratik ilişki sistemi oluşturan bir ortaklaşma olmalıdır. Merkeziyetçi karar alan, merkeziyetçi fetvalar veren bir ilişki biçimine karşı çıkılmalıdır. Başımızda bir halife olsun, merkezi organlarımız olsun biçimindeki merkezi temsillerimiz olsun, herkes onu esas alsın, onu dinlesin demek de büyük bir yanlışlıktır. Bu da Aleviliğin özüne aykırıdır. Aleviliğin hakim inanç tarafından asimile edilmesi kadar tehlikelidir. Her ocağın mürşidi vardır; bağlı olduğu değerler vardır ama her ocak başka bir ocağın mürşidini, pirini de bir değer olarak görür. Özcesi ulus-devlet çağının, pozitivizm çağının, kapitalist modernitenin düşünce kalıpları ve alışkanlıklarından kendimizi kurtarmamız lazım.
Aleviler birliği ve
ortaklaşmayı sağlamalı
Kuşkusuz bazı istişare kurumları ve meclisleri olabilir. Ama bunlar tamamen demokratik konfederal temelde işlemelidir. Zaman zaman bu meclisler bir araya gelip sorunlarını tartışabilirler. Anlaşılan temel konularda ortaklaşırlar. Ortaklaşılmayan konularda, özellikle yereli ilgilendiren konularda tamamen yerelin, yani konfederal birimlerin düşünce, söz ve kararı esas alınır. Merkeziyetçi bir sistem yaratıp, karar alıp şöyle şöyle uygulayalım demek kesinlikle yanlıştır. Aleviliği merkezileştirdiğimiz an mutlaka bir iktidarın yedeği haline getirmeye adım atmış oluruz. Bu, merkezileşmenin kanunudur. Hiçbir inanç, kültür, kurum merkezileştiğinde bu durumdan kendini kurtaramaz. Bu konular hassas konulardır. Üzerinde ciddi olarak düşünülmeden şöyle merkezileşelim, bizim de şöyle merkezi kurumlarımız olsun demek, telafisi zor ve Aleviliği olumsuz mecralara götüren sonuçlar doğurur.
Bazı eğilimler sanki Aleviliğin merkezi karar organları, merkezi kurumları yokmuş ondan dolayı Aleviler haksızlığa uğramış ya da kendilerini koruyamamış, kendilerini savunamamış gibi düşüncelere sahiptirler. Bu tür düşünce biçimi tamamen yanlıştır. Bu düşünme biçimi gerçekleri saptırmak, doğruların ve yanlışların nereden kaynaklandığını gözden kaçırıp Aleviliği bazı iktidar güçlerinin, güç merkezlerinin hizmetine sokmayı hedeflemektedirler.
Kuşkusuz tüm Alevi ocakları, Alevi kurumları, dernekleri, federasyonlarının bir araya geldiği platformlar olmalıdır. Alevilerin birliğini ve ortaklaşmalarını sağlamak gerekir. Ama bunu merkezileşme ve merkezi kurumlar yaratma biçimde ele almak yanlıştır. Aleviler demokratik konfederalizmi bilince çıkarır ve bu ilkeleri esas alırlarsa birliklerini de, ortaklaşmalarını da sağlarlar ve Alevileri asimile eden, Alevileri baskı altına alan, Alevileri sindirip ezmek isteyenler karşısında çok daha güçlü tutum gösterirler. Toplumlar merkezi kurumlarla değil, demokratik kurumlar, ilkeler ve ilişkilerle güçlenirler. Demokratik toplumlar daha güçlü toplumlardır. Dolayısıyla dışarıdan gelecek saldırılara karşı da kendini en iyi savunan toplumlardır.