
Edip Harabi, ''Yok iken Âdem ile Havva âlemde/ Hak ile Hak idik sırr-ı müphemde/ Bir gece mihman kaldık Meryem’de/ Hazreti İsa’nın öz babasıyız'' diyor şiirinde. Yani her şeyi insandan başlatıyor. Alevi halk şiirini derinlikli bir analize tabi tuttuğum zaman, şu sonuç çıkıyor; Alevilikteki Tanrı anlayışı sevgiden başka bir şey değildir.
Ve Alevilik inancını en iyi anlatan da Alevi halk şairleridir. ''Böyle cilvelerle vakit geçirdik/ Bu enbiya ile çok iş bitirdik/ Başka bir nebiyi Zişan getirdik/ Anın her nutkunu Kuran eyledik…’’ Aslında bu şiirde anlatılan, anlamlı bir yaşamın nasıl olabileceğidir. Bildiğiniz gibi Alevi inancı statik değildir. Günün koşullarına göre kendisini değiştirip dönüştürür. Bundan otuz yıl önce ruh göçüne inanılırdı. Ama günümüzde buna inanan yok denecek kadar azdır. Bu çıkarlar dünyasının hay huyu arasında anlamlı bir yaşam yaşanıyor mu, bu da tartışılır.
Ruh göçüne ilişkin…
Velhasıl gelelim kitabın konusuna. Çeşitli ruhani kişiliklerin menkıbeleriyle kitaba devam ediyor Ezeli Doğanay. Din uluları kendilerinin Hz. Ali ruhunu taşıdıklarını söylerler. Daha doğrusu öyle anlatılır inananlara. Hacı Bektaşi Veli, öldükten sonra kendi cenazesini kendisi taşımıştır. Bosnalı Hasan cami avlusunda içki içerken valinin hışmına uğrar. Zindana atılır. Valinin tayini İstanbul’a çıkar. Ve orada hastalanır. Doktorlar çare bulamazlar. Birisinin bedduasını aldığını belirtir hekimlerden biri. Ve aklına Hasan gelir. Bosna’nın yeni valisine haber yollar, Hasan’ın zindanda çıkarılması için. Her ne isterse de verilmesini ister. Ama yeni valinin gönderdiği adamın söylediklerini dikkate almaz Hasan Baba. Ve valiyi ister. Uzun bir düellodan sonra vali Hasan’ın ayaklarına kadar gider. Valinin hiç çocuğu olmamıştır. Hasan Baba, valiye bir çocuğunun olacağının müjdesini verir. Bir yıl geçmeden bir çocuğu olur. Zamanla büyür çocuk. Bir gün dolaştırılırken koşarak gider dergâha girer. Babası da gider dergâha. Çocuk Hasan Baba’nın ruhunu taşımaktadır. Dergâhta en üst düzeyde görevler alır. Öleceği zaman da Hasan Baba’nın ruhunu taşıdığını itiraf eder…
Kürt Aleviliği
Diğer alevi topluluklardan birçok farklılık gösterirler Kürt Alevileri. Zerdüştlüğe çok yakın bir mesafede dururlar. Ateşe dönerler yüzlerini. Dersim’de Mahmudi Hayrani kışın ortasında kale komutanına taze üzüm ile taze karpuz yollar. Komutan onu huzuruna çağırır. ''Sihirbaz mısın? Bu kışın ortasında taze üzüm ile taze karpuzu nasıl buldun’’ diye sorar. Mütevazidir Mahmudi Hayrani. Sadece Allahın bir kulu olduğunu belirtir. Sonuç olarak komutan sınamak ister onu. Yedi gün yakılmış bir fırının içine, Derviş Gewre adında komutanın hizmetçisiyle girer. Üç gün sonra çıktığında, Mahmudi Hayrani’nin bıyıkları buz tutmuştur. Çünkü fırındayken şahine dönüşmüştür. Kanatlarıyla buza kesmiştir fırının içini. Artık kale komutanı bu zatın ermiş biri olduğuna kanı getirir. ‘’Dile benden ne dilersen,’’ der. O fırından büyük bir köz parçasını alır ve havaya fırlatır. Köz Zewe mezrasına düşer. Seyid Mahmudi Hayrani, közü takip ederek Zewe mezrasına ulaşır. Ateş közünün düştüğü yere elindeki kuru çubuğu diker. Bir gün sonra bakmışlar ki, çubuğun dikildiği yerin paralelinde iki tane daha ağaç yeşermiş.
Burada olayla ateş arasındaki bağlantıya dikkat etmek gerekiyor. Ağaçların yeşermesi ise doğaya verdikleri değerin bir örneğidir. Ondandır ki Dersim ve Kürt Aleviliğinde yaşam veren her şey Tanrısal bir öze sahiptir. Olması gereken de budur. Çünkü can başta olmak üzere, bu evrende bulunan her şey kutsaldır. Hiçbir canlıyı incitmemek, suyu kirletmemek, ağacın yaşamsallığını bilmek gerek.
Diğer dinlerde reenkarnasyon
Aleviliğe çok yakın olan Nusayriliği, Bektaşiliği, Kakayileri, Ezidileri, Ehli Hakçıları da irdelemiş. Ve diğer dinlerdeki ruh göçü üzerine de durulmuş. Hinduizm’den Caynacılık’a kadar, geniş bir yelpazede dinlerdeki ruh göçünü araştırmış. Buda’nın şu sözleri de kafama çakılıp kaldı, ''İyilikten iyilik, kötülükten de kötülük doğar’’ Budacılara göre, Buda 530 hayat yaşamıştır. En sonunda bilgeliğe ulaşmış ve Buda olmuştur. Yani ışığa karışmıştır…
''Alevilik ve Reenkarnasyon’’ adlı kitap kapsamlı bir çalışmanın ürünüdür. Kafamızdaki birçok soruya cevap veriyor.
MEHMET SÖÐÜT