Aslında bu konuşma sosyal demokrat olduğunu iddia eden, muhalefet parti adına değil de, faşist bir partinin bildirisi gibiydi. Sürekli "devleti kuran partiyiz” diye övündükleri CHP’nin altı okunun bazılarını Hamdullah Suphi Tanrıöver’in İtalyan faşizminden övgüler sıralayarak, alıp önerdiği ve kabul edilen ilkelerden oluştuğunu düşündüğümüzde, "faşist parti” nitelemesinin haksız olmadığı yeterince açıktır. Meseleyi böyle belirledikten sonra, Onur Öymen’in "Partinin, (CHP’nin aslında devletin) yaşaması adına "anaları ağlatmak iyidir, doğrudur ve gereklidir" söylemine şaşmamak gerekiyor. Bu söylem ve eylemler, partiye ithal edilen bazı isimler, CHP'ye oy veren Alevi kesimi rahatsız ediyor, CHP sorgulanmaya alınıyor yeni arayışlara yönelimler başlıyordu.
Alevi örgütlerinin "Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” sloganıyla ülkeyi dolaşarak örgütlemeye yöneldikleri ve diğer demokratik örgütler, ÖDP'den ayrılan muhalifler ve daha birçok katılımla EDP'nin kuruluşu… Alevilerin CHP ile kıyılan Katolik nikahının bozulma sinyallerini veriyordu. EDP’nin başkanı Kürt-Alevi, yönetimin çoğu Alevi örgüt yöneticilerinden oluşuyordu. İşte tam bu dönümde CHP’nin başına Alevi-Kürt üstelik Dersimli bir Genel Başkan geliyor ya da getiriliyor. Parti kamuoyunun, parti ideolojisinin demokratikleşeceği umudunu taşıması da anlaşılır oluveriyor… Nasıl anlaşılıyorsa ve alalacele Aleviler ve örgüt yöneticilerinin bazıları EDP'den ayrılıp yine CHP'ye yöneliyorlar adeta yarış içersinde… Sonrasında Genel Başkanları dahil diğer yöneticiler birbirlerini ite-kaka milletvekili aday adayı olma yarışına bile giriyorlardı. Ancak, beklentileri gerçekleşmedi, öyle ki! ”Kılıçdaroğlu AKP’nın sıkıştırması ile kimliğini yadsıdı, ailesini Horasan’dan gelen Türk soyuna bağlayıverdi. Bununla da yetinmedi dedesini seyit yapıp Konya’da bir türbeye koyuverdi. Oysa seyitliğin, Türkmenlerle ilişkisi olmadığı biliniyordu. CHP Genel Başkanının bu tavrı, parti içindeki ittihatçıları yüreklendirdi tekçiliğe sıkı sıkı sarılmalarına neden oldu. Ve böylece kamuoyunun demokratik umutları da suya düştü…
Hüseyin Aygün’ün açıklamalarından sonra da, Genel Başkanda bir değişim, geçmişle yüzleşme gibi bir çaba görülmediği gibi, ne devletin ceberrutluğunu, ne silahlı kuvvetleri ne de tek parti yönetimini sorgulama gibi bir niyetinin olmadığı, aksine ergenekona ve yaptıklarına sahip çıkma alışkınlıklarının belirgin biçimde sürdüğü, parti ideolojisini değiştirecek hiçbir olayla/olaylarla yüzleşmeyeceği/yüzleşmeyecekleri netleşti.
CHP-Devlet ilişkilerinin ve yapısının özeti böyle. Alevilere gelince; CHP ilişkilerinde ve kimlik belirlemelerinde kör ve sağır olmalarını anlamak zor. Hatta Alevi örgütlerinin yeterince duyarlı davranmamalarını da.
Parti içi demokrasinin işlememesi, tekçilik anlayışını sorgulamaya, Dersimle yüzleşmeye izin çıkmayınca Dersim açıklamalarıyla gündeme oturan Hüseyin Aygün de "U” dönüşü yaptı. Ahmet Hakan'ın Kürt müsünüz? Sorusuna;
Hüseyin Aygün: "Değilim… Ben kendimi Alevi olarak tanımlıyorum. İnsan olarak görüyorum. Ana dilim Zazaca…Dersimliler etnik bir tanım yapmazlar. Milli açıdan nötrdürler. Dersimlilerin ana dilleri Zazaca ve Kürtçedir. Kürtçe de Zazaca da konuşsanız Dersimliler kendilerine yalnızca Alevi derler…"
Bu psikolojiyi nasıl anlamak, anlatmak gerekiyor bilmiyorum. Dersim niye Tunç-eli yapıldı diyen bazı itirazlara, verilecek en iyi yanıtın ya da Dersim'in Tunç-eli’leşmesinin ne işe yaradığını bundan daha net ne anlatabilir ki! Biz anlamasak da…
…Her şeyi açıklayan ve bilen Aygün’ün bu psikolojisinin, CHP'ye oy veren Alevilerin çoğunda da görmek mümkün ama anlamak zor. Diyelim tek tek Alevileri anladık, ama demokratik siyaset yaptıklarını savlayan Alevi örgütlerini nasıl anlamalıyız? Tamam bazı güzel şeylere imza attılar örneğin zorunlu din derslerinin kaldırılması, eşit yurttaşlık hakkı ve de olmayan laiklik ipine sarılmanın dışında? Alevi örgütlerinin de tam bir demokratik mücadele yürüttüklerini savlamak oldukça zor. Anladığımız, bazı Alevi örgüt yöneticileri ve Aygün kanalı ile Alevilerin CHP ile Katolik nikahını tazelediğidir.
"Benim kabem insandır” anlayışını gündeme getiriyorlar, ama ezilenlerle ortaklaşmaya gelince çeşitli bahaneler yaratabiliyorlar. Tek- tek demokratik eylemlerde öldürülenlerin, sindirilenlerin, Kürt siyasetçilerin usulsüz tutuklanmalarının haksızlığına karşı örgütlü mücadele veriyorlar mı? Acaba, bir gün bize de sıra gelir diyorlar mı? Hayır. Teredütsüz, CHP’nin stepnesi olmaktan dışarı çıkamıyorlar. Bu tutumlarını bir-bir anlatmak yerine sadece şunu söyleyeceğim, Alevilerin Ankara’da düzenlediği "zorunlu din dersinin kaldırılması, eşit yurttaşlık hakkı" için yapılan yürüyüşe destek amaçlı katılan BDP'lilerin yuhalandığı ortaklaşmanın reddi değilse nedir, ya da CHP ideolojisinin yansıması değilse nedir?
Ne CHP'nin ne Alevilerin ne de Alevi örgütlerinin Dersimle yüzleşme gibi bir dertleri yok. Her vesile ile ezilen, horlanan bir toplumun bu kadar kör ve sağır olmasını anlamak sosyologlara psikologlara ilginç araştırma konusu olabilir diye düşünüyorum. Ben her şeye karşın, Alevilerin içerisinde bulunan demokratik, dinamik yapının yoğun olduğunu da düşünüyorum. Alevilerdeki bu dinamik yapı son günlerde CHP ile imtihana tutuştu tutuşacak. Bu tutum, Alevilerin CHP ile imtihanının sonuçlarını da belirleyecek. Benim bildiğim ve umudum budur.